Rusya ve Orta Doğu

Rusya-Türkiye ilişkileri ne kadar normalleşti?

By
p
Article Summary
Rusya ve Türkiye geçtiğimiz günlerde önemli bazı alanlarda iş birliği yapmak için anlaştı ancak bu dostluğun nereye kadar uzandığı tartışma konusu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

10 Mart’ta Moskova’da bir araya gelen Rusya ve Türkiye liderleri, görüşmelerin diplomasi, ticaret ve ekonomi alanlarında olumlu sonuçlar doğurduğunu, ikili iş birliğinin önünün daha da açıldığını söylüyor. Görüşmeleri özel kılan bir unsur, Türkiye’nin bir Rus uçağını düşürdüğü kasım 2015’ten bu yana Rusya-Türkiye Üst Düzey İş Birliği Konseyi’nin ilk kez toplanmasıydı.

Hükümete yakın Rus ve Türk medyası görüşmeleri büyük ölçüde başarılı olarak değerlendirdi. Duma Dış İlişkiler Komitesi üyesi ve Birleşik Rusya Partisi vekili Sergey Jeleznyak, temasların Rusya-Türkiye ilişkilerindeki “siyasi aklı” yansıttığını söyledi. Rus televizyonlarında popüler bir yorumcu olan Moskova merkezli Orta Doğu ve Orta Asya Çalışmaları Merkezi Direktörü Semyon Bagdasarov ise ziyarete tereddütle bakan nadir isimlerden biri olarak şöyle dedi: “İnsanlar ‘tarihi’ bir ziyaretten bahsettiğinde ben her zaman tetikte olurum. Zira bunların sonu genelde kötü olur.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a eşlik eden heyetler ilişkileri ileriye taşıyacak şekilde seçilmiş bakanlar ve iş adamlarından oluşuyordu. İkili düzeyde, her iki tarafın umudu ticaret ve ekonomide kriz öncesi seviyeye dönülmesiydi. Son basın toplantısında Putin ve Erdoğan ilişkilerin bu boyutuna dair oldukça iyimser görünüyordu.

Normalleşme sürecinin artık tamamlandığını öne süren Erdoğan şöyle konuştu: “Bütün konularda hemfikir olmasak da iletişim kanallarını açık tutmaya devam edeceğiz. İnşallah karşılıklı güven temelinde iş birliğimizi sürdüreceğiz.”

Putin ise varılan mutabakat doğrultusunda Ankara’nın gerekli altyapıyı oluşturarak Rus ulusal ödeme sistemi Mir’in Türkiye’de kullanılmasını mümkün kılacağını belirtti. Proje DenizBank üzerinden yürütülecek. Projeyi özellikle ilginç kılan nokta şu: Bu yıldan itibaren Türkiye’deki Ruslar ruble, Rusya’daki Türkler de lira üzerinden ödeme yapabilecek. Tarafların anlaşmaya vardığı bir diğer önemli konu ikili ticarette ödemelerin milli para birimleriyle yapılması. Geçmiş yıllarda Rus rublesi ve Türk lirası değer kaybettiğinde hükümetlerin ve özel şirketlerin borcu artıyordu. Zira bunların bir kısmı döviz borcuydu ve bu da ilave yükler oluşturuyordu. Dolayısıyla ticaretin belli ölçüde milli para birimlerine kaydırılması her iki ekonomiye verilmiş bir destek olarak görülüyor.

Putin, ayrıca Rus doğal gaz devi Gazprom’un Türk Akımı projesindeki iki boru hattının inşaatına yılın ilk yarısında başlama planını teyit etti. Boru hatlarının her biri yılda 15 milyar 750 milyon metreküp doğal gaz taşıma kapasitesine sahip olacak.

İki liderin gündeminde önemli bir proje daha vardı: 20 milyar dolarlık Akkuyu nükleer santrali. Liderler, 2023’te faaliyete geçmesi planlanan ve Rusya’nın şu ana kadar yaklaşık 5 milyar dolar harcadığı projenin ilerleme hızından memnuniyet ifade ettiler. Ancak burada dile getirilmeyen sorunlar var. Türkiye’nin santrali çalıştıracak kalifiye uzman sıkıntısı çektiği anlaşılıyor. Santrali inşa eden Rus Rosatom şirketi ise proje için yeterli kaynağa sahip değil.

İki tarafın mutabık kaldığı bir başka konu 2019’un iki ülke arasında kültür ve turizm yılı olması. Ankara, son dönemde Türk tatil köylerine dönmeye başlayan Rus turistleri korumak istiyor. Putin’e göre iki ülkenin ilgili birimleri Rus turistler için güvenlik önlemlerini arttırmakla görevlendirildi. Erdoğan ise uçak krizinin ardından Türk vatandaşlarına getirilen vize zorunluluğunun hâlen kaldırılmadığına dikkat çekti.

Yaptırımların kaldırılması Türk tarafının görüşmelerdeki ana amaçlarından biriydi. Türk mallarına ve gıda ürünlerine getirilen yasak 2016’da Türk ekonomisine 550 milyon dolar kaybettirdi. Rus hükümeti, Erdoğan’ın Moskova ziyaretine günler kala siyasi bir jest yaparak bazı tarım ürünlerini yasak kapsamından çıkarmış olsa da bu konuda gidilecek çok yol var.

Türk vatandaşlarının Rusya’da çalışmasına getirilen yasal kısıtlamalar da yerinde duruyor. Kısıtlamalar işveren şirketin Türklere ait olması durumunda da geçerli. Rus-Türk İş Adamları Derneği’nin başkanına göre Rusya’da 100 bin kişilik istihdam sağlayan Türk şirketlerinin birçoğu büyük sıkıntılar içinde. Putin, Türk bir gazetecinin konuya ilişkin sorusunu yanıtlarken Ankara’ya umut verme gereği duydu ve şöyle dedi: “Bu yasak (…) yakın gelecekte kaldırılacak. Bugünkü görüşmemizden sonra bu, teknik bir mevzudan ibaret.”

Erdoğan, savunma sanayiinde temasları canlandırma beklentisini dile getirerek S-400 uzun menzilli hava savunma sistemlerinin Türkiye’ye satılacağı söylentilerini alevlendirdi. Üst düzey Rus yetkililer yıllar içinde bu konuda türlü açıklamalar yaptı ama anlaşma hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bunun iki önemli nedeni var: Birincisi Türkiye’nin NATO üyeliği Rusya ile bazı anlaşmaları engelliyor. İkincisi, Moskova S-400 sistemlerini Türkiye’ye vererek Suriye’de hem kendi hava kuvvetlerini hem Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın hava kuvvetlerini kısıtlayabilir. Bu, Rusya’nın uzun vadede hesaba kattığı ve katması gerektiği bir nokta.

Dış politika konularına gelince görüşmelerde nüanslar dikkat çekti. Dört gün öncesinde ABD’li ve Rus mevkidaşlarını Antalya’da ağırlayan Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın heyette yer alması Putin-Erdoğan görüşmesinde Suriye’nin önemli bir gündem maddesi olduğunu ortaya koydu.

Ancak iki lider konuya ilişkin sorular karşısında farklı boyutlara vurgu yaptı. Putin, ortak askeri ve istihbarat operasyonlarının genişleyeceğini, esas hedefin İslam Devleti (İD) olduğunu belirtti. Erdoğan ise Türkiye’nin başlıca güvenlik kaygılarını sıralarken Suriyeli Kürtlerin Halk Savunma Birlikleri’ni, Gülenci örgütleri ve daha önce Nusra Cephesi olarak bilinen Şam Fetih Cephesi’ni saydı. Öte yandan Moskova ve Ankara Suriye’deki siyasi süreç için sarf ettikleri çabalara – ki İran da bunların parçası – kritik önem atfediyor. Liderler Suriye’nin toprak bütünlüğü ilkesine bağlı olduklarını teyit ettiler. Putin Suriye’nin geleceğiyle ilgili her türlü girişimde toprak bütünlüğünün “ön koşul” olduğunu söylerken Erdoğan Suriye’nin parçalanmasını kabul etmeyeceklerini belirtti.

Belki de en çetrefilli mesele olan Kürt konusu ise “gizli gündem” niteliğini korudu. İki lider de beklendiği gibi bu konuda ayrıntıya girmedi. Al-Monitor’un görüştüğü Rus Orta Doğu uzmanları Erdoğan’ın başlıca hedefi konusunda adeta hemfikirdi: Suriye’nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki “federasyonu” ortadan kaldırmak.

Tanınmış bir uzman, Rus Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanarak Erdoğan’ın baskısına rağmen Kürtlerle ilişkileri kesmenin Rusya’nın menfaatine olmayacağı yönünde kanaat oluştuğunu belirtti. Kimliğinin gizli kalmasını isteyen uzman şöyle konuştu: “Moskova şu an Kürtleri terk ederse Amerika’nın konumunu güçlendirmiş olur. ABD kuzeybatı Suriye’nin bir kısmını kendi askeri imkânlarıyla zaten emniyete almış durumda. (Kürtlerden vazgeçilirse) Türkiye’ye de Suriye topraklarındaki kontrolünü genişletme imkânı verilir.”

İronik bir gelişme olarak Rus medyası, görüşmelerden sadece bir gün sonra Türkiye’nin Kırım’a feribot seferlerini durdurduğu haberine anlam vermeye çalışıyordu. Zira feribot seferlerinin durması Kırım’a Türk mallarının gitmemesi demek. Yaygın bir yoruma göre Ankara bazı siyasi tercihlerini Batı’dan yana yapmaya çalışıyor ve böylece Rusya’yla Batı arasında hassas bir noktaya dönüşen Kırım konusunda elinde koz olduğunu göstermek istiyor.

Türkiye’yi yakından izleyen Kremlin’e yakın bir uzman bazılarının “Kırım ablukası” dediği bu gelişmeyi ve Putin-Erdoğan görüşmesini Al-Monitor’a değerlendirirken şöyle dedi: “Mevcut eğilim kesinlikle ilişkileri ısıtma yönünde çünkü iki taraf da objektif olarak birbirine ihtiyaç duyuyor. Ancak kapsamlı ortaklıktan bahsetmek için henüz erken."

Bu bölümlerde bulundu: hulusi akar, natural gas, russia in middle east, russian influence in syria, recep tayyip erdogan, vladimir putin, russian-turkish relations

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X