İran’ın Doğu’ya mı Batı’ya mı bakması gerektiğine dair tarihsel tartışma, Ukrayna kriziyle birlikte ülkenin entelektüel ve siyasi çevrelerinde yine gündeme geldi. Haklı olarak Ukrayna krizi, Rusya (Doğu) ile Batı’nın (ABD) bölgesel ve küresel nüfuzlarını belirlemek için jeostratejik bir çekişmesi olarak görülüyor. İran’ın böyle bir kriz karşısında nasıl bir siyaset izlemesi gerektiği sorusu ortaya çıkıyor.
Krizin kendisi, İran için ivedi bir dış politika meselesi değil. İran Ukrayna ile komşu değil ve iki ülke arasında yoğun bir ekonomik ilişki yok. Yani bölgesel bir yönü olmayan bu mesele, büyük güçlerin rekabetini yansıtıyor. Ancak, krizin iki ana tarafı olan Rusya ve Batı (ABD), İran’ın iki acil dış politika meselesinde – nükleer müzakereler ve Suriye krizi – doğrudan yer alıyor. Dolayısıyla konu İran için önem kazanıyor.
Rusya, İran’ın BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan P5+1 Grubu ile yürüttüğü nükleer görüşmelerde bir nevi ortağı ve uluslararası müttefiki olarak yer alıyor. Ayrıca, Suriye krizinde de İran’ın başlıca destekçisi. Ancak İran bu arada uluslararası yaptırımların kaldırılması için Avrupa Birliği başta olmak üzere Batı ile bir yumuşama ve güven tesis etme yoluna girmiş durumda. Bu koşullarda İran nasıl hareket etmeli?
İran’daki görüşlerden biri, İran’ın doğal olarak dostunun, yani Rusya’nın yanında yer alması yönünde. Bu, elbette ki İran’ın Rusya’nın Kırım’a asker göndermesini onayladığı anlamına gelmiyor. Buradaki asıl sav şu: Batı’nın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmak, İran’la Rusya’nın ortak çıkarı. Buna göre, iki ülkenin yoğunlaşan ilişkileri, stratejik bir mantığa dayanıyor ve iki devletin menfaat ve güvenliğini korumayı, bölgesel iş birliğini genişletmeyi amaçlıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.