İsrail ve Hizbullah’tan karşılıklı caydırıcılığa yeni ayar

İsrail ile Hizbullah arasında son sekiz yıldır oluşan caydırıcı denge ve Hizbullah’ın İD’e karşı mücadeleye katılması iki taraf arasında sessiz bir anlaşmanın kapısını açabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

lebanon, israel, islamic state, hezbollah, deterrence

Eki 6, 2014

5 Ekim’de İsrail-Lübnan sınırında istisnai bir ateş açma olayı yaşandı. İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) bir devriye Lübnanlı bir askeri yaraladı. Ancak bu olay, İsrail Kuzey Komutanlığı’ndan kıdemli bir subayın 14 Eylül’de savunma muhabirlerine yaptığı analize oturmadı. Zira subay Hizbullah’ın olası bir çatışmada Celile’de önemli bir alanı geçici olarak ele geçirebileceği uyarısında bulunmuş ve savaştan bahsetmişti. Ancak böylesi bir savaş şu an her zamankinden daha uzak görünüyor.

Bölgenin mevcut koşullarında İsrail, böyle bir çatışmayı uzak bir tarihe erteleyecek adımlar atma imkânı bulabilir, hatta çatışma hiç yaşanmayabilir. Subayın anlattıkları, İsrail’in Hizbullah’a karşı son sekiz yıldır sürdürdüğü caydırıcılık stratejisinin ana unsurunu tekrarlamaktan ibaretti: IDF gelecekte yaşanacak olası bir savaşta örgüte ve Lübnan’a muazzam zarar verecek. İsrail Genelkurmay Başkanı Benny Gantz da bunu 3 Ekim’de şöyle ifade etti: “Lübnan’ı alır, 70-80 yıl geriye götürürüz.”

Bu tür tehditler, son yıllardaki İsrail-Hizbullah ilişkisinde hikâyenin sadece bir kısmını oluşturuyor. 12 Temmuz 2006’da başlayan ve tarafları öngöremedikleri yoğunlukta, uzun bir mücadeleye sürükleyen savaşla iki taraf da caydırıcılık sınavında başarısız oldu. İsrail, topraklarından asker kaçırılması hâlinde oyunun kurallarını değiştireceğini ve savaş başlatarak yanıt vereceğini Hizbullah’a ikna edici biçimde gösteremediği için başarısız oldu. İsrail yönetiminin bu mesajı verememesinin bir sebebi de Hizbullah’ın bu şekilde hareket etmesini beklememesiydi. İsrail, savaş öncesi aylarda bir süredir sergilediği itidalli tutumunu sürdürmüştü. Hizbullah da buna dayanarak asker kaçırma planına İsrail’in vereceği tepkiyi hafife aldı ve bu planı uyguladı.

Hizbullah’ın başarısızlığına gelince o da savaş arifesinde İsrail’e karşı caydırıcılık tesis edemedi ve kendisine karşı girişilecek topyekûn bir savaşın olası sonuçlarını yeterince ortaya koyamadı. Binlerce roket, gelişkin füze ve başka sürprizler hazırlamış olmak Hizbullah’a yetmedi. Oysa bu askeri yığınağa bir de caydırıcılık unsuru eklenseydi İsrail, savaşa zemin hazırlayan Eldad Regev ve Udi Goldwasser’in kaçırılmasına bir dizi büyük çaplı tepkiyle karşılık vermekten kaçınabilirdi.

İki tarafın son yıllardaki tutumları, geçmişten ders çıkardıklarını gösteriyor. İsrail 2008’de IDF’nin “Dahiye Doktrini” diye adlandırdığı stratejiyi ilan etti. Dahiye, Hizbullah’ın kalesi sayılan ve büyük bölümü 2006’daki savaşta tamamen yıkılan Beyrut’un bir semtinin ismiydi. Bu doktrin, özünde Hizbullah’la yaşanacak olası bir savaşta altyapıya yönelik orantısız saldırılar öngörüyordu. İsrail, böylece gelecekte yaşanacak yeni bir Lübnan Savaşı’nda hızlı ve ses getiren bir zafer kazanmaya kararlı olduğunu açıkça ilan ederek pazarlık pozisyonu belirledi. Ancak bunu yaparak çıtayı fazla yukarı çıkarmış olabilir. Hizbullah ise son yıllarda kendini yeniden silahlandırarak ve kamuoyunda caydırıcılık kampanyası yürüterek İsrail karşısında denge kurmaya çalışıyor.

İsrail ile Hizbullah arasındaki caydırıcılık dengesi, Soğuk Savaş’ı andırıyor. Yani hesaplı, ürkütücü ve karşılıklı bir nitelik arz ediyor. Ancak Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği’ni korkutan “karşılıklı kesin yıkım” iki tarafın da niyeti değil. Yine de Hizbullah bugün olası bir savaşta İsrail’e ağır bir bedel ödeteceğini ve ezici zafer imkânı tanımayacağını inandırıcı bir şekilde iddia edebilecek durumdadır. Hizbullah’ın küçük çaplı da olsa İsrail’in kuzey sınırındaki faaliyetlerini yeniden başlatması -- İsrailli subayın bahsettiği olay gibi -- bu caydırıcılık sayesinde mümkün oldu. Bu caydırıcılık, iki tarafın ilişkisine gerçek bir istikrar unsuru kattı.

Bölgede gelişen olaylar, İsrail için öngörülmeyen bir senaryoyla çatışmanın fitilini ateşleyebileceği gibi aslında Hizbullah’la çatışmayı önleme fırsatı da sunabilir. Nitekim Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 14 Ağustos’taki konuşmasında 2006 savaşının sekizinci yıl dönümüne değinmesi beklenirdi. Ama İsrail artık Hizbullah’ın öncelikler listesinin tepesinde yer almıyor. Oldukça kaygılı görünen Nasrallah, konuşmasının neredeyse tamamını Suriye’deki gelişmelere ayırdı. Yani Nasrallah bugünlerde “varoluşsal tehdit” ifadesini kullanırken İsrail’i değil, Lübnan’ı ve tüm bölgeyi tehdit eden İslam Devleti’ni (İD) kastediyor.

Hizbullah lideri aynı şekilde 23 Eylül’deki konuşmasını da tümüyle İD’le mücadeleye ayırdı. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani ile 30 Eylül’de Beyrut’ta yaptığı görüşmenin ardından da “tekfirci terörle mücadele” konusunun artık Hizbullah’ın bir numaralı gündemi olduğunu teyit etti. Nasrallah’a göre bu mücadelede “bölge ve bölge halkları için varoluşsal bir tehdit” söz konusu.

Hizbullah’ın kuruluşu, kimliği ve bizatihi varlık sebebi İsrail’le olan çatışmaya dayanıyor. Hiç kuşkusuz örgüt İsrail’i gündeminde tutacaktır. Ancak İsrail stratejik önceliklerde ilk kez ikinci sıraya düşmüş bulunuyor. ABD öncülüğünde İD’e karşı başlatılan ve henüz ilk safhasında olan harekâtın oldukça uzun sürmesi bekleniyor. Bu esnada ortaya çıkacak yeni gerçeklikler, İsrail’e “üçüncü Lübnan Savaşı”nı önleme fırsatı sunabilir ve bunun için illa da caydırıcılık ya da gizli operasyonlar gerekmeyebilir. Örneğin üçüncü bir taraf aracılığıyla iletilecek mesajlar, Hizbullah’la dolaylı bir uzlaşıya yol açabilir ki bu da bir ilk olmaz.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

More from  Daniel Sobelman

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İsrail'in Nabzı

al-monitor
İsrailli turistler koronavirüse rağmen Türkiye’den vazgeçmiyor
Mordechai Goldman | Turizm | Ağu 5, 2020
al-monitor
İsrail’in ilhak planı iki eski komutanın elinde
Ben Caspit | | Haz 12, 2020
al-monitor
İsrail ve Türkiye arasında buzlar eriyor mu?
Rina Bassist | Koronavirüs | Nis 13, 2020
al-monitor
Netanyahu’nun koronavirüse karşı gizli silahı: Mossad
Ben Caspit | Koronavirüs | Nis 1, 2020