Türkiye'nin Nabzı

Sivil toplum örgütlerinden barış atağı

By
p
Article Summary
Türkiye’de birçok kesim yeniden çözüm sürecine dönülüp dönülmeyeceğini tartışıyor. Yeni bir süreç için ilk adımı ise sivil toplum örgütleri attı. Diyarbakır merkezli STK’lar Toplumsal Barış Ağı’yla barışı Türkiye’nin batısına anlatmak için harekete geçti.

ANKARA -- “Devlet çözüm süreci konusunda netse PYD-HPG-PKK’ya karşı terör örgütleri söylemini söylememesi lazım”, “PKK’nın savaş karşısında AK Parti kadar heyecanlı olduğu izlenimine kapıldık”, “Çözüm süreci PKK’nin silahsızlandırılması sürecidir”… Bunlar, Ankara’da hafta sonu sessiz sedasız düzenlenen bir toplantıda dile getirilen görüşlerden bazıları. Bu görüşlerin sahipleri, Türkiye’nin değişik kesimlerini temsil eden sivil toplum kuruluşlarının üyeleri. Tartışılan konu ise Kürt sorununa çözüm süreci.

Devlet kanadında, PKK’nın dâhil olmayacağı yeni bir sürecin sinyalleri son zamanlarda sıkça verilir oldu. PKK kanadı ise kendilerinin içinde olmadığı bir sürece itiraz ediyor. Bu tartışmalar arasında soruna çözüm bulmak için bu kez sivil toplum harekete geçti. Merkezi Diyarbakır’da bulunan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Kürt sorununa bir çözüm bulabilmek için “Toplumsal Barış Ağı” adıyla bir çalışma başlattı.

Çalışmanın amacı soruna sivil toplum üzerinden çözüm aramak. Ağın bünyesinde bölge illerinden çok sayıda sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Önce Kürtlerin yaşadığı illerde yapılan toplantılarda ağın amacı anlatıldı. Çalışmanın ikinci ayağında ise ağ üyeleri Ankara’da toplandı.

“Toplumsal Barış Süreçlerinde Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü” adıyla düzenlenen toplantıda Türkiye’nin doğusu ve batısındaki sivil toplum kuruluşları bir araya geldi. Bu kez hedef, Kürt sorununu sivil toplum kuruluşları üzerinden Türkiye’nin batısına anlatmaktı. Toplantıya AK Partili eski milletvekilleri, CHP’ye ve Kürt siyasetine mensup isimlerin yanı sıra yazarlar, akademisyenler ve gazeteciler katıldı.

Çözüm süreci neden sona erdi? Yeni bir sürecin başlaması için neler yapılmalı? Toplantının iki temel gündem maddesi bunlar oldu.

“Kısa hayatım boyunca gördüğüm şey, Kürt sorunu Orta Anadolu’da insan hakları ihlali olarak görülmedi. Anadolu’da Kürt sorunu terör sorunu oldu. İktidarın çok büyük bir çıkarı olmadığı sürece çözüme ilişkin adım atacağını düşünmüyorum. Yapılması gereken şey çözüm sürecinin tek çözüm yolu olduğunu STK’lar olarak dillendirmek.” Toplantıda dile getirilen görüşlerden biri böyleydi.

Çözüm sürecinde aktif görev alan akademisyen Levent Korkut ise şu görüşleri dile getirdi: “Dünyadaki çalışmaların hepsinin gösterdiği, başarı üç şeye bağlı: İktidarın kendisini adamış olması, iktidarın muhatap kabul ettiği örgütlerin sürece desteği ve ciddi bir halk desteği. Kolombiya’da halkın destek vermemesine rağmen siyasi aktörler irade koyup süreci bitirmedi.”

Toplantıya katılan AK Parti eski Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ise çözüm sürecinde üçüncü göze ihtiyaç olduğunu vurguladı. Ekmen şöyle dedi: “Çözüm süreci PKK’nin silahsızlandırılması sürecidir. Barış süreci bütün grupların bir arada yaşaması için anayasayla taçlandırılacak bir toplumsal süreçtir. Çatışmasızlık ise bu ikisinin de olmazsa olmaz ön şartıdır. Silahların patladığı bir atmosferde ne silahsızlanmayı ne de yeni anayasayı konuşamayız. Ceylanpınar olayından bugüne kadar takip ettim. PKK saldırı pozisyonunda, devlet savunma pozisyonunda olmuştur. Ama daha çok devlet operasyonlarından bahsediliyor. En çok eleştirenler bile çözüm sürecine dönülse mi diye soruyorsa sürecin kendisi iyiydi demektir. Üçüncü göz PKK’nin silahsızlandırılmasıyla uğraşmalıdır. Anayasa yapımı hepimizin işidir burada, üçüncü göze ihtiyaç yoktur. Sürecin birçok eksiği gediği olabilir ama zaman içinde PKK’nin Şam-Tahran-Moskova ile olan girift ilişkileri de bugünlerin gelmesine neden oldu. 7 Haziran, 15 Temmuz ve 16 Nisan gösterdi ki çok dinamik bir toplumsal süreç var ve siyasi partilerin tabanlarında geçişkenlik arttı. O halde silahları susturup bu dinamizme fırsat tanımak lazım.”

Konuşmalarda dikkat çeken bazı görüşler ise şunlardı:

  • Barışın ne anlama geldiği, Türkiye’nin batısına da doğusuna da anlatılmalıdır.

  • Türkiye’de de akil insanlar dışında, süreci izleyecek bir heyetin olması gerekir. Atılan adımların yasal güvenceden yoksunluğu tartışma konusu.

  • Siyasetçilerin masaya oturması için yapılacaklar, çözüm sürecini sağlamak için yapılacaklardan farklı plan ve stratejilerdir.

Toplantının dikkat çeken katılımcılarından biri de sosyolog yazar İsmail Beşikçi’ydi. Türk olmasına rağmen Kürtlerle ilgili çalışmaları nedeniyle yıllarca hapis yatan Beşikçi, Kürt sorunu konusunda referans alınan isimlerden biri. Beşikçi toplantıda yaptığı konuşmada PKK’nın şehir merkezlerinde kazdığı hendeklerle başlayan süreci eleştirdi. Hendek yerine anadil mücadelesine vurgu yapan Beşikçi, “Bu dönemde Kürtlerin Batı kamuoyunun desteğini alması çok önemlidir. Batı kamuoyu Kürtleri nasıl destekler? Kürdistan’ı nasıl destekler? Örneğin hendek mücadelesi olduğu zaman Batı bunu desteklemez ama dilinden dolayı, Kürtlüklerinden dolayı baskıyla karşılaşıyorsa o zaman Batı kamuoyu destekler, böyle bir desteğin alınmasında büyük yarar var.” dedi.

Toplantının ardından Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Beşikçi silahlı mücadeleye gerek kalmadığını söyleyerek şöyle devam etti: “HDP 7 Haziran seçimlerinde TBMM’de 80 milletvekili kazanmıştı. Bu aşamadan sonra gerilla mücadelesinin geri planda kalması, siyasi mücadelenin öne çıkması gerekiyordu. Artık HDP’nin meclis grubunun önde olması, gerillanın geride durması gerekirdi. Mücadelenin siyasal mücadele şeklinde sürmesi gerekirdi. Eğer anadil mücadelesi olsaydı, daha kitlesel destek alırlardı. Anadilde konuşmaktan dolayı savcılıkta ya da mahkemede gerginlik olduğu zaman, savcılık ve emniyet birimlerinin önünde halk toplanıp başkanlarının tutumlarını savunurdu, daha kitlesel olurdu. Mücadele böyle yürüseydi daha çok başarı olurdu, yıkım olmazdı.”

Toplantıya karamsar bir hava hâkim olsa da buluşmayı gerçekleştiren DİTAM’ın Başkanı Mehmet Kaya çözüm için umutlu olduğunu söyledi.

Toplumsal Barış Ağı projesiyle barışı yeniden hayata geçirmeyi amaçladıklarını söyleyen Kaya Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Çözüm süreci yaşandı ve sonuçlandı. Yaşanan sürecin niye devam etmediğini, böyle bir sürecin nasıl başlayabileceğine dair Batı algısı nasıl, önce bunu öğrenmek lazım. Temel hedefimiz bu ağ üzerinden yeniden barışı hayata geçirmektir. Bunu yapmak için önce algıları anlamamız ve bu algılara yönelik çalışma yapmamız lazım. Bunun da en iyi ayakları STK’lardır. Biraz da bu açıdan görüşüyoruz. Kesinlikle çözüm arıyoruz. Kürt sorununun Türkiye’de her aşamasında hem AK Parti’ye yakın hem Kemalist kökenli, hem ulusalcı, bölgeden de mesleki STK’lar, meslek örgütleri var. Hepsinde ortak kanı, bu sorunun çatışarak ya da güvenlikçi çözümlerle çözülemeyeceği. Bu çok önemli bir direnç noktasıdır. Biz biliyoruz ki bundan önce olayı terör olarak görüp mitingler yapan STK’lar vardı. Bununla ilgili STK’ların güçlü olduğunu görüyoruz. Hedef, bu noktaya gelmiş STK’ları çözüme çekmektir. Bu noktaya gelirlerse hem siyaset hem toplum etkilenir. Bugün geldiğimiz noktada barış yakın. Ankara’da yapılan konuşmalara baktığınızda Türkiye’nin batısındaki STK’ların da çözüme yakın noktada olduğunu söyleyebiliriz.”

Konuşulan konulardan biri de bürokrasideki Kürt düşmanlığı idi. Birçok kesim buna itiraz etse de bölgede yaşanan gelişmeler tersini söylüyor. Kürt siyasetinin belediyelerine atanan kayyumların ilk icraatlarından biri, Diyarbakır’daki Roboski Anıtı’nı kaldırmak oldu. Irak sınırında 34 sivilin PKK’lı sanılıp savaş uçakları tarafından bombalanarak öldürüldüğü olayın anısına dikilen anıt kaldırıldı. Bu tüm Kürtleri derinden yaralayan bir olay.

Toplantının yapıldığı gün Van’ın Çatak ilçesinde Diyarbakır’da öldürülen Baro Başkanı Tahir Elçi’nin adını taşıyan parkın ismi değiştirildi. Elçi de bütün Kürtler arasında sevilen bir isimdi. Yani tabela değiştirilerek Kürtlerin yarasına tuz basılmış oldu.

Sadece bu iki olay bile barışın ne kadar zor olduğunu göstermeye yeter. Ama imkânsız değil. Tüm zorluklarına rağmen sürecin sonunda barış için ortak bir nokta bulunacağı konusunda herkes hemfikir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: tahir elci, kurdish problem, peace, activism, diyarbakir, pkk, turkish-kurdish relations

Mahmut Bozarslan gazeteciliğe 1996 yılında Diyarbakır’da başladı. Sabah Gazetesi, NTV ve El Cezire Türk’te muhabirlik yaptı. Bu sırada Fransız Haber Ajansı AFP’ye de serbest muhabir olarak katkıda bulundu. Bozarslan Kürt sorununun çeşitli yönleri, Irak Kürdistanı, kadın sorunu, mülteciler, yerel ekonomi gibi konularda haberler yaptı. Twitter hesabı: @mahmutbozarslan

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept