Türkiye'nin Nabzı

Ezber bozan ‘öteki Suriye’

By
p
Article Summary
‘Öteki Suriye’ yani Esad yönetiminin kontrolündeki şehirler dışardan bu ülke ve rejimi hakkında çizilen resmi reddediyor.

Hariçten gazel okuyanların ‘Sünni’ kimliğiyle tanımlamaya bayıldığı Halep’te bir caddede siyahlara bürünmüş bir kadının işporta tezgâhına neler var diye takıldım. Suriye bayrağı, Hasan Nasrallah, Beşar Esad ve Hafız Esad’ın resmedildiği rozetler, ordu birliklerine ait armalarla doluydu. Bu tezgâh Suriye ordusunun kontrolündeki bölgelerde öne çıkan ya da çıkartılan fotoğrafın bir yansıması.

Hatırı sayılır Şii nüfus barındıran Humus’ta duvarları süsleyen Nasrallah’ın fotoğrafları şaşırtıcı değil ama Halep’te bazı işyerlerinde Esad ile birlikte Nasrallah’ın portreleri biraz ezber bozucu. ‘Öteki Suriye’de Nasrallah mezhepler üstü bu teveccühü Hizbullah’ın Kuseyr ile başlayıp Kalamun cephesi ile devam eden askeri katkısına borçlu. Benzer bir teveccühü, Humus’tan Tartus’a giderken kiraladığım taksinin Alevi sürücüsünün dinlettiği Nasrallah’ı öven şarkıya coşkulu bir şekilde eşlik eden Humuslu Hıristiyan rehberimde gördüm. Yine Şam’da Hamidiye Çarşısı’nda tarihi dondurmacı Bekdaş’ın duvarında ünlü müşterilerin fotoğraflarının dizildiği duvarda bir tek Nasrallah’ın direnişe verdiği maddi destekten dolayı Bekdaş müessesesine teşekkür etmek için gönderdiği mektubun kalmış olmasına şaşırdım diyemem. Dükkânın sahibine fotoğrafları neden kaldırdıklarını sorduğumda “Bu ülkeye kast eden hiç kimsenin fotoğrafı bu duvarda asılı kalamaz” yanıtını verdi.

Esad’ın işyerleri ve sokaklarda en fazla afişe edilen portresinin üzerindeki yazı ise ‘Maek’ yani ‘Seninleyiz’. Eskiden bu türden bir tapınmayı Muhaberat’tan ‘emin olma’ ihtiyacıyla izah etmek mümkündü. Ancak savaş ortamında lideri daha fazla simgeleştirme durumu var.

Rejimle ilgili eleştiriler bir yana Suriye’de 2011’de şiddet olayları patladığında ülkenin mezhebi hatlarında oluşan çatlağın ‘Suriyelilik’ kimliği ve Suriye devletini koruma refleksiyle geriletildiğini söylemek abartılı olmaz. Önceki Suriye gezilerimde edindiğim izlenimlere kıyasla “Alevi misin Sünni mi” sorusunda bir art niyet gören ve buna ‘Suriyeliyim” diye vurgulu bir şekilde yanıt verenlerin sayısındaki artış hikâyenin değiştiğini gösteriyor. Gerçi eskiden de mezhebi aidiyetin sorulması tabuydu. Fark şurada: Önceden yadırganan sorular şimdi öfke nedeni.

Herkes bedel ödüyor

Rejimle ilgili eleştirilerin neden ertelendiğine, mezhep yerine ‘Suriyeli’ vurgusunun neden öne çıktığına dair onlarca olay sıralanabilir. Bunların başında mezhebi aidiyeti nedeniyle saldırıya uğrayan, fidye için kaçırılan, işkence gören ve infaz edilen insanların dramları geliyor. Fidyeci belasından ağır bir bedelle kurtulan Halepli işadamı Kemal Bankesli özel bir yemek davetinde önce kolundaki bıçak izini, ardından ayağındaki yaraları gösterip başından geçenleri şöyle dillendirdi: “Muhalifler beni kaçırdı. 1 milyon Suriye Lirası fidye istedi. Reddettim. İşkence yaptılar, kollarımı bıçakla kestiler, ayak parmaklarımdan ikisini kırdılar. Sonunda grubun kadısı silahla idam edilmeme karar verdi. Tam infaz sırasında liderleri 'Dur, karar iptal edildi' diyerek infazcının elini aşağı indirdi ama o sırada tetiği çektiğinden kurşun kafama değil dizime isabet etti. Kendi aralarında ‘Bu adam bizden yana değil ama rejimin adamı da değil. Yaşaması ileride bizim için faydalı olabilir’ diye konuşmuşlar. 4 saat kanlar içinde beklettiler, sonra akrabalarıma teslim ettiler.” Bankesli’nin ardından kadın gazeteci Rula el Salih yaralı kardeşinin fotoğraflarını gösterip kendi acılarını paylaştı: “Bu savaşta 35 akrabamı yitirdim. Oturduğum mahallede 185 kişi öldü.” 

Savaşta her zaman iki hikâye vardır; feci sivil kayıplara ve yıkımlara yol açan askeri operasyonlar ile milyonlarca mültecinin sefaleti rejimi mahkûm eden hikâye. Ancak bu hikâyenin ağırlığı öteki Suriye’nin hikâyesini gölgeliyor. Ancak dinlemeye tahammül edemediğimiz ötekinin hikâyesi bize Suriye rejiminin neden yıkılmadığının da yanıtını veriyor.

Şam, Halep, Humus, Tartus ve Lazkiye’nin sokaklarında duvarlarda gördüğüm ‘şehit’ fotoğrafları savaşın her kesimden ve bölgeden yaşamları nasıl yuttuğunu gayet iyi yansıtıyor.

Şam’ın tarihi semtlerinden Bab Tuma’da bir duvarda Şiilerin, diğer duvarda Hıristiyanların verdiği kayıpların fotoğrafları. Humus’ta Ermen Caddesi’nde Alevi, Sünni, Şii ve Hıristiyan olmaları fark etmeksizin çatışmalarda ölen 1300 kişinin fotoğraflarının sıralandığı dev pano. Lazkiye’de bir duvarda savaşta ölen Müslüman’ın, karşı duvarda bir Hıristiyan’ın ölüm ilanı. Birinde Kuran’dan, diğerinde İncil’den ayet. Humus’ta olduğu gibi Lazkiye’nin Müslüman-Hristiyan karışık mahallelerinde de insanlar ötekinin kültürünü özümsemiş durumda. Bu diyarda birbirlerinin ibadethanelerine gidenleri ve bayramlarını kutlayanları görmek, sokakta Hıristiyanlardan elhamdülillah, bismillah, inşallah, selamünaleyküm gibi Müslümanlara has ifadeler duymak yadırgatıcı değil. Mezhepçi ve dinci saldırılara rağmen toplumun bu özel dokusu zor zamanlarda birleştirici bir zamk etkisi yapıyor. 

Alevi bölgesinin Sünni misafirleri

Daha ezber bozucu olan Esad’ın en nihayetinde Alevilerin yoğun olduğu sahile çekilerek bir Alevi devleti kuracağına dair fantezinin bu diyarda büyük bir gülümseme ile karşılanıyor olması. ‘Alevi bölgesi’ diye bilinen Tartus ve Lazkiye Sünni bölgelerden kaçan insanlara da güvenli sığınak oldu. Tartus Valisi Safvan Ebu Saade’ye kentin mültecilerle sınavını sordum. “Tartus’un 900 bin olan nüfusu iki katına çıktı. Tartus şu an küçük Suriye. Rakka, Halep, Humus, Deyr el Zor ve İdlib'ten geldiler. Tamamı Sünni” dedi. Kimi ev tutmuş, kimi devletin tahsis ettiği binalara yerleşmiş. Birçoğu iş bulup kendi yağıyla kavruluyor.

Yetkililerden edindiğim bilgilere göre Lazkiye’nin nüfusu da kırsal ile birlikte 4 milyondan 7 milyona fırladı. Lazkiye'de iç göçten önce Sünniler yüzde 40, Hıristiyanlar yüzde 20, Aleviler yüzde 40 civarındaydı.

Ara sıra düşen roketler olmasa Lazkiye ve Tartus’un sayfiye özelliğinden bir şey kaybettiği söylenemez. Sığınmacı baskısı öyle sokaklara bakınca fazla hissedilmiyor.

Mülteci profilini en iyi yansıtan ve Alevi devleti senaryosunu açığa düşüren yerlerden biri Lazkiye plajı. Akşamüstü gittiğim Remil el Cenubi Filistin Mülteci Kampı’nın yanındaki plajı panayırı andırıyordu. Aileler sofralarını kurmuş, keyif yapıyordu. İdlib ve Halep’ten gelen göçmenlerin bir Türk gazeteciyi bulmuşken Türkiye hükümetine yönelik tepkilerini dile getirdikten sonra verdikleri mesaj aşağı yukarı ortaktı: “Bizde mezhepçilik yok, hepimiz biriz, ordu hepimizin.” Bu insanlar muhafazakâr, dindar ve Sünni. Mezhepçi okumaları boşa çıkartan bir plaj manzarası; ağır kasvetli bir savaş tablosunda gülümseten fırça izleri.

Tabi ki her şey yolunda değil. Halkın sorunu güvenlik kadar ekonomi. Lazkiyeli manav Ebu Ahmet ekonomik manzarayı “Domates ve salata Hama ve Humus’tan geliyor. Halep'ten bir kamyon 5 bin liraya gelirdi, şimdi 100 bin lira. Mazot 7 binden 140 liraya yükseldi. Nakliyat maliyeti üç katına çıktı. Satışlar düştü” diye özetledi. Şam’da dolaştığım iki pazarda da insanların ortak şikâyeti aynıydı: Maaşlar 4 yıldır yerinde sayarken gıda fiyatları 3’e katlandı. Burada ekonomik baskıyı azaltmak için rejimin başından beri izlediği politikaya değinmekte fayda var: Muhaliflerin bölgesinde olanlar dâhil memurların maaşları aksamadan ödeniyor, sokaklardaki çöpler alınıyor, kamu hizmetleri sürüyor. Yani devlet işliyor. Daha ilginci devlet buğday ve un gibi stratejik tüketim maddelerinin temininde organizasyon kapasitesini sonuna kadar kullanıyor. Nusra Cephesi ile İslam Devleti’nin (İD) hâkimiyet alanı arasında ince şeritte uzanan alternatif Humus-Halep yolunda kamyon kafileleri ile karşılaştım. İdlib, Rakka, Halep ve Haseki kırsalında elde edilen tahıl anlaşmalı kamyonlarla rejimin kontrol ettiği bölgelere çıkartılıyor ve bu tehlikeli güzergâhta ordunun koruması eşliğinde kentlere sevk ediliyor. Yani isyanın nedenlerinden biri olan ‘Muhaberat düzeni’ kriz yönetimiyle rejimin destek sütunlarını tahkim ediyor.

Ekonominin yanı sıra insanları en fazla zorlayan elektrik ve su kesintileri. Çatışma bölgelerinde su ve elektrik bir koza dönüştüğünden bu sorunun en fazla can yaktığı yerlerin başında Halep geliyor.

Halep Su İşleri Müdürü Mustafa Melhis sudaki oyunu şöyle anlattı: “Su kaynaklarımız 90 kilometre ötede Hafse’de. Bu bölge İD’in elinde. Mayıstan itibaren su miktarını yüzde 50 azalttılar. Stoklarında olmasına rağmen sterilizasyon için ilaç istediler. Bu bahane ile suyu kestiler. İlaçları teslim edince vanaları açtılar. Oradakiler bizim mühendislerimiz. Onları esir tutuyorlar. Maaşlarını biz ödüyoruz. Sorunun ikinci kısmı dağıtımla ilgili. İD’in bastığı su burada Süleyman Halebi ve Bab el Neyrab’taki istasyona geliyor. Bu iki bölgeye Nusra hâkim. Kendi taleplerini kabul ettirmek için suyu silah olarak kullanıyorlar. Mesela suya karşı elektrik istiyorlar. Trafolara saldırdıkları için de elektrikler kesiliyor. Biz dizelden elektrik üretmeye başlayınca bu kez elektrik istediler. Biz pompa istasyonu çalışsın diye Kızılay aracılığıyla oraya dizel santral götürelim dedik. Ancak makineler bize de elektrik verecek diye şart koştular. Gönderdik ama pompalar yine durdu. Suyun yüzde 50’sini bize pompalıyorlar. Haftada bir gün su veriyoruz. Nusra’nın yanında çalışanlar da bizim görevlilerimiz. 8 kişiler. Bir odada tutuyorlar. Dörder kişi olarak dönüşümlü çalıştırıyorlar. Cep telefonu kullanmaları yasak. Ayrıca tamir için ekipleri de biz gönderiyoruz. Onlar malzeme ile gittiklerinden rehine olarak tutmuyorlar."

Halep Valisi Muhammed Mervan el Ulabi de “Elektrik santralleri şehrin dışında. Halep’e elektrik taşıyan iki geçiş noktasında teröristler hâkim. Suriye genel şebekesinden gelen bir hat Zurbi’den geçiyor. Sürekli hatları vuruyorlar. Kuzeyde de bir termik santralimiz var. Orası da silahlı grupların elinde. Halep’e baskı uygulamak istediğinde kesiyorlar. Elektrik gidince su da kesiliyor” dedi.

Özetle mezhepçi bir savaş karşısında Suriye halkının en önemli tutunma noktası kültürel ve sosyal dokusu. Bu doku başlangıçta örselendi ama gidişat yeniden toparlandığını gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: tartus, syrian civil war, sectarianism, jabhat al-nusra, islamic state, hezbollah, bashar al-assad, aleppo

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept