Türkiye'nin Nabzı

AKP-Gülen gerilimine dair bilinmesi gerekenler

By
p
Article Summary
Son yaşanan AKP-Gülen çekişmesi, eski müttefikleri düşmana çevirerek, ülkedeki pek çok kişiyi şaşırttı.

Türkiye'nin en sıcak gündem maddesi iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile Fethullah Gülen'in öncülük ettiği İslamcı cemaat arasındaki "savaş" ya da siyasi çatışma. Lakin pek çok yabancı bu kendine münhasır mücadelenin doğasını anlamakta güçlük çekiyor, zira konu Türkler için bile oldukça karışık. Bu çatışmayı belirleyen temel ilkeler aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Hepsi muhafazakar Sünni Müslüman değiller mi?

Evet hepsi muhafazakar Sünni Müslüman. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslam alimi Gülen ve her ikisinin de destekçileri ülkedeki en yaygın mezhep olan Sünni (Hanefi) mezhebine mensup dindar Müslümanlardır. Bu nedenle de eskiden Türkiye'nin otoriter laiklerine karşı bir ittifak içindeydiler. Ve yine bu nedenle şimdi her iki taraf da  tartışmalarda dini referanslara başvuruyor.

Ne var ki bazı farklılıklar da söz konusu. AKP tabanı Milli Görüş geleneğinden geliyor. Milli Görüş en açıklayıcı şekilde Batı karşıtı ve Panislamist tonları bulunan Türk tipi bir siyasal İslam modeli olarak tanımlanabilir.  Her ne kadar AKP 10 yılı aşkın süre önceki kuruluşunda bu ideolojiyi açık bir şekilde terk etmiş olsa da, pek çok gözlemci Erdoğan'ın "Milli Görüş" çizgisine kademeli olarak geri döndüğüne inanıyor.

Gülen Hareketi ise İslam alimi Saidi Nursi'nin (1878-1960) çizgisini takip ediyor. Siyasetten ziyade inanç ve ahlak konularına odaklanan Nursi'nin destekçileri büyük ölçüde siyasal İslam'dan uzak durur. Bu nedenle de Gülen'in destekçileri Milli Görüş partilerine oy vermemiş ve merkez sağ partileri tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bazı akademisyenler Gülen hareketini "siyasal İslam'ın" karşısında "kültürel İslam'ın" temsilcisi olarak değerlendiriyor.

Neden çatışıyorlar?

Ne var ki, Gülen hareketi sadece kültürel İslam hareketi olarak kalsaydı şu an ki gerilim çok daha düşük olurdu. Pek çok gözlemci hareketin aslında kendisine ilişkin bir siyasi çaba içinde olduğu konusunda hemfikir. Bu çaba hareketin üyelerinin yargı ve polis teşkilatında görev almalarıdır. Görünen o ki, kademeli olarak devlet saflarına katılarak otoriter laik rejimi dönüştürme amacı taşıyan bu çabanın geçmişi 1970'lere kadar uzanıyor. Bu hedefin gizlenmesi ise her zaman spekülasyonlara ve komplo teorilere neden olmuştur.

AKP 2002'de iktidara geldikten kısa bir süre sonra eski laik rejim savunucularının hedefi haline geldi ve yargı ile polis içindeki Gülen destekçileri tabii bir müttefik olarak görüldü. Erdoğan'ın laik hasımları karşısında bu muhafazakar yol arkadaşlarını güçlendirdiği de yaygın bir kanıdır. Ne var ki, laik yapılanmanın kararlılıkla yenilgiye uğratıldığı 2010-2011 döneminin ardından AKP ve Gülen hareketi arasında anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. İlk kırılma noktası "Milli İstihbarat Krizi" adıyla bilinen olaydı.

Bir İstanbul savcısı Şubat 2012'de Erdoğan'ın sırdaşı olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı PKK'ya ilişkin bir soruşturma kapsamında ifadeye çağırdı. Bu durum New York Times gazetesinin de o zaman ifade ettiği gibi "ülkenin kolluk kuvvetleriyle istihbarat teşkilatı arasındaki güç mücadelesinin son raunduydu." Bu aynı zamanda çoğu kişi tarafından Gülen yanlısı polis ve yargı ile AKP arasında bir güç mücadelesi olarak yorumlandı. Erdoğan'ın destekçileri o zamandan bu yana devletin içinde kendi hiyerarşisine göre hareket eden ve kendi çıkarları için devlet imkanlarını kullanan bir "paralel devletten" şikayet ediyor.

Geçen iki ay içinde işleri kızıştıran neydi?

AKP ile Gülen hareketi arasındaki ilişkiler Şubat 2012'deki "Mit krizinden" bu yana gizliden gizliye kötüye gitmeye başladı. Erdoğan'ın 2013 Kasım’ı ortalarında dershaneleri kapatmayı planladığını açıklamasıyla da kıyamet koptu. Ülkedeki dershanelerin yüzde 25'ine sahip olan Gülen hareketi için bu kurumlar hem mali hem de destekçi devşirme kaynağıydı. Hareket bu hamleyi saldırı olarak algıladı ve Gülen yanlısı basın hükümetin "özel teşebbüse saldırısına" karşı çıktı. Hükümet sert açıklamalarla karşılık verdi ve çok kısa süre sonra sözcüklerin savaşıyla "açık bir savaş" ilan edildi.  

Al-Monitor yazarlarından Yasemin Çongar'ın da belirttiği gibi "gittikçe otoriterleşen bir siyasi liderlikle ondan da asabi bir rakip"  arasındaki bu mücadele milletvekili ve eski futbol yıldızı Hakan Şükür'ün 16 Aralık'ta AKP'den istifa etmesiyle yeni bir viraja girdi. İstifasında hükümeti ağır bir şekilde eleştiren Şükür, Gülen'in mağrur destekçilerindendi ve 2011'de milletvekili olarak seçilmesi hareket ve parti arasındaki nikahın işareti olarak değerlendirilmişti. İstifası ise boşanma sinyaliydi.

Asıl bomba ise ertesi sabah patladı. Çoğu kişi tarafından Gülen hareketine bağlı biri olduğuna inanılan İstanbul savcısı Zekeriya Öz sabahın erken saatlerinde üç bakanın oğlu, AKP'li bir belediye başkanı, iş adamları ve bürokratlar da dahil onlarca kişinin evine baskınlar düzenledi. Ayakkabı kutularına koyulmuş milyonlarca doların görüntüsü, bunun Türkiye'nin yakın tarihinin en büyük yolsuzluk skandalı olduğu vurgusuyla basına sızdırıldı. Suçlanan dört bakan olaydan sekiz gün sonra istifa etti. Bakanlardan Erdoğan Bayraktar ise Erdoğan'ın da istifa etmesi gerektiğini söyleyerek Türkiye'yi şok etti.

Yolsuzluk soruşturmasının başladığı günden bu yana iki karşıt anlatı yarışıyor. AKP yanlısı çevreler, Gülen hareketini  ya da hareketin "paralel devletini" açıkça yolsuzluk suçlaması üzerinden AKP'yi devirmeye çalışmakla suçluyor. Onların gözünde bu yasal araçlar kullanılarak yapılan bir "darbe teşebbüsü". Gülen yanlısı ve diğer bazı basın kuruluşları ise  hükümeti komplo teorileri üretip, yargının hükümeti soruşturmasını engelleyerek, büyük bir yolsuzluğu kapatmaya çalışmakla suçluyor.

İran ve İsrail nasıl dahil oldu?

Yolsuzluk skandalının kalbinde Türkiye'nin İran'la yaptığı petrole karşılık altın ticareti bulunuyor. İddialara göre, Türkiye bu ticareti İran'a yönelik ABD-AB ambargosunu baypas etmek için kullanıyor ve para transferlerine bir kamu bankası olan Halkbank aracılık yapıyor. Bu karmaşık ağ Al-Monitor'un konuya ilişkin makalelerinde de ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Zanlılardan birinin, evindeki meşhur ayakkabı kutusunda milyonlarca doların çıktığı iddia edilen Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan olması da bu tabloya göre şaşırtıcı değil. Diğer bir bilindik zanlı ise altın ticareti yapan ve asıl adı Reza Zarrab olan İranlı iş adamı Rıza Sarraf. Sarraf önde gelen siyasilere rüşvet vermekle suçlanıyor.  

AKP yanlısı basın bu suçlamalara yanıt olarak İran'la yapılan gizli ticaretin sadece Türkiye'nin milli çıkarları adına yapıldığını ve şahısların evlerinde bulunan paraların okul inşaatları gibi hayır işlerinde kullanılabileceğini ima ediyor. Ayrıca aynı basına göre bu "darbenin" arkasındaki asıl güç İsrail. İsrail ve ABD'deki İsrail lobisi, İran'ın ve Türkiye-İran ilişkilerinin en büyük düşmanı olduğu için, bu yolsuzluk soruşturmasının ardında da mutlaka onlar vardır diye düşünülüyor. Gülen hareketinin Türkiye'deki İslamcı cephede yaygın olan İsrail karşıtı fikirlerden uzak durduğu gerçeği (Gülen'in 2010'daki çok tartışılan Mavi Marmara muhalefeti de dahil) de İsrail komplosuna kanıt olarak gösteriliyor. AKP yanlısı basın bugünlerde Gülen hareketini beşinci kol faaliyeti ya da "Siyonist" bir truva atı olarak yansıtan makalelerle dolu.

Liberaller kimi destekliyor?

Aslında bu duruma göre değişiyor. Pek çok liberal AKP'yle köprüleri atmış durumda ya da en azından geçen yaz ki Gezi Parkı olayları sırasında tepkili hale geldiler. Dolayısıyla bu liberallerin çoğu yolsuzluk soruşturmasını destekleyerek, Gülen hareketiyle siyasi bir ittifak içinde gibi görünüyor. Öte yandan, hükümet ile PKK arasındaki barış görüşmelerine büyük önem verdikleri için halen AKP'yi destekleyen liberaller de var. Bu ikinci grup liberaller, Gülen hareketinin yargı ve polisteki gücüne atfen söylenen "paralel devlete" de oldukça şüpheyle yaklaşıyor ve hareketin şahin kanadının PKK'ya ilişkin "barış karşıtı" duruşuna ilişkin uyarılarda bulunuyor.  

Bu arada, hiçbiri Gülen hareketi kadar güçlü ve etkin olmayan diğer İslamcı grupların çoğu Erdoğan'ın  arkasında birleşmiş durumda. Laik cumhuriyetin iki muhalif İslamcı zümrenin elinde ne hale geldiğini gören laikler ise göz yaşı döküyor.

Kim kazanır?

Bunu sadece Allah bilir. Ayrıca "galibiyetin" ne anlama geldiğini kestirmek de zor. Gülen hareketi siyasi bir parti değil ve hareketin tamamen rahat çalışacağı bir diğer siyasi parti de yok. Bu yüzden bazıları, hareketin, AKP karşıtı değil sadece Erdoğan karşıtı olduğunu ve Erdoğan sonrası daha az iddialı bir AKP'ye kavuşmayı istediğini söylüyor.  

Kim kazanırsa kazansın bu bir Pirus zaferi olacaktır. Eğer Erdoğan, bugünlerde bazılarının söylediği gibi, bir şekilde Gülen hareketini bitirirse çok sayıda oy kaybeder ve demokrasi karnesini biraz daha zayıflatır. Eğer Gülen hareketi kazanırsa, bu hareketin, devlet içinde büyük bir güce sahip olduğunu ortaya koymaktan başka bir işe yaramaz ve "kültürel İslam'ın" ılımlı bir temsilcisi olma konumuna gölge düşer. Bu arada zarar gören ise Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarı olacaktır, hukukun üstünlüğü ilkesi ile toplumsal barışın alacağı zarardan bahsetmeye ise gerek bile yok.

Bir başka deyişle bu kazananı olmayan bir savaş. Zaten en tutkulu mücadelelerin verildiği savaşlar da böylesi savaşlar değil midir?

Bu bölümlerde bulundu: recep tayyip erdogan, gulen movement, fethullah gulen, corruption, akp

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X