Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’yle ilgili son gelişmeleri ve krizin çözümüne yönelik adımların koordinasyonunu görüşmek üzere 28 Ekim’de İranlı ve Suriyeli mevkidaşları Muhammed Cevad Zarif ile Velid Muallim’i Moskova’da ağırladı. Rusya ve İran’ın Suriye’deki iş birliğinin yeni bir yansıması olan bu toplantı, Tahran-Moskova ilişkilerinin niteliği ve seviyesi, bu yakınlığın sürüp sürmeyeceği konusunun tekrar medyanın gündeminde olduğu bir dönemde gerçekleşti. İki ülke arasındaki yakınlığın bir başka işareti olarak 24 Ekim’de Rusya’nın İran vatandaşlarına vizesiz seyahat hakkı tanımayı düşündüğü bildirildi. Bunun yanı sıra Rusya son aylarda İran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne tam üye olmasını destekleyeceğini ve İran’la Avrasya Ekonomik Birliği arasında iş birliğini artırmak istediğini söylüyor. Tüm bu gelişmeler şu önemli soruyu gündeme getiriyor: İran’la Rusya arasında bir “ittifak” mı oluşuyor?
Uluslararası açından bakıldığında Moskova’nın mevcut dış politikasını belirleyen başlıca etmenin ABD başta olmak üzere Batı’yla çatışması olduğu söylenebilir. 2014’te Ukrayna kriziyle başlayan bu çatışma, Rusya’nın Suriye’deki askeri müdahalesi ve NATO’nun doğuya doğru genişleme planları gibi sıcak konularla yoğunlaştı. Batı’dan gördüğü baskı bağlamında Rusya, uluslararası denklem ve dengelerde ABD karşısında ağırlığını artırmaya çalışıyor ve bunun için ABD hegemonyasına karşı koyan ikili ve çok taraflı ortaklıkların merkezine konumlanıyor, çeşitli bölgesel ve küresel güçlerle iş birliğine gidiyor. Bu anlamda Rusya’nın doğu cephesindeki ana hedefleri Çin’le ilişkileri pekiştirmek, Güney Asya’da da Hindistan’la ilişkileri geliştirip güçlendirmek olarak sayılabilir. Kurumsal düzeyde ise Moskova, Şangay İşbirliği Örgütü ile BRICS grubunu etkinleştirmeye ve canlandırmaya çalışıyor.
Orta Doğu’nun bölgesel güçlerinden biri olarak İran da Rusya’nın ortaklık ve iş birliği stratejisinde yer alıyor olabilir ama bu anlayış, Tahran’la ilişkileri geliştirme hedefinin Rusya açısından içsel ve aktif bir mantıktan ziyade dışsal ve pasif bir mantıkta olduğu anlamına geliyor. Yukarıda belirtilen hususlar bağlamında Rusya’nın Orta Doğu’da ABD’ye karşı koyma çabaları İran’la ilişkileri geliştirmekle sınırlı değil. Rusya’nın mevcut koşullarda ve Suriye gibi kritik bir konuda en kapsamlı ilişkileri İran’la geliştirdiği doğru ancak Rusya bölgenin başka önemli aktörleriyle de ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor.
Örneğin Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesinin ardından iki ülke hızla bölgesel iş birliğine doğru yol alıyor. Son aylarda Mısır da yavaş yavaş ama aşikâr biçimde Rusya’yla yakınlaşıyor, iki taraf arasında ekonomik ve askeri anlaşmalar yapılıyor. Bu arada Moskova’nın Suudi Arabistan’la da en azından ekonomik alanda ilişkileri geliştirme konusunda ciddi olduğu görülüyor. Her ikisi de İran’ın bölgesel rakipleri olan Türkiye ve Suudi Arabistan bakımından izlenen yol İran’ın menfaatleriyle örtüşmüyor. Bu da şunu gösteriyor ki Rusya’nın İran’a yaklaşımı göründüğü gibi özgün ve özel değil. Bu yaklaşım her şeyden önce küresel konumunu güçlendirmek isteyen Moskova’nın uluslararası sahnede denge kurma mantığından ileri geliyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.