Suriye’nin kaderini Halep savaşı mı belirleyecek?

By
p
Article Summary
Suriye hükümet güçleri yoğun direnişe rağmen ilerliyor. İslam Devleti’yle mücadelede başlıca Arap ülkelerinin yokluğu dikkat çekerken Erdoğan da Suriye konusunda ABD ve diğer G-20 ülkelerinden ayrışıyor. İsrail “Şii eksenini” yeniden değerlendiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye muhalefeti Halep’te savunmada

Halep’ten bildiren Mohammed al-Khatieb muhalif güçlerin bazı kazanımlara rağmen Halep’te zemin kaybettiğini aktarıyor: “Muhalif güçler, Hama vilayetinde sağladıkları ilerlemeye karşın Halep’in güney kırsalında geriliyor. Karada İran ve Lübnan Hizbullahı’ndan destek alan rejim güçleri burada ilerliyor. Hâl böyle olunca muhalifler bazı birliklerini Hama savaşından çekerek Halep’in savunmasına kaydırdı.”

Rusya’nın da havadan desteklediği Suriye rejimi 10 Kasım’da Kuveyris Hava Üssü’nü geri aldı, üç gün sonra da güney Halep kırsalında El Hadir ve El Eis kasabalarını ele geçirdi. Khatieb’in de dikkat çektiği gibi “Halep-Şam uluslararası otobanının bir kısmını tepeden gören stratejik El Eis Tepesi güney Halep kırsalının birçok bölgesine atış mesafesinde bulunuyor.”

Jean Aziz’e konuşan Suriye uzmanı Vasim Bazzi ise Kuveyris üssünün önemini şöyle anlatıyor: “Kuveyris, Suriye’nin en büyük hava üslerinden birisidir, içinde bir hava harp akademisi de barındırır. Halep’in 40 kilometre doğusunda bulunan üs üç tarafından doğal bir su kanalıyla çevrili. Kuveyris’in kontrolü doğudaki üç önemli kasabayı, Menbic, El Bab ve Cerablus’u ele geçirme yolunda önemli bir adım teşkil ediyor.” Bazzi, Türkiye sınırında bulunan bu üç kasabanın Rakka’ya giden teröristlerin ana güzergâhı üzerinde yer aldığını ve bu nedenle İslam Devleti (İD) için önemli olduğunu vurguluyor.

Mona Alami ise Ceyş El Şam isminde yeni bir İslamcı grubun kurulduğunu, İdlib, Halep ve Hama’da faal olan bu grubun “Türk Askeri Harekât Merkezi’nden destek almayı umduğunu” aktarıyor.

Alami şöyle devam ediyor: “Ceyş El Şam’ın kuruluşu Ahrar El Şam ve diğer Selefi hareketlerin içinde ideolojik çatlakların büyüdüğünün işareti olabilir. Ahrar El Şam içinde iki rakip eğilimin çekişmesi zaten bir süredir devam ediyordu. Örgütün dış siyasi ilişkiler sorumlusu Lebib El Nahhas ‘daha ılımlı’ kanadın başını çekerken, Nusra Cephesi’ne yakın durduğu düşünülen ve Muhammed Ebu Sadık tarafından temsil edilen askeri kanat daha İslamcı bir duruşa sahip.”

Suriye’de savaşan koyu İslamcı gruplar arasındaki akışkanlık ve BM’nin terör örgütü sayarak Suriye’deki siyasi süreçten dışladığı Nusra Cephesi’nin etkisi geçen hafta bu sütunda da vurgulanmıştı.

Körfez ülkelerinin ilgi odağı Yemen

Bruce Riedel, ABD, Fransa ve Rusya’nın İD’e karşı daha yoğun ve koordine bir askeri harekât planladığı şu dönemde küresel koalisyonun Arap unsurunun ortada görünmediğine dikkat çekiyor. Riedel, önceliklerini Yemen savaşına kaydıran başlıca Arap ülkelerinin azalan rolünü şöyle anlatıyor: “İD’e karşı hava harekâtı bir yılı aşkın bir süre önce başladığında Suudi hava kuvvetleri ilk katılımcılardan biri oldu. Ancak New York Times’a göre Suudi hava kuvvetleri eylülden beri İD’e karşı tek bir sorti yapmış değil. Bahreyn uçakları ise İD’e karşı en son şubatta göreve çıktı. Birleşik Arap Devletleri’nin operasyonları da martta durdu. Ürdün bile ağustostan beri hareketsiz.”

ABD’nin Arap ortaklarını İD’le mücadelenin ön saflarında görmek isteyenler hayal kırıklığı yaşıyor olmalı. İD’e karşı pek çok kez çekingen davranmakla suçlanan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bu mücadelenin öncü “Arap” unsuru hâline gelmiş durumda. İran, Rusya ve Hizbullah’tan destek alan Esad’ın dışında bu mücadelede İD’i bertaraf etmek kadar Esad’ı devirmekle ilgili olan birkaç ABD destekli muhalif grup yer alıyor.

İyi bir haber varsa o da şu ki İD’i ve “diğer terörist grupları” “mağlup etme” çağrısı yapan Viyana Bildirisi Suudi Arabistan ve diğer önemli Arap ülkeleri tarafından benimsendi. Ancak Arap ülkeleri koalisyonda öncü bir rol üstlenecekse askeri harekâta katılımlarını artırmalı. Dubai’den yazan Riad Kahwaji de “ılımlı Sünni güçlerden oluşan bir ittifakın İD’in kökünü kazımaya yönelik bir kara harekâtına önayak olması” gerektiğini yazıyor.

Riedel ise şu tespitte bulunuyor: “Rusya, Fransa ve ABD İD’e karşı hava harekâtını eksiksiz şekilde yürütme gücüne sahip. Arap hava kuvvetlerinin yokluğu ise askeri değil siyasi boşluk yaratıyor. Böylece kendinden menkul Halife İbrahim’e Müslümanların verdiği yanıt koalisyonun eksik unsuru hâline geliyor.”

G-20’de Türkiye-ABD anlaşmazlıkları

Antalya’da 15 Kasım’da yapılan G-20 zirvesini değerlendiren Cengiz Çandar, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la diğer dünya liderleri arasındaki görüş ayrılıklarının zirvede gözler önüne serildiğini aktarıyor: “G-20 liderleri İD’e odaklanırken Erdoğan’ın hedef listesinde Suriye’de İD’le mücadele eden Demokratik Birlik Partisi ve Halk Savunma Birlikleri gibi Kürt örgütler, Türkiye’de ise PKK ve DHKP-C var. PKK de geçtiğimiz günlerde Irak’taki Sincar bölgesinin İD’den kurtarılmasında yer aldı.”

ABD Başkanı Barack Obama zirvede basına yaptığı açıklamada İD’le mücadele iradesi gösteren Suriyeli, Iraklı ve Kürt birlikleri “güçlendirme” gereğini özellikle vurguladı. Ayrıca Erdoğan’ın öncelikleri arasında yer alan uçuşa yasak veya güvenli bölge konusuna niçin sıcak bakmadığını açıkladı. Obama şöyle konuştu: “Gerçek bir güvenli bölge için karadan harekât yürütmemiz gerekir. Örnek verecek olursak Suriye’de meydana gelen ölümlerin büyük bölümüne rejim bombardımanları değil, karadaki olaylar sebep oluyor. Güvenli bölgeye kim girecek, buradan kim çıkacak? Bölgenin işlevi ne olacak? Böylesi bir bölge yeni terörist saldırılar için mıknatıs olur mu? Kaç personel gerekir ve bunun sonu nereye varır? Cevaplanması gereken bir sürü soru var.”

İsrail “Şii eksenine” bakışını gözden geçiriyor

Ben Caspit bu haftaki yazısında küresel güçlerle İran’ın temmuzda imzaladığı Ortak Kapsamlı Eylem Planı ve Paris’te 13 Kasım’da meydana gelen terör saldırılarının ardından İsrail milli güvenlik teşkilatındaki bazı kesimlerin İran’ın başını çektiği “Şii ekseni” konusunda İsrail politikasını gözden geçirdiğini aktarıyor.

Caspit şöyle yazıyor: “Tüm bunlar dikkate alındığında Şam ve Beyrut’u da kapsayan İran merkezli Şii ekseni epey zamandır sorunun değil, çözümün parçasını temsil ediyor. Avrupalılarla Amerikalıların çoktandır bu sonuca vardığını İsrail pekâlâ biliyor. İran’la sağlanan nükleer anlaşma İran’ın büyük bir güç olduğunu teyit etti. İsrail’deki siyasi kaynaklara göre anlaşmayla İran’a fiilen ‘öldürme yetkisi’ verilmiş oldu. Ancak son gelişmeler öyle bir durum yaratıyor ki bu öldürme yetkisi özgür dünya için aslında bir umut ışığı oluyor. Öyle ki şu an İD’le karada mücadele edenler bir tek Şii ekseninden oluşuyor: İran, Hizbullah ve Kürtlerle iş birliği yapan Suriye ordusunun ayakta kalan unsurları.”

Resmi tutum olarak İsrail’in şimdilik Sünni kampı tuttuğunu belirten Caspit şöyle devam ediyor: “İsrail pragmatik Sünni devletlerle gizlice temaslar yürütüyor, istihbarat alanında iş birliği yapıyor. Bunların başında Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün geliyor. İsrail’in bunlardan vazgeçmesi için bir sebebi yok. Zira İran’ın bölgesel hâkimiyeti ve Tahran-Beyrut ekseninin güçlenmesi İsrail tarafından büyük bir yaşamsal tehdit olarak görülüyor. (…) Ancak İD’in son günlerde muazzam saldırılarla doruğa ulaşan katliamları – Sina Yarımadası’nda Rus yolcu uçağının düşürülmesi, Beyrut’un Dahiye bölgesindeki bombalı saldırı ve Paris saldırıları – bu değerlendirmelerin yanına bir soru işareti koyuyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: united states, terror attacks, shiites, recep tayyip erdogan, is, hezbollah, g-20, aleppo
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept