İsrail'in Nabzı

İsrail’in Orta Doğu’daki gizli diplomatı: Mossad Başkanı

By
p
Article Summary
Sünni devletlerle ilişki kurmaya büyük önem atfeden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, bu çabalar kapsamında Mossad Başkanı Yossi Cohen’i gizli görevlerle çeşitli yerlere gönderiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Üst düzey bir İsrail savunma yetkilisi, bazı Müslüman devletlerin İsrail’le olan gizli kapaklı ilişkilerini son dönemde açığa vurmasını “yavaş pişirme” işleminin sonuçlarına benzetiyor. Bu belki de tarihin en uzun “pişirme” işlemiydi ve ekim sonunda fırından etkileyici bir yemek çıktı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, eşi Sara ile birlikte 26 Ekim’de Umman’ın başkenti Muskat’a büyük yankı uyandıran, aleni ve tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi. Sultan Kabus Bin Said, Netanyahu ve maiyetini krallara yakışır şekilde karşılarken, bu tip durumlara özgü azımsama refleksinin aksine Umman medyası da ziyarete geniş yer verdi, hatta övücü bir tutum takındı.

Bahsi geçen savunma yetkilisi Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Bu aleni ziyaretin üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti ve (olumsuz) hiçbir şey olmadı. İran hariç, tek bir Müslüman veya Arap ülkesi Netanyahu’yu ağırladığı için Umman’ı kınamadı, eleştirmedi. Perde arkasında bunun tam tersi oldu. Bu, başka devletlere de yansıyacak, İsrail’le ilişkileri normalleştirmenin bugünlerde sıkıntı yaratmaktan ziyade avantaj sunduğunu anlayacaklar.”

Netanyahu’nun ziyaretinin ardından Umman Sultanı iki temsilcisini, Salim Bin Habib El Umeyri ve ardından Umman Dışişleri Bakanı Yusuf Bin Alavi’yi Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’a kısa ziyaretler yapmak üzere Batı Şeria’daki Ramallah’a gönderdi. Londra’dan Arapça yayınlanan Eş Şark El Avsat gazetesine göre Umman, İsrail-Filistin barış sürecini, Başkan Donald Trump’ın “nihai anlaşma” dediği ve uzun zamandır hazırlığı yapılan ABD çözüm planı temelinde canlandırmaya çalışıyor.

Öte yandan Umman ziyaretinin gizli hazırlıklarına vakıf olan üst düzey bir İsrailli kaynak ziyaretin sonuçlarına ilişkin beklentileri aşağı çekti. Kaynak Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Umman’ın İsrail’le Filistinliler arasında yeni bir arabulucu olması söz konusu değil. Ummanlılar sıkletlerini biliyor ve bu ringde öne çıkmaya çalışmıyorlar. Yardım etmeye çalışıyorlar. Umman son yıllarda Orta Doğu’nun İsviçre’si olarak konumlanıyor, arabuluculuk yapmaya, bölge dışındakiler dâhil her türlü çatışmada köprü olmaya çalışıyor. İsrail de böyle bir yardım almaktan memnun.”

İsrail ile Müslüman dünya arasında filizlenen bu diplomasinin arkasında Umman’da da Netanyahu’ya eşlik eden Mossad Başkanı Yossi Cohen var. Bölgedeki başkentler arasında baş döndürücü bir hızla mekik dokuyan Cohen, İsrail’le diplomatik ilişkisi olmayan ülkelerle gizli iş birliğini derinleştiriyor, İsrail ile Sünni devletler arasındaki bölgesel ittifakı idame ettiriyor. Bu ittifakın kaynağında Suudi Arabistan başta olmak üzere Sünni devletlerin İran’ın artan nüfuzundan duyduğu derin kaygı yatıyor.

Arapça ve İngilizceye etkileyici hâkimiyetinin yanı sıra keskin siyasi sezgilere sahip olan Cohen, İsrail’deki iktidar kulislerinde “fiili dışişleri bakanı” diye anılıyor. Umman ziyareti, İsrailli bir heyetin Müslüman ağırlıklı Çad’a yakın dönemde yaptığı gizli ziyaret, Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın eylülde ziyaret ettiği Azerbaycan’la kurulan ilişkiler, büyük bir buzdağının sadece ucu.

ABD yönetimi çok muhtemel ki Umman ziyareti öncesinde bilgilendirildi, Umman’daki ABD büyükelçisi de durumdan haberdardı. Ziyaret İran tarafından protesto edilse de ne İsrail’de ne Umman’da kimse pek kaygılı görünmüyor.

Kıdemli bir güvenlik yetkilisi kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “İranlılar, nükleer programları konusunda küresel güçlerle yaptıkları anlaşmayı Umman’a borçlu olduklarını biliyor. İran hâlihazırda girdiği tüm cephelerin üstüne yeni bir cephe açma lüksüne sahip değil. Neticede ziyaret tüm Orta Doğu’da sükûnetle karşılandı ki bu da herkese İsrail’le ilişkilerin bugünlerde yükten çok kazanım olduğu mesajını veriyor.”

Bu balayı havası bir yana, İsrail yönetimi şunun farkında: Filistinlilerle bir barış süreci ya da en azından müzakereler ve bir ölçüde normalleşme olursa bu, Arap dünyasıyla olan normalleşme sürecini teşvik edebilir, hızlandırabilir. Netanyahu’nun geçtiğimiz günlerde güvenlik şefi Nadav Argaman’ı Abbas’la görüşmeye gönderip Ramallah’la ilişkilerden geriye ne kaldıysa kurtarmaya çalışması, bu idrakten kaynaklanmış görünüyor. Ummanlı temsilcilerin Abbas’a gitmesi de muhtemelen aynı sebepten kaynaklanıyor.

Gazze Şeridi’nde Hamas’la uzun vadeli ateşkes sağlamaya çalışan İsrail, aynı zamanda Abbas’la gerilimi düşürmeye çalışıyor ki bölgesel düzlemde filiz veren meyveleri toplayabilsin. Trump’ın barış planı beklenirken perde arkasında tansiyon yükseliyor. Plan muhtemelen önümüzdeki yıl yapılacak İsrail seçimlerinin ardından açıklanacak. Plan dâhilinde ABD’nin Doğu Kudüs’ü müstakbel Filistin devletinin başkenti olarak tanıyacağını, kıdemli İsrailli bakanlar şimdiden biliyor. Bu, Netanyahu ve sağcı hükümeti için acı bir reçete olacak. Bu nedenle planın seçim sonrasına ötelenmesi için girişimler yapılıyor. İsrail şimdi Umman ve başka aracılar üzerinden Abbas’ı yumuşatmaya ve Ramallah cephesinde sükûneti yeniden sağlamaya, aynı zamanda da bölgesel ivmeyi artırmaya çalışıyor.

Netanyahu ile Sultan Kabus’un kimyası hemen tuttu. İskoçya’da eğitim alan Sultan mükemmel İngilizce konuşuyor. İki lider arasında akıcı bir iletişim oluştu. Netanyahu İsrailli gazetecilere verdiği brifingde Sultan’dan parlayan gözlerle bahsetti. Belli ki vurulmuştu. “Onda sanatçı ruhu var. Son derece eğitimli ve etkileyici. Aynı kitapları okuduğumuzu keşfettik.” diyordu. Sultan’dan ne öğrendiği sorulduğunda ise Netanyahu cevabı kendisine saklamayı yeğledi, iki şey öğrendiğini ama bunları ileride hatıratında açıklayacağını söyledi. Peki Sultan’ın babasını devirerek iktidarı ele geçirdiğinin farkında mıydı? Netanyahu bu soruya “Evet, bu doğru ama onu hapse atmadı.” diye cevap verdi.

Umman ziyaretinin yarattığı coşku tarihi bazı gerçekleri gölgede bıraktı. İsrail-Filistin barışını öngören 1993 Oslo Anlaşması imzalanmasaydı Umman’la ilişki mümkün olmayacaktı. Umman’a giden ilk İsrail başbakanı merhum Yitzhak Rabin olmuştu. Rabin’in kasım 1995’te suikasta uğramasından sonra başbakan olan Şimon Peres de 1996’da Umman’a gitmişti. Peres’i havaalanında İsrail’in ulusal marşı Hatikva’yı çalan askeri bando karşılamıştı. Netanyahu’dan farklı olarak Peres’in yanında gazeteci getirmesine izin verilmişti. Bu satırların yazarı da o grubun içindeydi. O günler “Yeni Orta Doğu”nun doğuşunu müjdeler gibiydi ama bu beklenti, 2000 yılının sonunda patlak veren İkinci İntifada’nın ateşiyle yerle bir oldu. Netanyahu şimdi “Yeni Orta Doğu” vizyonunu barış süreci olmadan canlandırmaya çalışıyor ve bölgesel Şii tehdidi nedeniyle bunu başarabilir de.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: israil filistin çatışması

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept