Türkiye askeri danışmanları, teknik desteği ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) Kafkasya’daki savaşta dengeyi Ermenistan aleyhine bozarken çözüm sürecinin parçası olmak için de kendini dayatıyor.
Ankara, 1994 Bişkek Protokolü’nden bu yana AGİT Minsk Grubu’nun arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerden sonuç alınmadığı gerekçesiyle çözüm mekanizmalarını değiştirmek istiyor. Türk hükümeti, Azerbaycan yönetiminin yerine geçip uluslararası toplumun ateşkes çağrısına “Ermenistan işgal ettiği topraklardan çekilmeli” şartını koşarken Minsk Grubu’nun işlevselliğini de sorguluyor. Bu çıkışlara Türk SİHA’larının çok işe yaradığını teslim eden Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Türkiye Karabağ’daki çözüm sürecinde yer almalıdır” mesajı eşlik ediyor.
Tartışmalar ve verilen mesajlardan hareketle birkaç varsayım üzerinde durulabilir:
- Azerbaycan ve Türkiye’nin ortaklaşa idealize ettiği hedef, askeri olarak sadece işgal altındaki yedi rayon değil Karabağ’ı da tamamen ele geçirmek. Rusya’nın Suriye, Libya, Ukrayna ve Kırım gibi açık dosyalardan sonra Kafkasya’da çok temkinli hareket etmesi, Amerikan yönetiminin başkanlık seçimiyle meşgul olması, Avrupa Birliği’nin diplomatik ağırlığını yitirmesi ve Erivan’ın uluslararası toplumdan aradığı desteği bulamaması Türkiye’nin askeri çözümde ısrar etmesini kolaylaştırıyor.
- Ancak çatışma süreci uzarsa aranan zaferin askeri, insani, ekonomik ve diplomatik maliyetleri Bakü ve Ankara’yı pozisyonlarını gözden geçirmek durumunda bırakabilir. O yüzden güney koridorunda Cebrayil ve Fuzuli gibi birkaç yerde kısmi zaferlerden sonra masaya dönmek kaçınılmaz hale gelebilir. Ki Aliyev’in Türkiye’nin kararlı tutumundan daha esnek bir yaklaşımla ateşkes için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilme takvimi vermesini istemesi o noktaya yaklaşıldığının bir işareti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Bakü’ye gitmesi diplomasi yolunun yavaş yavaş açılacağını gösteriyor. Yine de her şey toz duman.
- Türkiye’nin “sonuna kadar gitme” mesajıyla yapmaya çalıştığı şeylerin başında Rusya’dan Suriye ve Libya’da koparacağı tavizlerin dışında Kafkasya’da denkleme girmek geliyor. Öncelikle Fransa, ABD ve Rusya’nın eş başkanlığındaki Minsk Grubu’nu tamamen itibarsızlaştırıp çözüm sürecini Rusya ve Türkiye arasında ikili bir mekanizmaya dönüştürmek isteyebilirler. Çavuşoğlu, Bakü ziyareti sırasında ateşkes çağrılarına “Peki sonra ne olacak? Bugüne kadar ateşkes oldu da ne oldu? Ermenistan'a derhal Azerbaycan topraklarından çekil diyebiliyor musunuz? Çekilmesi için bir çözüm üretebiliyor musunuz? Hayır!" yanıtını verirken Minsk Grubu ile ilgili de şunu söyledi: “Minsk ülkeleri işgalciyle mağduru aynı kefede tuttu. Böyle gitmeyeceğini tüm dünya anlamalı.” Hâlihazırda Suriye’de Astana, Soçi ve Moskova mutabakatlarıyla işleyen bir Türk-Rus ortak mekanizması, Libya’da ise adı konulmamış bir diyalog süreci işliyor. Bu modellemeyi Kafkasya’ya taşıma ihtimali üzerinde duruluyor.
- Bir tür Türk-Rus ortak mekanizması geliştirilemezse Türkiye’yi içine alacak şekilde Minsk mekanizmasının geliştirilmesi üzerinde durulabilir. Burada da başka bir sorun beliriyor. “Türkiye ile Azerbaycan birdir” beyanıyla çatışmada kendini taraf olarak tanımlayan bir devletin arabuluculuğu nasıl formüle edilecek? Amerikalılar bir kenara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransızlara tahammülünün olmadığı sır değil.
Osmanlının kendini çok fazla kaptırmadığı Trans Kafkasya bölgesi, imparatorluk döneminde daha çok Ruslar ve İran arasında paylaşım savaşına sahne oldu. Maceralarıyla Osmanlı’ya ağır bedellen ödettirmiş Enver Paşa’nın 1918’de “Kafkas İslam Ordusu” ile Kafkasya seferi kısa sürmüştü. Erdoğan tıpkı Rusya lideri Vladimir Putin gibi imparatorluk döneminin stratejik değerlendirmeleriyle eski periferide kendi gücünü yeniden tahkim etme hevesleri taşıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.