Irak'ın Nabzı

Iraklı Asurilerin etnik kimliği göz ardı ediliyor

By
p
Article Summary
Iraklı Asuriler genelde sadece “Hristiyan” olarak anılır. Ancak bu halkın ayırt edici, kadim bir etnik özelliği de var. Bu özelliğin göz ardı edilmesi Asuri haklarına olumsuz yansıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Asuri Soykırım Araştırma Merkezi Başkanı Sabri Atman’a göre “1914 ile 2014’teki manzaralar birbirine fazlasıyla benziyor.” Asurilerin “Seyfo” olarak adlandırdığı Osmanlı dönemindeki soykırımının yüzüncü yılı yaklaşırken kuzey Irak’ın kadim Hristiyan toplulukları, şimdi de kendinden menkul İslam Devleti’nin (İD) yarattığı benzer bir karabasanla karşı karşıya. Batı kamuoyu, yaz aylarında İD’in saldırılarıyla birlikte Irak’taki Yezidi azınlığını tanımış oldu. Dünyanın çeşitli köşelerinde yaşayan Asuriler (Süryaniler) ise etnik kimliklerinin medya tarafından yanlış yansıtılmasından şikâyetçi.

Asuri oyuncu ve aktivist Rosie Malek-Yonan, Twitter’daki mesajında şöyle diyor: “Bizleri sadece Hristiyan olarak zikreden makaleler, Asuri kimliğinin yok edilmesine katkı yapıyor. Asuriler de kendilerini Iraklı Hristiyan olarak tanımladıkça biz de Hristiyan Arap veya Hristiyan Kürt olarak görüleceğiz.”

“Hristiyan” tabirini kullanmak medyanın kolayına geliyor, özellikle de Asurilerin bu kimlikleri yüzünden hedef alındığı düşünülürse. İD, bu insanların haklarını çiğnerken Hristiyan Asuriler, Keldaniler veya Süryaniler diye ayrım yapmıyor. Ancak Irak’taki Hristiyanların çoğu Arap veya Kürt değildir. Hristiyanların yok edilmesi söz konusu olduğunda birçok kişi, bu etnik boyutun gözden kaçtığını düşünüyor.

Irak’ın çok etnikli, çok dinli yapısı yok olurken Hristiyanların dayanışma olarak sadece N harfine sahip çıkması yeterli mi? Arapçada “Hristiyan” anlamındaki “Nazarin” kelimesini ifade eden N harfi, Hristiyan evlerini işaretlemek için İD militanlarınca duvarlara yazılıyor. Batı medyasında pek de doğru olmayan şekilde “İsa’nın konuştuğu dili konuşan” topluluk olarak tanımlanan Asuriler, kendi kimlik tanımlarıyla anılma onuruna bile kavuşamadan dünyanın gözü önünde tarihsel yurtlarından yok olabilir.

Bu kimlik oldukça karmaşıktır. Bölgenin asli Hristiyan nüfusu, asırlardır farklı cemaatlere ayrılmış durumdadır. Nasturi Kilisesi olarak da bilinen Doğu Asuri Kilisesi’ne mensup olanlar kendilerini Asuri olarak tanımlıyor. Süryani Ortodoks (Jakobit) Kilisesi mensupları, kendilerini Süryani veya Asuri olarak adlandırırken Keldani Katolikleri kendilerini Keldani olarak tanımlıyor. Daha küçük olan Süryani Katolik Kilisesi ve Kadim Doğu Kilisesi’nin cemaatleri ise kendilerini sırasıyla Süryani ve Asuri olarak adlandırıyor. Türkiye’nin güneyinde ise ufak bir Müslüman Asuri topluluğu olan Mhalmiler yaşıyor. Tüm bu cemaatler, Yeni Doğu Aramice dilinin lehçelerini konuşuyor. Sami dil ailesinden olan bu dil, Arapça ve İbraniceyle bağlantılıdır ve kendine özgü yazısı vardır. Irak hükümetinin kullandığı tanımla “Keldani-Asurilerin” birçoğu, kökenlerini Yeni Asur İmparatorluğu’na dayandırıyor. Son yıllarda müşterek özelliklerden hareketle ortak bir Asuri, Arami veya Süryani kimliği oluşturmaya dönük gayretler sarf edilse de bu konuda fazla mesafe alınmış değil. Bu kimlik tartışmasının girift yapısı, medyanın genelleyici “Hristiyan” tabirini kullanmasının da bir nedeni olabilir.

Bu topluluklara karşı en kanlı saldırılar genellikle Ninova Ovalarında yaşandı. Musul’un kuzeydoğusunda yer alan bu bölge, tarihsel Asuri yurdunda Hristiyan yerleşimlerinin bitişik şekilde yer aldığı son alanlardan biridir ve bu özelliğiyle olası bir özerk Asuri bölgesinin kurulabileceği son topraktır. Ancak bugün Alkuş, Bahdida ve Bartella kasabalarının sakinleri dâhil birçok insan bölgeden topluca kaçmış durumda. Asuri Uluslararası Haber Ajansı’na göre kaçanların sayısı 200 bini buluyor.

Bu halklar geleneksel olarak askeri birliklere sahip oldu, hatta ülkenin isyanlarla çalkalandığı 1920’li yıllarda İngilizlerin hizmetinde bulundu. Son dönemde de Hristiyan olarak addedilen veya özel olarak Asurilerden oluşan Dvekh Navşa ve Karakuş Savunma Tugayları gibi savunma amaçlı milis gruplar kuruldu. Kürt Peşmerge birliklerine ve Irak ordusuna katılan Asuriler de var. Ancak bu oluşumlar, İD’le birebir çarpışacak kadar güçlü değil.

Tarihsel husumetler de burada etkili oluyor. Kürt ve Hristiyan topluluklar, tarihin değişik dönemlerinde hem zalim hem mazlum oldu. Bazı Kürt aşiretler Seyfo Katliamları’nda Osmanlı ordusuna yardım etti. Kimi araştırmacılar, bu olaylarda katledilen Asuri sayısının 750 bine ulaştığını tahmin ediyor. Musul idari müfettişi İngiliz Yarbay R. S. Stafford, Iraklı Asurilere yönelik 1933 Simele Katliamı’na ilişkin 1935 tarihli ifadesinde faillerin genellikle Sünni Arap ve Kürtlerden oluştuğunu, Yezidilerin bile katliama katıldığını belirtiyor.

Günümüzde ise Yezidi ve Asuri bölgelerden çekilerek oradaki kentleri İD tehdidine açık hâle getiren Kürtler, Yezidi ve “Hristiyan” savunmasını çökertmekle suçlanıyor. Ninova Ovaları’nda yaşayan bazı kişiler de İD’in ilerleyişinden yararlanarak azınlık mensuplarını öldürdü veya soydu. Ancak soykırım zamanında olduğu gibi bugün de birçok Müslüman, canlarını tehlikeye atarak gayrimüslim komşularını korumaya çalıştı.

Günümüzde nasıl birçok kişi ABD’yi İD’e karşı askeri müdahalede gönülsüz olmakla eleştiriyorsa zamanında da İngilizler Irak ordusundan hesap sormamakla suçlanmıştı. Asuri milliyetçisi yazar Yusuf Malek, katliamları anlatırken şöyle yazıyor: “İngiltere tarafından her fırsatta satıldık ve neticede can güvenliğimiz için yeterli veya makul ölçüde güvence olmaksızın Arap Hükümeti diye adlandırılan yapıya emanet edildik.”

Irak’ta toplu katliamlar hem Osmanlı hem İngiliz yönetiminde yaşandı. İngilizler azınlıkları kullanmaya çalıştı, Baas döneminde ise “Araplaşma” politikasının mağduru olan Asuriler köylerinden çıkarıldı. 1980’lerde Anfal Soykırı’mıyla doruğa ulaşan Kürtlerle Irak ordusu arasındaki mücadele ve Kürtlerin iç çatışmaları da Asurileri mağdur etti.

Birinci Körfez Savaşı’nın ardından kurulan uçuşa yasak bölge, kuzey Irak’ta azınlıkların yaşadığı yöreleri de kapsadı. Bu bölge, 2003’e dek fiilen Kürt yönetiminde oldu. Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle kuzey Irak’ta Arap olmayan halkların öncelikleri değişti. ABD işgali büyüyen bir isyanı körükledi ve bu isyanla gelen mezhepçi saldırılar, Hristiyanlar için yeni göç ve toplu kaçışlar anlamına geldi. Kürt milliyetçileri ise diğer azınlıkları dışlayarak uluslararası alanda tanınacak kendilerine ait bir anayurt inşasına odaklandı.

Asuri gazeteci Mardean Isaac, 2011’de yazdığı bir makalede Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Asurilere sadece “Hristiyan” diyerek “onları etnik olarak ve dolayısıyla siyaseten meşruiyetten yoksun bırakmak” istediğini öne sürdü. Isaac şöyle diyordu: “Şu dönemde etnik kimliğimize sahip çıkmak, siyaseten ve medya bakımından esastır. Mevzubahis bir tek Hristiyanlık olsa ibatelerimizi Batı’da rahatça yerine getirebiliriz. Iraklı bir Hristiyan kolaylıkla Kürt bir Hristiyan’a veya Fransız Hristiyan’a dönüşebilir. Ancak yaşayan tarihimiz ve bu tarihi oluşturan her ne varsa başka bir şeyle değiştirilemez. Bizi halkımızın geçmişi ve geleceğine bağlayan şey toprağımız ve dilimizdir.”

Batı’nın Iraklı Hristiyanların dramına ilişkin söylemi Asuri, Keldani ve Süryani cemaatler için iki tarafı keskin kılıç gibidir. Hristiyan dindaşların mağduriyeti, fazlasıyla ihtiyaç duyulan kamuoyu ilgisini seferber ediyor ama ilgiyle birlikte bu konuda insani müdahalenin ne denli karmaşık olduğunu çoğu zaman göz ardı eden refleksler sergileniyor. Batı’nın yıllardır Orta Doğu’da askeri müdahalelerde bulunmuş olması, Hristiyan topluluklara verilen aleni desteği ne yazık ki istismar ve yanlış anlamalara açık hâle getiriyor. Avustralya, Avrupa ve ABD’de yaşayan birçok diaspora topluluğu başta olmak üzere Asurilerin kendileri de anlaşılır gerekçelerle bunu yapıyor. Diasporanın destek çağrıları, konuya dinsel mercekten bakmaya meraklı Batılı siyasetçiler arasında karşılık buluyor. Ama bu tür kampanyaları İslam düşmanlığıyla ve bitmeyen savaşlarla özdeşleştiren liberal ve ilerici çevreleri soğutuyor.

Yezidilerin dramında medya, basit izahatları aşan bir dini inanca, son derece karmaşık bir yapıya sahip bu halka alışılmışın dışında bir ilgi gösterdi. Ancak Asuriler, Keldaniler ve Süryaniler bakımından aynı şeyi söylemek zor. Medya onları “İsa’nın konuştuğu dili konuşanlar” diye tanımlayarak tarihe hapsediyor ve ayrı bir etnik grup olarak tarihleriyle ilgilenmek istemiyor. Oysa dünyanın bu tarihi hatırlamasında fayda var. Asurilere “Hristiyan” halk olarak gösterilen ilginin bedeli, onların etnik kimliği oluyor. Bilgisizlikle gelen dayanışmaya ise dayanışma demek yakışmıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: islamic state, iraq, identity, christians

Maxim Edwards, openDemocracy Russia’da editör yardımcılığı ve serbest gazetecilik yapmaktadır. Milliyetçilik ve etnik-dinsel gruplar üzerine uzmanlaşan Edwards, eski Sovyet ülkelerine odaklanmaktadır. Yazıları, El Cezire, Souciant, R&K ve Forward gibi yayınlarda yer almıştır.

NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept