Türkiye'nin Nabzı

Kürt’e karşı Kürt kartından sonra Arap kartı

By
p
Article Summary
Erdoğan YPG yerine peşmerge ve ÖSO’nun kontrolünde olmasını istediği Kobani’nin ismini tartışmaya açıp Suriye rejiminin Araplaştırma politikasının referanslarına sarıldı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam Devleti’ni (İD) düşürmek için haftalardır saldırı altında tuttuğu Kobani’ye ilişkin açıklamaları kafa karıştırıcı olsa da hedefi değişmiyor: Rojava’nın en önemli siyasi aktörü Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) oyun dışı bırakmak. Çünkü Erdoğan’a göre ikisi de PKK’nin uzantısı ve terör örgütü. 

İki yıldır ‘Kürt’e karşı Kürt kartı’ olarak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Rojava’da devrede görmek isteyen Erdoğan, peşmerge güçlerinin geçişine yeşil ışık yaktıktan sonra dikkat çeken iki çıkış daha yaptı. 

Birincisi eski Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanlarından Abdülcebbar Akidi'nin İD’e karşı Kobani'ye 1300 asker gönderme teklifinin PYD tarafından kabul ettiğini öne sürdü, ki bu açıklama PYD, YPG ve ÖSO tarafından behemehâl yalanlandı. 

İkincisi Kobani'nin Kürt değil Arap yerleşim yeri olduğunu ima etti. Bir cumhurbaşkanın tarihte birçok halk ve medeniyetin üzerinden geçtiği bölgelerin isimleriyle ilgili tartışmalara bu şekilde katılması sıra dışı olduğu kadar siyasi bir manipülasyon amacı da taşıyor. Uluslararası medya sustu, Erdoğan detaylandırdı

Sayısı 200’ü geçmeyen ve ön cephede yer almaları öngörülmeyen Peşmergenin sunduğu kartın Erdoğan’ın arzuladığı ölçüde sonuç üretmesinin mümkün olmadığı anlaşılınca bu kez Arap kartı devreye sokuldu. Sadece El Cezire’de yer alan ÖSO’nun Kobani'ye asker göndereceğine dair haberin perde arkası uluslararası ajanslardan değil Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, Estonya ziyareti sırasında çarpıcı bir detay verdi: “Hür Suriye Ordusu'ndan 1300 kişiyi şu anda PYD kabul ettiğini ifade etmiş.”

El Cezire, ‘ÖSO'ya bağlı gruplar’ diye nitelendirdiği İslam Ordusu, Şam Tugayı, Suriye Devrimciler Cephesi, Beşinci Tugay, Hazm Hareketi, Mücahidin Ordusu’nun da Kobani’ye asker gönderme kararını imza attığını öne sürdü. Aslında bunların çoğunun ÖSO ile örgütsel bağı yok. Akidi de 2013’te ÖSO Halep Askeri Yüksek Konseyi Komutanlığı’ndan ayrılmıştı. Akidi’nin kimin adına konuştuğu belirsizken Türk medyası El Cezire haberinin üzerine atladı. Çok geçmeden PYD Eşbaşkanı Muhammed Salih Müslim “ÖSO ile temas kurduk ama Erdoğan’ın bahsettiği gibi bir anlaşma sağlanmadı” diyerek haberleri yalanladı. 

PYD’nin Avrupa Temsilcisi Zuhat Kobani ise Al-Monitor’a şu bilgileri verdi: “Evet YPG ile Akidi arasında bu konuda bir tartışma oldu. İki taraf arasındaki görüşmeler sınır bölgesinde (Suruç-Mürşitpınar) gerçekleşti. Biliyorsunuz Fırat Volkanı adını verdiğimiz yapı içinde zaten ÖSO’yla bağlantılı gruplar zaten Kobani’de savaşıyor. ÖSO yardım etmek istiyorsa Carablus’tan İD’e cephe açabilir, Kobani’ye gelmelerine gerek yok.” 

Telefonda konuştuğum Suriye Ulusal Koalisyonu’ndan (SUK) bir kaynak ise şu değerlendirmeyi yaptı: “ÖSO’nun kararı yok. Akidi, 2013’te ÖSO Halep Askeri Konsey Başkanlığı’ndan ayrıldı, sadece kendi adına açıklama yapabilir. Elbette Akidi para ve silah desteği sağlanırsa sözünü ettiği 1300 savaşçıyı toplayabilir. ÖSO açısından Halep çok daha kritik. Rejimin saldırıları şiddetleniyor, böyle bir zamanda ÖSO, Kobani’ye birlik gönderemez. Üstelik İD yeniden Halep’i tehdit etmeye başladı.”

ÖSO Halep Askeri Konsey Komutanı Zahir el Sakit ise Facebook üzerinden haberi yalanladı: “Ayn el Arab’a (Kobani) asker gönderip Halep’i köpeklere bırakacak kadar akılsız mıyız? Esad güçleri muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri almak için fırsat kolluyor. Askeri konsey ve Akidi arasında koordinasyon yok.”

‘PYD’ye yardım kabul edilemez ama peşmerge ya da ÖSO Kobani’ye gidebilir’ seçeneğinde ısrar eden Erdoğan’ın Akidi üzerinden gündem oluşturması kötü çağrışımlar yapıyor. Şöyle ki Akidi, ÖSO içinde PYD ve YPG’ye en net tutum sergilemiş bir isim. Ağustos 2013’te Halep’te bir toplantıda ‘PKK’ diye andığı YPG’yi "Acıma olmayacak. Eğer imkânımız olursa köklerini kurutacağız" diye tehdit etmişti. Amerikan yardımlarına mazhar olan YPG’nin yanında durmanın silah ve para getireceği hesabıyla hareket etmiyorsa Akidi’nin Kobani için heveslenmesi İD ile savaştan daha öte anlamlar taşıyor. Bunu Erdoğan'ın iki yıldır dillendirdiği “PYD'nin tek taraflı orada özerklik ilan etmesi kabul edilemez" çıkışıyla birlikte düşünmek gerekiyor.

Kobani ismi nereden geliyor?

‘ÖSO gider mi gitmez mi’ tartışması sürerken Akidi’nin "Kobani Halep'e bağlı ve Suriye'nin bütünlüğünü korumak adına bunu yapıyoruz” sözünün ruhuna uygun bir şekilde Erdoğan, Kobani'nin ismiyle ilgili bir çıkış yaptı. Cumhurbaşkanı "Aslında, adı üzerinde, Ayn el Arap’tır. Daha sonra bu Kobani’ye dönüşmüştür” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin tercih ettiği Kobani ismi Kürtçe değil. Burası Osmanlı döneminin projesi olan Berlin-Bağdat demiryolunun istasyonlarından birinin yapıldığı yer. İsmin kaynağı hakkında rivayet muhtelif. 

Halk arasındaki en yaygın teori şu: Tren yolu yapılırken istasyon olarak su kaynaklarının bulunduğu yerler tercih edildi. Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinin altındaki istasyonun kurulduğu bölgede de ‘Arap Punar’ (Arap Pınarı) diye anılan küçük bir mezra vardı. İstasyon inşaatı için Suruçlu işçiler çalıştırıldı. İşçiler şantiyeye giderken Almanca ‘şirket’ anlamındaki ‘Kompanie’ kelimesini kullanarak “Kompanie’ye gidiyoruz” diyordu. Bu kullanım dile ‘Kobani’ olarak yerleşti. Şirketin adından hareket eden bir başka teoriye göre ‘Ko. Bahn’ (Kompanie Bahn) ismi halkın diline Kobani olarak yerleşti. Berlin-Bağdat Demiryolu’nun yapımında yer alanlar arasında Philipp Holzmann ve Friedrich Krupp gibi şirketler öne çıkıyor ama ‘Ko. Bahn’ diye bir şirket yok.

Suriye devletinin Ayn el Arab (Arap Pınarı) ismiyle kayda geçirdiği Kobani’nin kökeni nereden gelirse gelsin burayı var eden olaylar Türkiye kaynaklı. Suruç’tan giden demiryolu işçileriyle artan yerleşim, 1915’te soykırıma maruz kalan Ermeni halkının sığınak yerlerinden biriydi. Ardından 1925’teki Şeyh Sait isyanı sonrası kaçan ya da sürülen Kürtlerden bir kısmı Kobani’ye yerleşti. 

Suriye-Türkiye sınırı çizildikten sonra demiryolu hattının üstündeki Suruç hala merkezdi. Fransız işgali sırasında sınırdan kaçak geliş gidişler çok olduğu için Ankara’nın şikâyetleri üzerine kontrolü sağlamak üzere manda yönetimi Kobani’ye bir istihbarat binası yapmıştı. 1950’lerde sınırdan geçişleri engellemek için mayınlar döşenince Suruç’la bağlantısı kesilen Kobani şehir olarak tekâmül etmeye başladı. 

Bu arada Fransızların istihbarat binası bağımsızlığın ilanından sonra Suriye yönetimi tarafından kaymakamlık binasına dönüştürüldü. Bu yapı 2012’de Kürtler kontrolü ele alınca Asayış’ın merkezi oldu. Kobanililerin ‘saray’ diye andığı yegâne tarihi bina geçen ay İD’in eline geçti ve böylece Amerikan bombardımanının hedefi oldu. 

Bağrında Aramilerin kalıntılarını da barındıran bu yer ister Kobani ister Ayn el Arab olarak anılsın şu gerçek değişmiyor: Burası hem Kürt hem Ermeniler açısından tarihi trajedilerin kesiştiği yerlerden biri. Kobani Türkiye’den kaçan, göç eden ya da sürülen halklar için bir istasyon görevi gördü. Şimdi bu yer İD’e karşı direnişin simgesi. Direndiği için dünya Kobani’yi konuşuyor; Arap, Kürt ya da Ermenilerden izler taşıdığı için değil… 

Erdoğan’ın YPG değil ÖSO’nun kontrolünde görmek istediği Kobani’yi Kürtlere yar etmemek için 2011’den beri düşman bellediği Suriye rejiminin Araplaştırma politikasının ürünü olan Ayn el Arab ismini referans alması da çok manidar.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, language, islamic state, arab

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept