Tüm dünya ekonomisine olduğu gibi Türkiye ekonomisine ve kamu maliyesine 2020’de damgasını vuran COVID-19 pandemisi oldu. Dünyanın birçok yerinden farklı olarak Türkiye, pandemiye zaten kırılgan bir ekonomi ve açıkları büyümeye başlamış bir kamu maliyesi ile girdi.
Özellikle yılın ikinci çeyreğinde ağır bir küçülmeye yol açan pandemiden dolayı kapanmalar, ekonomiyi ve vergi gelirleri hızla azalan kamu maliyesini de sert biçimde vurdu. İkinci çeyrekte (nisan-haziran) yaşanan yüzde 10 dolayındaki sert ulusal gelir (GSYH) gerilemesinin ardından pandemi riski devam ederken alınan “açılma” kararları ile üçüncü çeyrekte (temmuz-eylül) ucuz ve bol kredi, döviz fiyatına baskı gibi geçici kaldıraçlarla ekonomi yüzde 7’ye yakın büyüyerek toparlandı. Kredi teşvikinin birikmiş etkileri son aylara da yansıdı ve ekonomideki toparlanma yılın son çeyreğinde de sürdü. Önemli kırılganlıkları beraberinde getirse de yılın ikinci yarısında gerçekleşen toparlanma, ekonominin daha çok küçülmesini önlerken bütçe açığının büyümesini de frenledi. Ama geleceğe büyük borç yükleri ve küçülme kısıtları bırakarak.
Merkezi bütçede ve yerel yönetimler, sosyal güvenlik kuruluşları, KİT’lerin bütçelerinde de açığın büyümesi ile devletin “kara delikleri” hem sayıca arttı hem riskleri katlandı.
Açıklar büyüdükçe devletin iç ve dış kaynaklardan borçlanma ihtiyacı da arttı ve sonuçta devletin borç stoku yeniden büyümeye başladı. Yapılan borçlanmalar için ödenen faizlerde de çok hızlı bir tırmanış var. Uzun yıllar “mali disiplin” göstergesini vitrininin başköşesine koyarak yabancı yatırımcıya güven veren iktidar, şimdi mali disiplini de bozulmuş, buna bağlı olarak borçlanma ihtiyacı da artmış pozisyonda. Bu sıkışmışlık, fon talebi artacak devlet üzerinden faizlerin tırmanmasına yol açacak gibi de görünmektedir.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.