İran'ın Nabzı

Suriye krizi: İran Rusya’ya değil Türkiye’ye odaklanmalı

By
p
Article Summary
Suriye’de bir Rusya-İran ittifakının doğuşundan söz edilse de İran’ın Türkiye ile iş birliği yapması hem kendi çıkarları hem de Suriye’de barışın sağlanması bakımından daha faydalı olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

TAHRAN, İran — Suriye’deki askeri müdahalesinde sekiz ayı geride bırakan Rusya kendini etkili bir oyuncu olarak ortaya koymayı başardı. Rusya İran’la birlikte Şam hükümetini isyancı ve terörist gruplara karşı açıkça destekleyen iki devletten biri olarak anılır oldu. Bu arada Moskova’yla Tahran arasında bir ittifakın doğduğu konuşuldu, iki tarafı bir araya getiren noktalar fazlasıyla yazılıp çizildi. Ancak ayrılık noktalarına fazla değinilmedi.

İran, 2011’de patlak veren Suriye krizinin başından itibaren Şam hükümetine kesintisiz ve giderek artan bir destek sağladı. Buna karşın Moskova, ilk Rus hava saldırılarından altı ay sonra askerlerini kısmen geri çektiğini ve ABD’yle birlikte siyasi çözüme odaklanmaya hazır olduğunu duyurdu. Dahası İranlılar Devlet Başkanı Beşar Esad’ın görevi bırakması yönünde hiçbir ön koşulun kabul edilmez olduğunu, bunun kırmızı çizgi olduğunu ısrarla söylerken Ruslar bu konuda daha esnek bir tutum sergiliyor. Nitekim Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov en son Esad’ın Moskova için “Ankara’nın Washington için olduğu gibi bir müttefik olmadığını” vurguladı. Bunun yanında İran daima Suriye’nin merkeziyetçi ve üniter sistemini korumak gerektiğini söylerken Rus yetkililer zaman zaman federalizm fikrine destek ifade ediyor ya da en azından bu fikre ciddi şekilde itiraz etmiyor.

Rusya’nın Suriye’de izlediği çizgiye bakıldığında temeldeki mantık “pragmatik minimalizm” olarak tarif edilebilir. Pragmatik olmasının sebebi güdülen hedeften kaynaklanıyor, yani Rusya’nın Suriye’deki açık ve spesifik menfaatlerini korumak, ayrıca Suriye’nin batısındaki askeri üslerini ve Akdeniz bölgesine erişimini emniyete almak. “Minimalist” olması ise Rusların bu “katı” çıkarların dışında ABD’yle uzlaşmaya ve iş birliği yapmaya açık olmasından ileri geliyor. Bu bağlamda Rus politikası üç temel direğe dayanıyor.

Birincisi Rusya en önemli hedef olarak batı Suriye’deki jeopolitik menfaatlerini korumak istiyor. Nitekim Moskova askeri müdahale kararını ancak batı bölgeleri isyancı ve terörist grupların kontrolüne girebileceği ihtimali doğduktan sonra aldı. Bu konu, Rusların taviz vermeyeceği tek konudur.

İkincisi Moskova’ya göre Esad iktidarda kalabilir ama bu elzem değil. Rus yetkililer en azından resmi beyanlarında Suriye için Esad’lı bir geleceği mümkün görüyor. Ancak Lavrov’un bahsi geçen açıklaması gibi açıklamalar Esad’ın Rusya açısından “kırmızı çizgi” olmadığını gösteriyor. Moskova için Suriye’de istikrarı koruyabilecek laik yapıdaki radikal olmayan herhangi bir yönetim kabul edilebilir.

Üçüncüsü Ruslar Suriye’de federal bir sistemin kurulmasına itiraz etmemekle kalmıyor böyle bir sisteme destek veriyor. Moskova federal sistemi batı Suriye’deki konumunu pekiştirme aracı olarak görüyor. Ayrıca Suriye’de kurulacak özerk bir Kürt bölgesi komşu Türkiye üzerinde hem siyasi baskıyı hem güvenlik baskısını artırır ve bu da Rusların işine gelir. Moskova’yla Suriyeli Kürtler arasında son aylarda gelişen yakın ilişkiler de buna işaret ediyor.

Buna karşın İran’ın Suriye politikasını en iyi tarif eden kavram “ideolojik maksimalizm” olabilir. İdeolojik olması müstakbel Suriye yönetiminin ideolojik yöneliminin İran için arz ettiği büyük önemden kaynaklanıyor. Maksimalist olması ise İran’ın Esad ve federalizm gibi tartışmalı konularda hiçbir taviz vermek istememesinden ileri geliyor.

Suriye’nin müstakbel yönetim yapısına gelince Rusya gibi İran da radikal akımların güç kazanmasını istemiyor. Bu bağlamda Tahran için en iyi seçenek Alevi iktidarının sürmesi. Esad’ın akıbeti konusunda ise İran buna ancak Suriye halkının karar verebileceğini söylüyor. Suriye’nin federal yapıya dönüşmesi veya parçalanmasına yönelik her türlü plana ise şiddetle karşı çıkıyor. Zira özellikle Kürtlerin özerkliği İran Kürtlerini etkilemesi bakımından Tahran için sorun yaratabilir.

ABD’yle iş birliğine odaklanan Rusya ise karşılıklı kabul görecek bir çözüm veya daha doğrusu “büyük güçler” arası bir çözüm bulmaya çalışıyor. Washington’dan az çok “eşit güç” muamelesi görmek ve Suriye’deki menfaatlerinin dikkate alınması Moskova’yı memnun ediyor.

Öte yandan Rusya ve İran’ın Suriye’de iş birliği yaparak karşılıklı yarar sağladığı yadsınamaz. Ancak iki tarafın Esad ve federalizm gibi önemli konularda alenen ayrı düşmesi bu iş birliğinin sürdürülebilir olmadığına işaret ediyor. Dolayısıyla İran, Türkiye gibi etkili bir bölgesel oyuncunun da önemli rol alabileceği bölgesel bir girişim arayışına yönelmeli.

İran gibi Türkiye de Suriye politikasını “ideolojik maksimalizm” mantığıyla yürütüyor ama İran’ın tersine Esad’ın gitmesi için ısrar ediyor ve AKP’ye yakın “ılımlı Sünni” bir yönetimin kurulmasını istiyor. Bununla birlikte Suriye’de federal yapıya itiraz İran’la Türkiye arasında güçlü bir ortak payda oluşturuyor.

Gerçekçi bakış açısıyla İran ve Türkiye’nin başlıca menfaati Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumasıdır. Federal yapı ya da parçalanma her iki ülkenin ulusal güvenliklerini doğrudan tehdit eder. Türkiye ve İran’ın Suriye’deki diğer menfaatleri de – belli ölçüde nüfuz sahibi olmak, komşu bölgelerde istikrarı korumak, bölge genelinde âdemi merkeziyetçi Kürt akımlarını kontrol etmek – ancak Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü korumakla sağlanır.

Suriye’de karşıt tarafları destekleyen iki ülke olarak İran ve Türkiye bu hedeflere ulaşmanın en doğru yolunu bir mutabakata vararak bulabilir. Bu mutabakatta Suriye halkının kendi geleceğini uluslararası normlar çerçevesinde kendisinin belirlemesi öngörülmeli. Alevi, Sünni veya Kürt tüm grupları kapsayacak bu mekanizma özerklik ve ayrılık taleplerini de yatıştırabilir ve böylelikle hem Suriye’nin bütünlüğü hem iki bölgesel gücün menfaatleri korunmuş olur. Bu bağlamda son nokta olarak Rusya’nın Türkiye’yle ilişkilerinin gergin olduğu doğru. Ancak uluslararası toplumun Suriye’de demokratik çözüme geniş destek verdiği bir ortamda Rusya’nın jeopolitik çıkarları gözetildiği sürece böyle bir girişime karşı çıkması beklenmez.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish-russian relations, turkey-iran relations, syrian conflict, sergey lavrov, russian involvement in syrian crisis, iran-russian relations, federalism

Hamidreza Azizi, Şehit Beheşti Üniversitesi İktisat ve Siyaset Bilimi Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor, ayrıca Tahran’daki İran ve Avrasya Araştırma Enstitüsü’nün (IRAS) bilim kurulunda yer alıyor. Twitter hesabı: @HamidRezaAz

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept