Türkiye'nin Nabzı

İran ve Türkiye arasında rüşvet gerginliği mi?

By
p
Article Summary
İran’da Türkiye ile altın karşılığı petrol-doğalgaz ticareti soruşturmasında ortaya çıkan bulgular, İran’ın kayıp 14 milyar dolarının peşine düşmesi, iki ülke arasında rüşvet-yolsuzluk gerilimine aday görünüyor.

ANKARA - Türkiye ile İran arasındaki petrol ve doğalgaz ithalatına ilişkin anlaşmalar, İran’a yönelik ABD ambargosu ve BM’nin yaptırım kararları nedeniyle sıkıntılı bir döneme girdiğinde, bunun aşılması için bulunan formül, şimdi iki ülke ilişkilerini germeye aday. İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani’nin Batı’yla yakınlaşma ve ülkesini ambargodan kurtarıp, küresel ekonomiyle ve dünyayla bütünleştirme stratejisi, bu konuda büyük etken.

Ruhani’den önce iki dönem İran’ı yöneten, Batı’yla kavgalı, nükleer silah sevdalısı Mahmut Ahmedinejad ile o dönemde Türkiye’deki muhatabı eski Başbakan, yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu formülü birlikte hayata geçirmişlerdi.

Uluslararası bankacılık sisteminden dışlanan, sattığı petrol ve doğal gazın parasını döviz olarak tahsil edemeyen İran’a önerilen formül, “altın hesabı açılması ve ödemelerin altınla” yapılmasıydı. Diğer bankalar bu sistemin içinde yar almaya isteksiz davranınca görev kamu bankası Halkbank’a verildi.

Merkez Bankası’nın, bankalara munzam karşılıklarını altın olarak da tutabilme olanağı sağlayan düzenlemesi ile de buna resmi zemin yaratıldı. Bir anda Türkiye’nin altın ithalatı ve ihracatı patladı. Altının menşei sorulmadığı, herkesin elindeki altını kaynağını belirtmeksizin bankaya yatırma olanağı getirildiği için de, kaynağı belirsiz paralar, yasadışı kazançlar altın hesaplarıyla sisteme kolayca sokuldu.

Atatürk Havalimanında Gana’dan gelen, tonlarca altın yüklü uçağın evraklarının bile gümrükte örtbas edilmesi, dönen paraların büyüklüğünü ve paylaşanların güçlülüğünü gösteriyordu.

İşlemeye başlayan bu sistemle İran’dan alınan petrol ve doğalgazın parası, Halkbank’ta İran için açılan hesaba altın olarak yatıyor, yatan altınlar çeşitli yollarla İran’a gönderiliyordu. İran’da bu altınları Hindistan, Dubai, Malezya gibi altına düşkün ülkelerde aracılar vasıtasıyla satarak dövize çeviriyor, ülkenin ihtiyaçlarını karşılıyordu.

2008’den bu yana sistem tıkır tıkır işliyordu. Türkiye’de birden bire sayısı patlama yapan İranlı şirketlerve işadamı görünümündeki komisyoncular, yüzde 15-20 arasında değişen “komisyonlar” karşılığında bu ticarete aracılık ediyorlardı.

2008-2013 dönemindeki Türkiye-İran ticaret hacminin, 40 milyar doları aşkın kısmının petrol ve doğal gaz ithalatı için ödenen para olmak üzere 72 milyar dolara kadar ulaştığı göz önünde tutulduğunda, altın karşılığı yapılan ticarete aracılık edenlerin aldığı komisyonun da 14-15 milyar doları bulduğunu hesap edebilirsiniz.

Ancak geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta uygulamaya konulan yeni bir ek yaptırımla İran’a altın, kıymetli maden ve taşların satışı da ambargo kapsamına alınınca işler tersine dönmeye başladı. Türkiye, önce bu yaptırımın kendisini bağlamayacağını açıklasa da son rakamlar, ABD’nin uyarılarının ve Türk bankalarına dönük girişimlerinin sonuç verdiğini gösteriyor.

Merkez Bankası’nın en son açıkladığı Ağustos ayı ödemeler dengesi bilançosunda yer alan verilere göre, 2013’ün Ocak-Ağustos döneminde 8 milyar 916 milyon dolar olan altın ithalatı, bu yılın aynı döneminde keskin bir düşüşle 357 milyon dolara geriledi.

Geçen yıla kadar yıllık 11-12 milyar dolarlık altın ithal edip, hemen hemen aynı tutarda altın ihraç eden Türkiye’nin ekonomik verilerindeki bu çarpıcı değişimin ardında İran’la altın karşılığı petrol-doğal gaz ve mal ticaretindeki duraklama, buna bağlı olarak, komisyon ve rüşvet çarkının da darbe yemesi yatıyor.

Bu mekanizmayı devreye sokan, her ikisi de ülkelerinin en büyük kentinin belediye başkanlığından gelip (İstanbul ve Tahran) siyasette yükselen Erdoğan ve Ahmedinejad’ın benzerlikleri dikkat çekici!

Erdoğan’ın, “hayırsever işadamı, manevi oğlum gibi” dediği Rıza Sarraf, oğlu Bilal Erdoğan ve AKP’li dört bakan ile çocuklarının adlarının geçtiği, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla boğuştuğu dönemde Ahmedinejad’ın başı da Devlet Başkanı Hasan Ruhani’nin başlattığı yolsuzluk soruşturmasıyla dertteydi.

5+1 ülkeleriyle nükleer müzakerelerde olumlu yönde ilerleme kaydeden ve ambargonun kaldırılması doğrultusunda ilerleyen Ruhani, İran’ın Türkiye ile altın karşılığı petrol ticaretinde ödenen milyarlarca dolarlık komisyonun yanında, İran’ın kayıp 14 milyar dolarının da peşine düştü.

İran yönetimi, bu paranın İran’a ait olduğunu ve Rıza Sarraf tarafından kendi hesabına geçirilip kullanıldığını iddia ediyor, Türkiye’den paranın iadesini istiyor. Basında yer alan haberlere göre, o dönemde Başbakan olan Erdoğan’ın Ocak ayında Tahran’a yaptığı ziyarette, 14 milyar dolar sorunu çözümlenmeden tercihli ticaret anlaşmasının imzalanmayacağı Türk tarafına iletilince Erdoğan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı arayarak, o tarihte rüşvet soruşturmasında tutuklu olan Rıza Sarraf’ın mal varlığı ve banka hesaplarındaki tedbirin kaldırılması için girişimde bulunmasını istedi. Bozdağ’ın girişimiyle, mahkeme, “acilen” Sarraf’ın malvarlığı üzerindeki tedbiri kaldıran ve çok tepki çeken bir karar aldı.

AKP döneminde, 12 yılda Merkez Bankası bilançolarında yer alan kaynağı belirsiz döviz girişlerinin ulaştığı 36 milyar doların içinde İran’ın kayıp 14 milyar dolarının ve rüşvet-komisyon paralarının da olduğu öne sürülüyor.

Rıza Sarraf’ın İranlı ortağı olduğu öne sürülen Babek Zencani’nin baş zanlıları arasında yer aldığı ve cezaevinde tutulduğu İran’daki 2,7 milyar dolarlık yolsuzluk-rüşvet soruşturmasında Zencani-Ahmedinejad bağlantısı gündeme getiriliyor. Rıza Sarraf-Babek Zencani ortaklığı ortaya çıkarsa, bu kez Türkiye’de iktidar açısından oldukça sıkıntılı bir tablo gündeme gelecek. “Ruh ikizi” kadar benzeşen iki siyasinin yolu, haklarında ortaya atılan rüşvet-yolsuzluk iddialarında bu süreçte kesişmiş olacak.

Kamu bankalarının ambargo ve yaptırımları dolaylı olarak delme amaçlı bu işlemlerde kullanılması, uyarıları da beraberinde getirdi. ABD Merkez Bankası Fed, Türkiye’nin en büyük bankası, hükümete bağlı Ziraat Bankası’nın New York şubesine kara para aklama konusundaki taahhütlerine uymadığı için inceleme başlatıldığını, temmuzda resmi internet sitesinden duyurdu. Ziraat Bankası daha sonra bireysel hesabı olan müşterilerine mektup yazarak hesaplarını kapatmalarını istedi.

İran’daki soruşturmanın olası sonuçları Türkiye’de siyasi bir depreme yol açabileceği gibi, Suriye ve Irak’ta karşı karşıya gelen iki komşu arasındaki gerilimi de tırmandırabilir.

OECD’nin ekim sonunda açıkladığı “Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu Raporu”nda Türkiye’deki rüşvetin yaygınlığına dikkat çekilirken, “Türkiye 2013 Aralık’ta iç rüşvet, para aklama ve altın kaçakçılığının içinde bulunduğu, hükümetin en yüksek düzeydeki yetkililerinin karıştığı yüksek profilli bir soruşturmaya tanıklık etti. (…) Soruşturmaya yeni atanan savcı, 1 Eylül 2014’te 96 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. (…) Siyasi müdahalenin dış rüşvet soruşturma ve kovuşturmalarını etkileyebileceği riski, Çalışma Grubu’nun ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor” deniliyor.

Trace International’in bir hafta önce açıkladığı 2014 Rüşvet ve Yolsuzluk Araştırması’nda ise, siyasetin yolsuzluğa bulaşması, hükümetlerin rüşvet karşısındaki tutumu, kamu yönetiminde şeffaflık, sivil toplum örgütlerinin rüşvetin önlenmesindeki etkileri gibi kriterler üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye, 192 ülke arasında 70. sırada yer aldı.

Vicdanla cüzdanın, inançla cüzdanın birbirine seçenek oluşturduğu AKP iktidarında Türkiye’nin rüşvetle anılması sürecek gibi. Ancak daha da ilginç olan, Avustralya’daki G20 Zirvesi’nde Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Stratejik Eylem Planı’nın hazırlanması görevinin, 1 Aralık’ta G20 dönem başkanlığını üstlenecek olan Türkiye’ye ve AKP hükümetine verilmiş olması. Bunun nedeni AKP’nin bu işleri çok iyi bildiğine olan inanç ve güven mi?

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, sanctions, oil contracts, money laundering, iran, gold exports, gold, corruption

Zülfikar Doğan, gazeteciliğe 1976’da Ankara’da haftalık haber dergisi Yankı’da başladı. Milliyet, Posta, Akşam, Finansal Forum, Star, Karşı gazetelerinde muhabirlik, haber müdürlüğü, temsilcilik ve ekonomi-politika yazarlığı yaptı. TRT-1, STAR, NTV, CNBC-e televizyonlarında ekonomi-politika programları ve yorumculuk görevlerinde bulundu. Halen, www.korhaber.com haber portalında genel yayın yönetmenliği ve köşe yazarlığı yapıyor.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept