Son dönemdeki küresel gelişmeler karşısında ne yapmak gerektiği konusunda Kudüs ve Tel Aviv’de hiç kimse bir fikir sahibi değil. Gelişmeler iyi mi kötü mü? Yoksa hem kötü hem iyi mi?
Bu durumun iyi bir örneği, Hamas’la El Fetih’in aniden uzlaşmaya karar vermesi ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın birlik hükümeti kurmasıyla yaşandı. İsrail yönetimi, birlik hükümetine sert bir dille yüklendi. Bizzat Başbakan Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Moşe Yalon’un teşvikiyle birlik hükümeti İsrail’in ‘Büyük Şeytan’ı hâline getirildi. Sonra Koruyucu Hat Harekâtı’yla Gazze’de savaş patladı. Savaş sona erdiğinde ise herkes Abbas ve teknokrat hükümetine yalvarıyordu, gelsinler vaziyeti kurtarsınlar, Refah Sınır Kapısı’na yerleşsinler ve böylece herkes zevahiri kurtarsın.
Bunun gibi başka örnekler de var. Örneğin, burada daha önce aktarıldığı gibi isyancıların Golan Tepeleri’ni ele geçirmesi. İsrail hangisini tercih etsin hâlâ bilmiyor: Golan Tepeleri Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın kontrolünde mi olsun? Yoksa Esad’ın elinden çıkıp gelip geçici isyancı örgütlerin hükmettiği devletsiz bir kaos ortamına mı kaysın?
Biz daha bunları düşünürken İslam Devleti’ne (İD) karşı mücadelede İran’ın ABD’yle iş birliği yaptığı haberleri çıkmaya başladı. İlk olarak Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in İD’in meczup Sünni “kâfirlerine” karşı ABD’ye yardım etmenin caiz olduğunu ilan eden özel bir fetva verdiği bildirildi. Devamında ise İran’ın nükleer programı nedeniyle sert mücadele içinde olan bu iki ülkenin İD’i durdurmak için gerçekten eş güdüm ve iş birliği hâlinde olduğu iddia edildi.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.