Suriye’yi bir tsunami gibi savuran savaş, ülkenin toplumsal dokusunu geri dönülmez şekilde bozdu. Savaş, insanların hem birbirine karşı tutumlarını hem ülkelerinin istikbaline bakışlarını örseledi.
Bu değişimi belki de en iyi özetleyen sözler insan hakları mücadelesine damgasını vuran ve barışçıl, ılımlı, laik ayaklanmanın simgesi olan Rezan Zeytune’ye ait: “Devrim ilk başta içimizdeki en iyi yönleri ortaya çıkardı ama bir süre sonra fevkalade bir senkron içinde en kötü yönler de dışa vurmaya başladı.” İlham verici Zeytune, ezilenleri ve halkını zulme karşı savunmaya adanmış, korkusuz ve fedakâr bir avukattı. Önce rejimin baskısına uğrayan Zeytune, daha sonra Duma’da isyancılar tarafından kaçırıldı ve ekibiyle birlikte “kayboldu.”
Zeytune’nin bu sözleri ne yazık ki silaha sarılan birçok insan için geçerli. Bu kişiler, halkın çektiği acılar ve ulusun parçalanması pahasına bencilce bir fırsatçılık ve zenginleşme arzusuyla devrime katıldı. Birçoğu kargaşa ve kitlesel kalkışmayı önemli biri olmak için bulunmaz fırsat olarak gördü. Ancak bu önemli “birinin” egosu büyük, cebinde biraz parası olan, şiddet kullanan silahlı bir adamın ötesinde nasıl “biri” olacağını pek düşünmediler.
Geçtiğimiz günlerde Halep’te ailesini ziyaret eden zeytin yetiştiricisi Ebu Velid ile karşılaştım. Malkiye kasabası yakınlarda geniş arazilerin sahibi olan Ebu Velid’i arkadaşlarla Malkiye civarlarına gezmeye gittiğimiz günlerden beri tanıyorum. Ebu Velid sohbetimizde eski bir çalışanı olan ve bir zamanlar Halep’in kuzey kırsalındaki zeytinliklerde traktör süren Ahmed adında genç bir tarım işçisinin hikâyesini anlattı. Türkiye sınırındaki Azez kasabasının köylerinden olan Ahmed’in hikâyesi, devrimin çoğulculuk, hoşgörü ve demokratik sivil yönetim gibi ilkelerde mesafe alamadan insanların en kötü yönleri nasıl ortaya çıkardığının çarpıcı bir örneği.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.