Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’de İslami bankacılık güçleniyor

By
p
Article Summary
İlk kez bir kamu bankasına “faizsiz bankacılık” yapma izni verildi. Ziraat Bankası’nın ardından devletin diğer büyük bankaları bu alana girmeye hazırlanıyor.

Türkiye’de Hükümet, kamu bankaları eliyle “İslami bankacılığı”nı güçlendirmek üzere harekete geçti. Finans sektöründe dini referanslara göre işlem yapmak için Devletin en büyük bankası olan Ziraat’e izin verildi. Bu çok önemli bir değişim. Çünkü şimdiye kadar hiçbir devlet bankası “katılım bankacılığı” adı verilen “faizsiz alanda” faaliyet göstermiyordu.

Türkiye’de halen özel sektörden 4 banka İslami usullere göre finansal işlem yapıyor: Albaraka Türk Katılım Bankası, Bank Asya, Kuveyt Türk Katılım Bankası, Türkiye Finans Katılım Bankası.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 15 Ekim 2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan kararına göre; Ziraat Bankası bu alana 300 milyon dolar sermayeli bir “katılım bankası” ile girecek. Ziraat’e bankayı kurması için 9 ay süre tanındı.

Ancak önemli bir soru yanıt bekliyor: Sermaye nereden gelecek? Çünkü Ziraat “faizli” bankacılık yapıyor. Faiz, İslam dinine göre haram. Zaten İslami usullere göre bankacılık yapan “katılım bankalarının” diğer bankalardan en büyük farkı “faiz” uygulamasını devre dışı bırakması.

Peki, faizi reddeden bir bankacılık kuruluşu, faizle çalışan bir banka tarafından nasıl oluşturulacak? Ziraat’in faizden elde ettiği gelir “haram” kabul ediliyorsa, bu gelir “faizsiz bankacılık” yapacak bir kuruma nasıl sermaye olacak?

İşte bu sorunu çözmek için ilk resmi katılım bankasının sermayesini Ziraat’in değil, Hazine’nin koyması üzerinde duruluyor. Türk Hazinesi de bütün işlemlerini faizle yapıyor. Ama önemli olan algı. O nedenle Hazine 300 milyon doları Ziraat Bankası’na aktaracak. Ziraat’in bilançosunda görünecek bu para daha sonra katılım bankasının sermayesini oluşturacak.

Hükümet, “katılım bankacılığı” alanına girmekte oldukça iştahlı görünüyor. Ziraat Bankası'ndan sonra devlete ait Vakıflar Bankası da faizsiz bankacılık yapmaya başlayacak. Vakıflar Bankası’nın işi daha kolay. Çünkü Vakıflar Genel Müdürlüğü aracılığı ile katılım bankası kurulacak. Vakıfbank’ın ana ortağı olan Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulacak katılım bankasının büyük hissedarı olarak sermayeyi koyacak. Böylece “faiz” sorunu yaşanmayacak.

Vakıflar Bankası ile eş zamanlı veya hemen arkasından Halk Bank da faizsiz bankacılık alanına girecek. Böylece devlet tüm gücüyle bu alana yoğunlaşmış olacak.

Hükümet, Vakıfbank ve Halkbank’ın katılım bankacılığı yapabilmeleri önündeki engelleri kaldırmak için yasa tasarısı hazırlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdi.

“Anayasaya aykırı”

CHP’nin İşveren Sendikaları ve Kuruluşlarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Hazine eski Müsteşarı Faik Öztrak, kamu bankalarının “İslami bankacılık” alanına girmesinin Anayasa'ya aykırı bir işlem olduğunu savundu.

Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Öztrak, Anayasa’nın 24. Maddesindeki “Devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzeni kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamaz” hükmünü hatırlatarak “kamu eliyle katılım bankası kurulmasının Anayasa'ya uygunluğu tartışma konusudur” dedi.

Faik Öztrak’ın değerlendirmesi şöyle:

“Hükümet özel sektörün yaptığı ve yapabileceği bir ekonomik faaliyeti kamu bankaları eliyle yapılır hale getiriyor. Faizsiz bankacılık sektöründe kamunun girmesini ilkesel, ekonomik ve hukuk açısından sakıncalı buluyorum. Kamunun bankacılık sistemindeki ağırlığının azaltılması ve sadece uzmanlık alanları ile ilgili faaliyet göstermesi esas ilkedir. Bu esas ilkeye karşın TBMM’ye sunulan tasarının yasalaşması halinde, kamu yeni bir alana daha girecektir. Ayrıca kamu bankaları katılım bankacılığına girdiğinde; bir taraftan yapacakları faaliyetlerle faiz geliri elde ederken, diğer taraftan faiz gelirini sermaye olarak koyup, bağlı ortaklık şeklinde katılım bankasına sahip olacaklardır. Bu durum katılım bankacılığının mantığıyla da uyumlu değildir. Kamu bankalarımız, örneğin Ziraat Bankası çiftçinin, Halk Bankası esnafın ve KOBİ’lerin finansal ihtiyaçlarını rahatça karşılaması için kurulmuştur. Bizim ekonomik stratejimiz bu kesimlerin güçlendirilmesini hedeflemektedir.”

Faiz yerine kâr payı

Peki, katılım bankacılığı ile mevcut bankacılık sistemi arasındaki fark nedir?

“Katılım bankacılığı” adı verilen bu sistem, İslam dinine göre “haram” olarak görülen “faiz” uygulamasını ortadan kaldırıyor. Onun yerine, mevduat sahibinin parası çeşitli yatırımlarla değerlendirilerek “kâr payı” ödeniyor. Türkiye’deki katılım bankaları daha çok iki yöntemle işlem yapıyor: Murabaha ve Sukuk.

“Murabaha” yönteminde katılım bankası, oluşturduğu portföydeki şirketlere ait bir malı satın alıp, üzerine kendi kârını ekledikten sonra müşterilerine satıyor. Bu işlemden ne kadar sürede ne kadar kâr elde edileceği önceden müşteriye bildiriliyor. Tıpkı faizde olduğu gibi. Buradaki kazanca “faiz” yerine “kâr payı” deniliyor. Toplanan para ile ürünü satışa sunulan şirketlere de güçlü bir sermaye desteği sağlanmış oluyor.

“Sukuk” ise kısaca “faizsiz bono” diye tanımlanıyor. Katılım bankasından sukuk (bono) alanlara faiz yerine başka isimler altında ödeme yapılıyor.

Faiz sistemindeki bonolara göre sukukun en önemli farkı şu: Faizli bonolar Hazine garantili oluyor, İhraç edilen sukukun karşılığında gözle görülebilir, maddi bir varlık bulunması gerekiyor.

Şirketlerin kârına geçici olarak ortak olmayı içeren “Katılım bankacılığı” Körfez ülkeleri, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da yaygın olarak kullanılıyor.

Para Dergisinden Erkan Kızılocak’ın araştırmasına göre, Türkiye’ye 1985 yılında giren ve 869 şubesi bulunan katılım bankalarının toplam büyüklüğü 81.5 milyar liraya ulaşmış durumda. Bu bankalardan reel sektöre kullandırılan para miktarı 60 milyar lirayı aştı. Dünyada ise; 75 ülkede 700’ü aşan İslami finans kuruluşu 52 çeşit ürünle faaliyet gösteriyor. Çoğu körfez sermayesine dayalı bu kuruluşların toplam aktif büyüklükleri 2013 sonu itibariyle 1.8 trilyon dolara ulaştı. Pazarın 2020 yılında 6.5 trilyon dolara ulaşacağı hesaplanıyor. İslami bankacılığın 2008 krizinin ardından yıldızının parladığı ve hızla güçlenmeye başladığı belirtiliyor.

Türkiye’de bir taraftan özelleştirmeye ağırlık veren ve kamu bankalarındaki hisselerini satmaktan söz eden Hükümet diğer yandan finans sektöründe yeni alanlara girerek kafaları karıştırmış durumda. Acaba devlet “faizli” alandan çıkıp tamamen “faizsiz” alana mı geçecek? Yoksa faizsiz bankacılıkta da büyüyüp, iki alanda birden özelleştirmeye mi gidecek?

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
Bu bölümlerde bulundu: turkey, islamic banking, interest, finance, economy, banking & finance, banking

Profesyonel gazetecilik hayatına 34 yıl önce başlayan Çetingüleç, Sabah medya grubunda çalıştığı 23 yıl içinde, Başbakanlık muhabirliği, Cumhurbaşkanlığı muhabirliği, ekonomi servisi ve parlamento bürosu şefliği de dahil pek çok farklı alanda görev yapmıştır. Dokuz yıl boyunca Takvim gazetesinin Ankara Temsilciliğini üstlenen ve aynı gazetede köşe yazan Çetingüleç’in yayımlanmış iki kitabı vardır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept