Darbenin siyaset ayağındaki belirsizlik

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘hesap vermekten’ neyi kastettiği ileride görülecek ancak bugün için bakıldığında ortalıkta ne FETÖ’nün ne de darbecilerin siyasi ayağı görülüyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

terrorist organization, recep tayyip erdogan, gulenists, fethullah gulen, feto, coup, chp, akp

Ağu 5, 2016

Türkiye çok ağır bedel ödese de başarısız darbe girişiminin etkilerini hızla yok etmeye çalışıyor. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) diye adlandırılan Gülen cemaatine yönelik büyük operasyonlar gerçekleştiriliyor. Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) eliyle sürdürülen bu operasyonlarda çok önemli eski/yeni valiler, bürokratlar, generaller, rektörler, akademisyenler, gazeteciler, işadamları gözaltına alındı, tutuklandı. Sayıları 10 bini aşmış olan bu isimler arasında şu ana kadar tanınan tek siyasetçi yok. Bu tablo FETÖ ve darbecilerin siyasi ayağı üzerinde bir tartışmaya yol açarken, Türkiye çok ilginç gelişmelere, önemli itiraflara tanıklık eder oldu. Bakın nasıl?

FETÖ’nün siyasi bağlantılarına dikkat çeken ilk isimlerin başında Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş geldi. Kurtulmuş bir TV programında şöyle konuştu: “Siyaset ayağı da vardır. Olmaması mümkün mü? Türkiye'de hangi darbenin siyaset ayağı yok? Darbenin mutlaka başka ayakları da vardır, bunların hepsinin çıkartılması lazım. İlk andan itibaren siyasetin bütünü ile sağlam durması bu anlamda darbecilere prim verebilecek siyasetçi havuzunu çok daraltmış olabilir. Ben hiçbir şeyi bilerek söylemiyorum, kimseyi kastederek de söylemiyorum. Bunların hepsinin incelenmesi lazım. Titizlikle bütün bu sorguların bitirilmesi ve nereye kadar gidiyorsa sonuna kadar gidilmesi gerekli.”

Kurtulmuş, aynı konuşmasında, darbeleri önlemenin yolunun ise demokratikleşmeden, farklı her sesin kendisini istediği şekilde ortaya koyabilmesinden geçtiğini anlattı. Yolu da, “devleti, ele geçirilecek değil, hizmet edilecek bir yer olarak görmekten geçer” diye gösterdi. Çok haklı ve önemli bu tespiti yapan Kurtulmuş’un “Gülen eli kanlı bir canidir. Bu FETÖ’cü yapının teolojisi ile IŞİD’in teolojisi arasında hiçbir fark yoktur” demesi de ayrıca çarpıcıydı.

Burada da ‘Neden’ diye soracaklara küçük bir anımsatma: 2011’de Fethullah Gülen’den faaliyetlerini durdurmasını isteyen MHP lideri Devlet Bahçeli’ye en sert tepki gösterenlerden biri de Kurtulmuş’tu. Sadece Kurtulmuş değil, beraberinde şu anki kabine arkadaşları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, Tarım Bakanı Faruk Çelik ile eski bakan Suat Kılıç’ın Cemaat’e o günkü bakışlarını öğrenmek için Youtube’a bakmak yeter de artar. Hangi AKP’linin bugün FETÖ dedikleri Cemaate dün nasıl baktıklarını ortaya koymak için ansiklopediler yazmak gerektiği için, konuyu burada kesip darbe ve FETÖ’nün siyasi ayağını irdelemeyi sürdürelim.

Bu konuda en çarpıcı sözler Ergenekon, Balyoz davalarının mağdur isimlerinden emekli tümamiral Semih Çetin’den geldi. Çetin, 2 Ağustos’ta Sözcü gazetesine “Çok açık net söylüyorum, bu iş siyasete gitmezse bana kimse masal anlatmasın (...) İsimler belli ama ben söylemiyorum şimdi” demekten çekinmedi.

‘Siyasi ayak’ tartışması sürerken 30 Temmuz’da daha önce cemaate “Ne istediler de vermedik” diye sitem edip ‘aldatıldıklarını’ söylemiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan çarpıcı bir açıklama yaptı. Erdoğan, FETÖ’nün bugüne gelmesi konusunda kendi hataları da olduğunu belirterek, “Allah bizi affetsin” dedi.

Erdoğan bu sözlerini iki gün sonra çok daha ileri bir itiraf ve pişmanlığa vardırdı. “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökmemiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin" diye konuştu.

Dört yıl önce Gülen’e hasretlerini sona erdirmek için ABD’den dönme çağrısı yapmış bir Erdoğan’ın ‘hesap vermekten’ neyi kastettiğini ileride göreceğiz; ancak bugün için baktığımızda ortalıkta ne FETÖ’nün ne de darbecilerin siyasi ayağı görülüyor.

Şu an itibariyle sadece bir avukatın, FETÖ ile irtibatları olduğu iddiasıyla, Bülent Arınç ve üç eski bakan arkadaşı hakkında verdiği bir şikâyet dilekçesi söz konusu. Dilekçenin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Organize Suçlar Bürosu tarafından kabul edilmesi ilginç olsa da beklemekte yarar var. Yalnız, bu dört AKP’linin muhalif olup, milletvekili olmadıklarını da kanara yazalım.

Tabi şu bilgileri de aktaralım. Arınç’ın bazı akrabaları FETÖ ile bağlantılı operasyonlara uğratıldı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Melih Gökçek de “AK Parti’deki bütün operasyonların neticesi Arınç’ı başa getirmekti” iddiasında bulundu.

Gökçek bu iddiasıyla Arınç ve darbeciler arasında bağ iması yaptı. O nedenle Arınç kendisine sert bir yanıt verdi. Bu iki siyasi arasında 7 Haziran seçimleri öncesinde de tartışma çıkmış, Gökçek Arınç’ı Gülen cemaatini korumakla suçlamış, Arınç da “Ankara’yı parsel parsel cemaate veren sensin” demişti. O tartışma dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun el koyması ile 15 Temmuz darbe girişimine kadar dondurulmuştu.

‘Siyasi ayak’ tartışmasında ilginç bir nokta daha var ki, o da operasyonların adresi. Örneğin, ne Ankara ne de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ciddi bir operasyona girişilmedi. Buna karşın MHP’de olan Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde FETÖ operasyonu yapıldı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da tam bu noktaya dikkat çekti. Altay, Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Cemaatin sızmadığı hiçbir siyasi kurum, belediye yok. Çok büyük ekseriyet de AKP’li belediyelerde. Buna rağmen oradaki darbeciler, cemaatçiler ellenmiyor sol, sosyal demokrat, muhalif bilinen hangi belediyeci varsa onlar görevden alınıyor. Bunları isim isim biliyoruz. Yaşla kuruyu karıştırmaktan da öte bir tablo söz konusu sanki. Partimizin kriz merkezi bu konular üzerinde titizlikle çalışıyor. Biz cemaatle, suçlularla etkin mücadele istiyoruz, masum insanların mağdur edilmesini değil. Biz etkin mücadeleyi desteklerken, durumu fırsat bilip muhalefetin köşeye sıkıştırılmasına izin vermeyeceğiz. Cemaat kadrolarının devletin her kurumuna nasıl girdiğini, artık AKP yönetimi de itiraf etmekten kaçınamaz hale gelmişken yanlışların tekrarlanmasını affedemeyiz”.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Millete ve Allah’a verecek hesabımız var, bizi affetsinler” şeklindeki samimi itirafı önümüzdeki günlerde işin siyasi ayağı konusunda da gelişmeler yaşanabileceğinin işareti gibi. Ancak, bir Anayasa değişikliği olasılığı nedeniyle TBMM’deki dengenin AKP aleyhine gelişmemesi için hesaplaşmanın ileri tarihe erteleneceği yönündeki kulis bilgisine kulak kapatmak da o kadar kolay değil.

Bunun ötesinde, eğer Erdoğan’ın samimi görülmesi gereken itirafı Numan Kurtulmuş’un önerdiği ‘demokrasi’ açılımı ile desteklenirse 15 Temmuz Türkiye’de çok güzel bir başlangıcın tarihi haline de dönüşebilir. İktidarla muhalefetin ilişkisinde ve siyasetin dilindeki yumuşamanın sürmesi, ortak hedef ve kaygıların daha geniş bir alana yayılması, Anayasa başta olmak üzere pek çok önemli düzenlemede birlikte yol alınması yönündeki iradeler umut yeşertmiyor değil. Umutları gerçeğe dönüştürecek ilk adım ise OHAL’in ne kadar (kısa) süreceği ile ilgili.

Sonuçta siyasetin -varsa- içinde barındırdığı demokrasi dışı unsurları silkelemesi Türkiye’yi yepyeni bir eşiğe taşıyacaktır. İtirafların samimi adımlarla desteklenmesi o nedenle önemli. Devletin cemaat bağlılığına göre değil liyakat ve beceri esaslı yönetilmesi yönündeki taleplerin yerine getirilmesi o nedenle çok elzem.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020
Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Trablus’taki depremde Türkiye’nin rolü nedir?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Eyl 3, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Şehir hastaneleri kara deliği ürkütüyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 31, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020