Hizbullah’ın İsrail karşısındaki üç seçeneği

Hizbullah, İsrail’in Suriye’deki saldırısı karşısında fazla seçeneğe sahip olmadığı gibi çatışmanın Lübnan’a sıçramaması için de ihtiyatlı olmak zorunda. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor İsrail’in Metula kasabası yakınlarında dürbünle Lübnan sınırını gözetleyen bir İsrail askeri, 20 Ocak 2015 Photo by REUTERS/Baz Ratner.
Ali Hashem

Ali Hashem

@alihashem_tv

İşlenmiş konular

syria, security, lebanon, israel, iran, hezbollah

Oca 21, 2015

2006’daki Hizbullah-İsrail savaşının ardından Hizbullah’ın karşı karşıya kaldığı en önemli mesele Lübnan’ın güney sınırında oyunun kurallarının değiştirilmesiydi. Örgüt, o günden sonra bölgede caydırıcılığı tesis etmekle övünüyor ve bunu savaşın başlıca kazanımı olarak gösteriyor. Kısasa kısas taktikleri neticesinde taraflar arasında net bir denklem oluştu ve hem İsrail hem Şii İslamcı örgüt fiili bazı kırmızı çizgilere riayet eder oldu. Kimse yeni bir savaş istemediği için İsrail-Lübnan sınırı kolayca alev alan bölgenin en istikrarlı noktalarından biri oldu. Ancak İsrail’in 18 Ocak’ta Golan Tepeleri’nde düzenlediği hava saldırısı olayın ardından henüz bir hareket gözlenmese de denklemi değiştirebilir.

Saldırı, Lübnan toprakları dışında düzenlenmiş olsa da Hizbullah’ın tesis ettiği caydırıcılık dengesini bozan ilk büyük ihlal oldu. İki yıldır Suriye’de savaşan ve Irak’taki müttefiklerine danışmanlık yapan Hizbullah belki de gafil avlandı ve bu saldırı örgüt açısından bir nevi uyarı sinyali oldu. Mevcut durum karşısında Hizbullah’ın fazla seçeneği olmadığı gibi var olan seçenekler de acı bir tat bırakacak cinsten.

Seçeneklerden biri, İsrail saldırısında ölen İranlı ve Lübnanlı komutanların seviyesi nispetinde güçlü bir karşılığın verilmesidir. Ancak bu, İsrail’in misillemesine yol açabilir ve gerilimi yükselterek daha büyük, istenmeyen bir çatışmaya dönüşebilir.

Bir diğer seçenek, Hizbullah’ın şimdilik sakin kalarak uygun zaman ve mekânda misilleme hakkını saklı tuttuğuna dair açıklama yapmasıdır. Bu, beklentiyi karşılamayan, taban açısından sorunlu bir seçenek olabilir. Aynı zamanda Hizbullah’ın karşılıklı caydırıcılık dönemini bitirdiği şeklinde İsrail’e yanlış sinyal de gönderebilir.

İhtimali düşük olsa da bir başka seçenek Hizbullah’ın soğukkanlılığını koruyarak İsrail’e yaptığı hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağı mesajını vermesidir.

Bu seçeneklerin üçü de masadadır. Bu gibi kararlarda Hizbullah’ın temkinli davrandığı bilinir. Bu kararı zorlaştıran bir diğer unsur da iki tarafın daha konuyla ilgili olmasıdır. Bunlardan biri İsrail’in saldırısında Devrim Muhafızları’ndan bir generalini kaybeden ve “direniş blokunun” lideri kabul edilen İran’dır. Diğeri de saldırının meydana geldiği Suriye’dir.

Devrim Muhafızları Üst Komutanı Muhammed Ali Caferi, 20 Ocak’ta İsrail’i “yıkıcı bir darbenin” beklediğini söyledi ve şöyle devam etti: “Kötülüğün ta kendisi olanı (İsrail’i) bölge jeopolitiğinden silene kadar Devrim Muhafızları (…) Müslüman savaşçılara desteğini artırarak sürdürecektir.” Caferi’nin bu açıklamasından birkaç saat sonra İsrailli bir güvenlik kaynağı, basına verdiği demeçte saldırıda ölen İranlı General Muhammed Allahdadi’nin aslında hedefler arasında olmadığını, İsrail’in konvoyda alt düzey gerillalar bulunduğunu düşünerek hareket ettiğini belirtti.

İran’ın tavrı, İsrail’in durumu yumuşatma çabası ve Hizbullah’ın derin sessizliği tuhaf derecede sakin bir durumu ortaya çıkardı. Kimliklerinin gizli kalması koşuluyla Al-Monitor’a konuşan İranlı güvenlik kaynakları direniş blokunun savaş istemediğini kaydetti. Ancak bir kaynak şunu da ekledi: “İsrail’in işgal ve baskılarını, istediğini yapmasını, insanları bombalayıp katletmesini bedeli ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz. Bu blok daha önce de hayır, dedi ve bu defa da hayır dediğimiz güçlü şekilde duyulacak. Her şeyin bir zamanı vardır. Onlar teyakkuza geçip planlarını güncelleyerek tedbir aladursun. Ne yapacaklarını kendileri bilir. Bizim bloğumuz da gerçek kırmızı çizgileri kanla çizmesini iyi bilir.”

Beyrut’taki resmi bir kaynak ise İsrail’in oyunun kurallarını değiştirmeye çalıştığını belirterek şöyle konuştu: “Hizbullah’ın Golan’da bu denli ağır şekilde vurulması İsrail’in ne yaptığını çok iyi bildiğini gösteriyor. Tek umudumuz, durumun tırmanması hâlinde bunun Lübnan sınırları dışında kalmasıdır.”

18 Ocak saldırısıyla birlikte İsrail ile Hizbullah Suriye’de ilk defa doğrudan karşı karşıya gelmiş oldu. İsrail daha önce Lübnanlı örgütle bağlantılı olduğu söylenen hedefleri vurmuştu. Vurulan hedefler, genellikle füze taşıdığı düşünülen kamyonlardı. Bu saldırıların tümü İsrail tarafından teyit edilmemişti.

Son saldırı, Hizbullah ve İranlı komutanların Kuneytra bölgesinde ne maksatla bulunduğu sorusunu da gündeme getiriyor. Kimi iddialara göre bölgede İsrail’e karşı bir direniş savaşının altyapısı oluşturuluyor. Bu doğruysa eğer Hizbullah, İran ve Suriye İsrail’in müttefikleriyle ileride yaşanacak çatışmalarda askeri seçeneklerini çoğaltmaya çalışıyor. Hizbullah’ın televizyon kanalı El Manar’ın 19 Ocak’ta bildirdiğine göre ise Kuneytra’daki ekip “İsrail’in bölgedeki ihlallerini ve İsrail işgal ordusu ile tekfirci gruplar arasındaki iş birliğini araştırıyordu.”

Al-Monitor’a konuşan bir Hizbullah kaynağı, İsrail saldırısının ilk sonucu olarak İsrail ile olan cephenin Akdeniz’den Golan’a kadar genişlediğini söyledi. Kaynak şöyle dedi: “Artık Golan’da saldırdıklarına göre Hizbullah’la olan kuzey sınırlarının da Golan’a kadar uzadığını biliyorlar. Bundan böyle denklem tamamen değişecek ki bu da Hizbullah’ın Suriye’de savaşma kararının ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. İsrail, Suriye ordusu ile Hizbullah’a yenilmekte olan müttefiklerine yardım amacıyla müdahil oluyor.”

İsrail ile Hizbullah arasında 2014’te de bazı olaylar yaşanmıştı. İsrail, Lübnan’da ve Suriye sınırında Hizbullah hedeflerine saldırılar düzenlemişti. 23 Şubat’ta ise İsrail karakollarına saldırı düzenlenmişti. Bunun öncesinde ise iki hafta içinde üç bomba patlamış ve Hermon Dağı’nda bir İsrail karakoluna roket atılmıştı. Bu olaylar Hizbullah tarafından üstlenilmese de örgütün işi olarak görülmüştü. 7 Ekim’de ise medyaya göre “Hizbullah savaşçıları, motorize bir İsrail devriyesini Şebaa tepeliklerinde patlayıcı aygıtla hedef aldı ve işgalci askerler arasında yaralanmalara yol açtı.” Bu saldırı Hizbullah’ın bomba uzmanı Hasan Ali Haydar’ın öldürülmesine misillemeydi. Haydar, 5 Eylül’de güney Lübnan’daki Adlun’da İsrail’in Hizbullah’ın muhabere ağına yerleştirdiği dinleme cihazlarını sökmeye çalışırken öldürülmüştü.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriye: SDG bölgesindeki suikastlar ne anlama geliyor?
Shelly Kittleson | İslam Devleti | Ağu 10, 2020
Suriyeli Kürtler ABD’li bir petrol şirketiyle anlaşma imzaladı
Amberin Zaman | Petrol ve gaz | Tem 30, 2020
Suriye İran’dan gelen korona virüs tehlikesini ne kadar önleyebilir?
Amberin Zaman | Koronavirüs | Mar 25, 2020
Şii Hilali’nde seküler Şiilik talebi güçleniyor
Ali Mamouri | İslam ve siyaset | Ara 23, 2019
İslam Devleti Irak’taki siyasi çalkantıyı kullanarak yeniden canlanıyor
Adnan Abu Zeed | İslam Devleti | Ara 21, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Lübnan'ın Nabzı

al-monitor
Barış Pınarı Harekâtı Lübnan’da nasıl yankılandı?
Michal Kranz | Suriye çatışması | Eki 21, 2019
al-monitor
Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti: Rusya Lübnan’da üstünlüğü ele geçirdi
Michal Kranz | Petrol ve gaz | Nis 10, 2019
al-monitor
İran-Hizbullah-Hamas ekseninde yeni strateji arayışı
Ali Hashem | Devlet dışı silahlı unsurlar | Ara 22, 2017
al-monitor
Osmanlı fesi Beyrut’ta yeni bir imaja kavuşuyor
Florence Massena | | Eki 19, 2017