TURKEY PULSE


 

Güneydoğulu kadınlar 20 yılda neler kazandı?

Author: Mahmut Bozarslan
Posted Mart 8, 2018

DİYARBAKIR -- 1990’lı yılların ortalarında Türkiye’nin Güneydoğu’sunda şiddetin her türlüsü olağan hale gelmişti. Türk güvenlik güçleri ve PKK arasındaki çatışmalar, kırsal kesimleri olduğu kadar kentleri de etkiliyordu. Şiddetten herkes payına düşeni alıyordu. Faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar arasında töre cinayetleri, erken evlilikler, kadına yönelik şiddet de sıradanlaşmıştı. Bunlar sadece gazetelerin iç sayfalarına haber olmaktan öteye gitmiyordu. Bu şiddet sarmalının ortasında bir emekli öğretmenin başlattığı girişim kadınların umudu oldu. Emekli öğretmenin adı Nebahat Akkoç. Eşini faili meçhul siyasi bir cinayete kurban vermiş, ardından da yaşamını kadın mücadelesine adamış.

1996 yılında işe bir anketle kadınların sorunlarını belirleyerek başlayan Akkoç ve arkadaşları, 1997 yılında Kadın Danışma Merkezi’ni (KAMER) kurdu. KAMER karanlık yıllarda, kelimenin tam anlamıyla kadınların umudu oldu. KAMER, şiddet gören, tecavüze uğrayan, cinayet tehdidi altında bulunan kadınlar için adeta kurtarıcı oldu. Şiddet mağdurlarına, töre adına işlenecek cinayetin muhtemel kurbanlarına destek olmak, öldürülme tehlikesi yaşayan kadınlara yardım ve yaşamlarını güvence altına almak, KAMER’in ilk yıllardaki faaliyetleri arasındaydı.

Tüm dünyada kadınlar 8 Mart’ı kutlarken, KAMER de 20 yılını geride bıraktı. Peki, bu 20 yıl kadın mücadelesinde neleri değiştirdi?

Al-Monitor’a konuşan KAMER’in kurucusu Nebahat Akkoç, üç önemli değişikliğe dikkat çekti: “En büyük değişiklik erken ve zorla evlilikler konusunda olmuş. Biz 1997 yılında çalışmaya başladığımız zaman, bizim bölgemizdeki erken ve zorla evlilikler oranı yüzde 52’idi. Şimdi baktığınız zaman yüzde 33-35 arasıdır. Orada en çok korkutan şey 12 ve daha küçük yaştaki evlilikler. Orada ciddi azalma var. Ama hala vahim bir durum. Yüzde 33-35 az bir rakam değil. Bizi heyecanlandıran değişikliklerden birisi 1997 yılı öncesi yaptığımız bir araştırma, 100 kadından 95’nin şiddeti kabul ettiğini, boyun eğdiğini gösteriyordu. Şöyle diyorlardı: ‘Kadın olmak şiddet yaşamayı da gerektiriyor.’ Hem bazı akademisyenlerin hem Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı çalışmalarda 100 kadından 90’ının artık ‘Haklı şiddet yoktur, biz şiddeti kabul etmeyeceğiz, onunla mücadele edeceğiz’ dediğini görüyoruz. Biz de en büyük yatırımımızı, sorunların esas sahibi olan kadınların farkındalık yaşaması için harcadık ve sonuç aldığımızı görüyoruz.”

Siyasi iklimin etkisine de değinen Akkoç sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kadınların hepsi şiddetle baş etmek için mücadele ediyor mu? Hayır, ama yarısı etmeye başladı. Yüzde 45 oranında şiddet oldukça görünür.  Diğeri ise hala çeşitli sebeplerle gizli yaşanmakta. Diğeri de azalacaktır ama bunu için cinsiyet eşitliğini destekleyen kararlı bir siyasi yapı gerekiyor. Bunu her zaman göremiyoruz. Özellikle şu son yıllarda şiddet dili çok baskın, yaşanan savaş ve çatışmalar nedeniyle militarist düşünce şu anda önde, dolayısıyla bu kadına yönelik şiddeti arttıran, şiddet ile baş etme yollarını tıkayan bir durum.  Normal koşulları yaşasak, kadın kuruluşlarını yeterince destekleyen bir siyasi irade olsa durumun daha hızlı değişeceğini düşünüyorum.”

Akkoç’a göre kuma evlilikleri oranında da ciddi bir düşüş var: “Biz başladığımız zaman yüzde 20’lere yaklaşıyordu, şimdi yüzde 10 hatta 9’a düştü. İmam nikâhı oranı neredeyse sıfırlanıyor.”

Aradan geçen zamanda ceza yasalarında da önemli değişiklikler olduğunu vurgulayan Akkoç, şöyle devam etti: “Tecavüzcü tecavüz ettiği kadınla evlenmeyi kabul ederek ceza almaktan kurtuluyordu. Orada kadının düşüncesinin, durumunun, yaşam boyu yaşayacağı ruh halinin ne olacağın kimse hesaplamıyordu. Burada da çok önemli bir değişiklik oldu. Şu anda tecavüz için gerçekten ağırlaştırılmış cezalar veriliyor, en azından kanun böyle diyor. Uygulamada her zaman böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Namus saikıyla işlenen cinayetlere kanunen indirim getiriliyor. Eskiden Kürtlere haiz olduğu zannedilirdi ama Türk Ceza Kanunu çok cinsiyetçiydi. Bu cinayetler için ciddi ceza indirimleri vardı. Şimdi bu ortadan kalktığı gibi, aile meclisine katılıp kadınla ilgili ölüm kararı verenler de azmettirici sayılıyor. Neredeyse cinayeti işleyenle aynı cezayı alıyorlar ve bu genellikle ağırlaştırılmış müebbet hapis oluyor.”

KAMER’in 20 yılda yardım eli uzattığı kadın sayısı 550 bine ulaştı. Kazanımları yeterli bulmayan Akkoç, “Neden biz erken ve zorla evlilik oranını sıfırlamayalım ya da en azından yüzde 10’ların altına düşürmeyelim? Hala namus adına işlene cinayetler olsun, tecavüz vakalarında olsun bir takım anlamsız indirimler uygulanıyor. Bu indirimler suça teşvik ediyor, caydırıcı olmuyor. Bunlar olmasa daha iyi sonuçlar elde edebiliriz ama en zor mücadele budur. Çünkü içselleştirilmiş, binyıllardır süregelen uygulamaları, dili, iletişimi ve davranışı değiştirmeye çalışıyoruz, Eminim ki bu 550 bin kadında istediğimiz etkiyi yaratamamışızdır. Diyelim ki yüzde 30’una ulaşmışsak bile bu bence çok güzel bir sayıdır. Çünkü başka bir göstergemiz daha var. Eğer bir kadın şiddeti gerçekten fark ediyorsa, ondan kurtulmanın mümkün olduğunu görüyorsa ve başarıyorsa çevresindeki 10 kadına ve beş çocuğa yararlı oluyor. 550 bin kadının hepsinde aynı etkiyi yaratmadık ama biz etki yarattığımız bir kadını 10 kadın olarak hesaplıyoruz” şeklinde konuştu.

Çalışmalarına Diyarbakır’da başlayan KAMER halen Türkiye’nin yedi bölgesindeki 40 ilde faaliyet gösteriyor.

“Damlaydık, okyanus olduk!” sloganıyla yoluna devam eden KAMER, Suriye iç savaşından kaçan kadınlara da yardım eli uzatmaya başladı.  Önce onlara Türkçe kurslar açan KAMER, destek olduğu Suriyeli kadınların yaşamlarını bir kitapta topladı.

Bu kadınlardan biri olan 44 yaşındaki Luts savaştan kaçışını şu cümlelerle anlatıyor: “Savaş çocuklarımı çok kötü etkiledi. Bombalar yağıyordu ve çocuklarım okula gidemiyordu. En büyük oğlumu askere alacaklardı, o yüzden apar topar kaçtık. Eşim Suriye’de kaldı. En büyük kızım haricinde çocuklarımla beraber kaçtım. Sınırdan pasaportla geldik. Biz savaşı yaşadık, gördük. Çok kötüydü. Burada hiç yabancılık çekmiyoruz. Suriyeli olduğumdan dolayı da hiç dışlanma yaşamadım. Buradaki kadınlar Suriyeli kadınlara hiç kötü davranmıyor, hiç dışlanma yaşamıyoruz. Bu sebepten de başka şehre veya başka ülkeye gitmeyi hiç düşünmedim.”

30 yaşındaki Naze ise Halepli bir Kürt ailenin kızı. Hukuk eğitimi alan Naze’nin yüksek lisan hayalleri savaşa kurban gitmiş. Naze, “Halep’in eğitimi zor ve iyidir. Kolay giremezsiniz Halep Üniversitesi’ne. Ben okudum ve bitirdim. Staj yapıyordum, hatta yüksek lisans yapmaya hazırlanıyordum ama savaş çıktı. Mecburen bıraktım ve buraya geldim. Türkçe, Kürtçe, Arapça ve İngilizce biliyorum. Ama İngilizceyi unuttum. Amerikalıların ‘green card’ı var ya her kapıyı açan, Suriye’de de hukuk diploması da ona benzer. Ama ben o diplomayla Türkiye’de avukatlık yapamıyorum. Çünkü burada denklik vermiyorlar” diyor.

Mahmut Bozarslan
Katkıda Bulunan Yazar,  Türkiye'nin Nabzı

Mahmut Bozarslan gazeteciliğe 1996 yılında Diyarbakır’da başladı. Sabah Gazetesi, NTV ve El Cezire Türk’te muhabirlik yaptı. Bu sırada Fransız Haber Ajansı AFP’ye de serbest muhabir olarak katkıda bulundu. Bozarslan Kürt sorununun çeşitli yönleri, Irak Kürdistanı, kadın sorunu, mülteciler, yerel ekonomi gibi konularda haberler yaptı. Twitter hesabı: @mahmutbozarslan

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly

Al-Monitor - Orta Doğu’yu şekillendiren trendler hakkında özel haberler

©2018 Al-Monitor. All rights reserved.