Rusya’nın Türkiye’ye karşı dört misilleme seçeneği

Rusya Türkiye’ye karşı sınırlı seçeneklerini kendine zarar vermeyecek şekilde değerlendiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu Brüksel’de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le yaptığı görüşmenin ardından basına hitap ederken, 30 Kasım 2015 Photo by REUTERS/Francois Lenoir.
Maxim Suchkov

Maxim Suchkov

@MSuchkov_ALM

İşlenmiş konular

vladimir putin, smuggling, retaliation, recep tayyip erdogan, nato, kurdish issue, is, ahmet davutoglu

Ara 10, 2015

Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından duygusal hararet yatışırken Moskova misilleme seçeneklerini gözden geçiriyor. Ne var ki Ankara’ya gerçek anlamda zarar vermek, söylemesi kolay ama yapılması zor bir iş. Kremlin’e yakın bazı uzmanlar ilk başta Kürtlerin silahlandırılması veya askeri misilleme gibi sert yanıtlar önermiş olsa da bu tip seçeneklerin düşünüldüğünden fazla incelik barındırdığı anlaşılıyor.

Sert söyleminden geri adım atan ve gerilimi düşürmek için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmek isteyen Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya’yla çatışmadan çıkış yolu aradığı izlenimini veriyor.

Putin ise hâlen dengeli ama kararlı ve etkili bir yanıt vermenin peşinde. Ne var ki Rusya’nın şu aşamadaki seçenekleri sınırlı ve görüldüğü kadarıyla herkes için kötü. Rusya’nın hâlihazırda attığı kimi adımlar – örneğin vize zorunluluğu, seyahat yasakları ve ticari kısıtlamalar – Türkiye’ye elle tutulur bir zarar vermediği için Rusya’da birçok kişi tarafından yetersiz görülüyor. Öte yandan daha sert bir hareket tarzı işleri daha da çetrefilli hâle sokacak ve Rusya’yı iyice Orta Doğu’nun içine çekecek.

Kremlin’in şu anki misilleme seçenekleri dört başlıkta toplanabilir.

Birincisi bazılarını fazlasıyla kaygılandıran, bazılarını ise pek heyecanlandıran askeri seçenek. Birinci kesimi sevindiren, ikinci kesimi ise hayal kırıklığına uğratan görünüme göre direkt bir saldırı şöyle dursun Rusya’nın herhangi bir askeri misillemede bulunması olası görünmüyor.

NATO üyelerinin Türk ortaklarının yaptığından memnun olduğu söylenemez. Erdoğan’ın olayın akabinde izlediği tutum da onları pek hoşnut etmiş değil. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla konuşan Alman bir NATO yetkilisi Erdoğan’ı kastederek “Fevri hareketleriyle ittifakın yıllardır devam eden birliğinde çatlaklar açtı.” diyor.

Meselenin NATO’yu siyaseten bölmesi dışlanabilir bir ihtimal değil. Avrupa’nın ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldığı şu dönemdeyse ittifakın en son ihtiyaç duyduğu şey böyle bir bölünme olur.

İkincisi Moskova’nın atmış olduğu adımlardan da görüldüğü üzere ekonomik misilleme en bariz seçenek olarak ortaya çıkıyor. Ne var ki Rus ekonomisi kötü durumda ve Rus yönetimi bunu daha da kötü yapmak istemez. Rusya Milli Ekonomi ve Devlet Hizmeti Akademisi’nden iktisatçı Sergei Khestanov’a göre “Daha sert yaptırımlar uygulanacak olursa bundan Türk ekonomisinden çok Rus ekonomisi zarar görür.”

Moskova’nın elinde Erdoğan’a siyasi bedel ödetecek ve Türkiye’yi uzun vadede acıtacak iki seçenek daha var.

Moskova tarafından izlenmesi en muhtemel seçenek Erdoğan ve yakın çevresinin “terör iş birlikçisi” olarak resmedilmesine dayanıyor. Bu stratejinin amacı, Batı’nın Türk hükümetine desteğini zayıflatmak ve Türkiye’yi İslam Devleti’ne (İD) karşı gerçek ve somut bir mücadele yürüttüğünü fiilen kanıtlamaya zorlamak olacak. Türk yönetimi bunu yapmazsa Erdoğan’ın uluslararası imajı daha da kötüleşecek. Ancak bu strateji Erdoğan’ı illa da iş birliğine daha istekli kılmaz. Türk liderinin fevri ve hırslı mizacı düşünüldüğünde tam aksi de olabilir. Fakat o zaman Erdoğan’ın pervasız ve sorumsuz davrandığı yönündeki Rus iddiası güç kazanır.

Rusya Savunma Bakanlığı, Moskova’da görevli yabancı askeri ataşelere Türkiye’nin İD’le iş birliği hâlinde petrol kaçakçılığı yaptığına dair “somut kanıtlar” sunduğunu açıkladı. Suçlamalar kamuoyunda yankı buldu ve hem Türkiye’de hem Batı’da ve Orta Doğu’daki gazetecilere konunun araştırılması için çağrılar yapıldı. Kimileri bu “kanıtları” oldukça sorunlu bulsa da Rusya Savunma Bakanlığı iddialarını kanıtlamak için yeni fotoğraf ve video görüntüleri açıklayacağını söylüyor.

Moskova’nın elindeki son ama bir o kadar da önemli seçenek Türkiye’nin iç güvenliği bakımından risklerin yükseltilmesini içeriyor. Putin, geçenlerde parlamentoda yaptığı konuşmada “olanları unutmayacağını” söylerken tam da bunu kastetmiş olabilir, yani uzun vadeli güvenlik sorunları. Bu bağlamda Kürt meselesi Rusya’nın kamusal söyleminde yeniden hortlayabilir. Ancak bu yaklaşım ince ince çalışmayı gerektiren uzun soluklu ve maliyetli bir süreç olur. Bu da kamuoyunun görmek istediği süratli tepkiyi sağlamaz, uygulama aşamasına gelinene kadar misilleme arzusu zayıflayabilir. En önemlisi bu yaklaşım Rusya için de birçok sakınca doğurur. Zira Rusya’nın iç yapısı da Türkiye’nin kendi kanalları üzerinden kullanabileceği zafiyetlere sahip.

Rusya, Kuzey Kafkasya’dan Ural bölgesine ve şimdi Kırım Yarımadası’na kadar yayılan büyük bir Türki nüfusa sahip. Ankara bu topluluklarla yıllardan beri ilişkiler geliştiriyor. Nitekim ikili ilişkilerin geleceğinden en çok bu kesimlerin endişelendiği görülüyor. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Karaçay kökenli bir dini önder Al-Monitor’a şöyle diyor: “Rusya ile Türkiye arasında iki arada bir derede kaldık. Oysa Rusya’ya duyduğumuz sadakat ile ‘Türk olan şeylere’ duyduğumuz yakınlık arasında tercih yapmak istemiyoruz.”

Aynı hissiyat Rusya’nın iki sınır komşusu Azerbaycan ve Kazakistan’da da büyük ölçüde paylaşılıyor. Kaldı ki buradaki jeopolitik ve ekonomik riskler daha da yüksek. Moskova ile Ankara arasında süren kavgadan son derece huzursuz olan bu iki ülke, aniden patlak veren çatışmada arabuluculuk yollarını arıyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinde uçak düşürme olayını araştırmak ve kimin ne kadar sorumlu olduğunu belirlemek için bir Rus-Türk komisyonun kurulmasını önerdi.

Yine de “iç güvenlik” seçeneği Moskova için tümden masadan kalkmış değil. Rusya’nın şu an kullanmak istemediği bu seçeneğin ilerleyen zamanlarda tekrar gündeme gelmesi muhtemel.

Bu kavganın şu ana kadarki en bariz mağduru ise Rusya ve Türkiye’de ikili ilişkilerin her alanında çalışan kesimler oldu. En büyük zararı insani temaslar, akademik iş birlikleri ve bilimsel projeler gördü. Bu durum da kamusal söyleme uzmanların yerine ehliyetsizlerin hâkim olduğu, çeşitli fobilerin çözüm seçeneklerini iyice daralttığı tehlikeli bir gidişata zemin hazırlıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020
Suriyeli Kürtler birlik için ‘tarihi adım’ atarken Ankara sessiz
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Haz 17, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Türkiye ve Rusya Libya’da nerede çakışıyor?
Fehim Taştekin | Rus etkisi | Haz 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video