İslami Cephe’nin yükselişi Suriye için felaket

By
p
Article Summary
İslami Cephe’nin yükselişi Suriye’de siyasi geçiş ihtimalini riske atarken, Suriye savaşı Lübnan’ı felç ediyor. Foreign Policy dergisi ise Farea al-Muslimi’yi “öncü küresel düşünürler” arasında saydı.

Wall Street Journal gazetesi ve başka yayınlar, 11 Aralık’ta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Yüksek Askeri Konseyi komutanı Tümgeneral Salim İdris’in Kuzey Suriye’deki karargâhının ve Batılı ülkelerce ÖSO’ya sağlanan teçhizatın bulunduğu depoların İslamcı militanlar tarafından ele geçirildiğini duyurdu.

Aynı gün Edward Dark mahlasıyla Halep’ten yazan köşe yazarımızın makalesi Al-Monitor’da yer aldı. Makalede şu satırlar yer alıyordu: “Suudi destekli bu yeni İslami Cephe, ideolojik bakımdan El Kaide’ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Nusra Cephesi kadar aşırı olmayan ama hiçbir şekilde de ÖSO kadar ana akım olmayan Selefi cihatçı grupların bir araya gelmesiyle oluştu. Laik demokrasiyi değil, açıkça İslami Şeriat yönetimini savunan bu oluşumun adı, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nce belgelenen Lazkiye olayları dâhil mezhepsel savaş suçlarına karışmıştı. (…) El Kaide’nin özellikle Kuzey Suriye’de artan gücüne karşı bir araya gelen grup, Batı destekli ÖSO’nun altını oymuş oldu. (…) Çok yakında artık ÖSO diye bir şey kalmayacak, en azından sahada fiili bir varlığı olmayacak. Daha da kötüsü, Kuzey Suriye’de El Kaide’nin hâkim olduğu Rakka vilayetinde ÖSO’dan geriye kalan birlikler de dağılmış durumda. (…) Halep’te de ÖSO birlikleri gittikçe sıkışıyor. IŞİD, kuzeydeki ÖSO komutası ve mevzilerini açıkça tehdit ederken, rejim kuvvetleri de Halep’in güney kırsalında mesafe kat edip hâkimiyetini sağlamlaştırıyor.”

Dark, 30 Eylül tarihli makalesi dâhil Al-Monitor’da yayımlanan yazılarında ÖSO ile Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu’nun Halep’te cihatçılar karşısında hızla güç kaybettiğini defalarca belirtmişti.

ÖSO’nun aldığı son darbe, 22 Ocak’ta yapılması planlanan Cenevre-2 Konferansı’nın akıbeti konusunda da yeni soru işaretlerine yol açıyor. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel son gelişmeleri “büyük bir sorun” olarak tanımlarken, ABD’yle İngiltere yardımları kesti.

İslami Cephe’nin yükselişi, Suriye muhalefeti için yeni ve adeta nihai bir dağılma anlamına geliyor. 27 Ekim’de bu sütunda Suudilerin silahlı İslamcı gruplara verdiği destek konusunda şöyle denmişti: “Özgür Suriye Ordusu’na bir taraftan Suriye askeri, diğer taraftan El Kaide ve Irak-Şam İslam Devleti’yle (IŞİD) bağlantılı gruplar vuruyor. (…)  Muhalefetin ılımlı unsurları, aralarındaki bölünmüşlük, askeri yetkinlik ve eş güdümden yoksun oluşları ve hamileri tarafından güdülen farklı amaçlar nedeniyle zayıf durumda. Söz konusu olumsuzlukların değişmesi de olası değil. Bu, demokratik Suriye için mücadele edenleri eleştirmek anlamına gelmiyor. Bu, sadece sahadaki gerçeğe dair bir anımsatmadır. Yani görünürde bir askeri çözüm söz konusu değildir ve meselenin siyaseten ele alınması, her zamankinden daha acil hâle gelmiştir.”

Son gelişmeler, zaten kötü olan durumu iyice kötüleştirdi. İslami Cephe’nin yükselişi, Suudi Arabistan ve başka bazı taraflarca desteklenip finanse ediliyor. Suriyeli ve yabancı üye sayısı tam olarak bilinmese de grup, tüzüğü gereği yabancı savaşçılara kucak açıyor.

Nusra Cephesi’yle IŞİD’ten farklı olarak, İslami Cephe’yi oluşturan yedi grubun hiçbiri ABD tarafından terör örgütü olarak ilan edilmiş değil. Ancak Cephe, bölgesel ya da küresel bir hilafet peşinde olmasa da Suriye’ye İslami hukuku dayatmayı amaçlıyor. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nün Selefi hareketler uzmanı Aaron Zelin, Cephe’nin 45 bin ila 60 bin arasında savaşçıyı sahaya sürebileceğini tahmin ederken, grubun Nusra Cephesi’yle “yakın çalışma ilişkisi” içinde olduğunu, daha düşük düzeyde olsa da IŞİD’le de çalıştığını belirtiyor. Zelin’in ifadesiyle “İslami Cephe içindeki grupların birçoğu, bilhassa da İslam Ordusu, hâlihazırda Suudi Arabistan’la ve ayrıca İnsani Yardım Vakfı IHH ile El Hayriye gibi sivil toplum örgütleri üzerinden Türkiye ve Katar’la gevşek veya gayri resmi ilişkilere sahip.” Zelin, yedi grubun en büyüğü olan Hareket Ahrar El Şam El İslamiye başta olmak üzere Cephe’yi oluşturan gruplarda yabancı savaşçıların yer aldığını da belirtiyor.

Suriye yönetimi, baştan beri dış destekli teröristlerle masaya oturmayacağını söylüyor. Gelinen noktada rejimin başlıca hasımları Suriyeli demokratlar değil, İslami Cephe, Nusra Cephesi ve IŞİD gibi dış destekli cihatçılar. Dolayısıyla Şam, Cenevre-2’ye katılım koşullarını gözden geçirebilir. Şam’ı destekleyen Moskova ve Tahran da bu savı ikna edici bulabilir. Bu koşullar altında Esad’ın ekibi, Cenevre’de herhangi bir “geçiş dönemi” müzakeresine girmeyi de gözden geçirebilir.

Ancak her halükârda taraflar kan akıtmayı durdurmadıkça herhangi bir siyasi geçiş söz konusu olamaz. Kısaca Cenevre Bildirisi olarak bilinen ve 2012 haziranında kabul edilen Suriye Eylem Grubu Nihai Bildirisi, taraflara “şiddetin tüm biçimlerini derhal durdurma” çağrısı yapmıştı

Dolayısıyla, Cenevre-2 Konferansı’nda ya da sessiz diplomasiyle veya her iki yoldan da başarılması gereken ilk iş, ateşkesin sağlanması ve savaştan etkilenen milyonlarca Suriyeliye insani yardım sağlamak üzere acil bir planın oluşturulmasıdır.

Ateşkes sağlandığı takdirde- ki bu şimdi daha zor bir hâl almış olabilir- diplomasi başarı kazanacak, insani krizi hafifletme yönünde yol alınacak ve Suriye halkı için ilk defa gerçek bir umut doğacak.

ABD yetkililerinin İslami Cephe’ye ne şekilde yaklaşacaklarını uzun uzadıya düşünmeye ihtiyacı yok. Cephe’nin yükselişi büyük bir sorun olmanın ötesinde Suriye muhalefeti ve ülkenin geleceği açısından bir felakettir. Grubun amaçları, hamileri ve artan sayıdaki yabancı savaşçısı göz önüne alınırsa birçok Suriyelinin bu oluşuma ve cihatçı kardeşlerine katılması muhtemeldir.

Hiç kuşkusuz İslami Cephe savaş alanında bir ağırlığa sahip. Oluşumun kendisi veya içinde yer alan Suriyeliler, hiç değilse Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu’ndaki laik güçlerle bir araya getirilmeli. Ancak bunun şu aşamadaki mümkünatı bile tartışmalı.

İslami Cephe’nin yükselişiyle birlikte, ülke içindeki Esad karşıtı yerleşik laik ve demokratik muhalefet de iyice oyun dışına itildi. Suriye’deki dış etkinin bertaraf edilmesi için bu muhalefete artık daha fazla önem verilmeli.

ABD, ateşkes hedefini Suudi Arabistan’la görüşerek Cephe’nin silah bırakmasını, Suriye’ye yabancı savaşçı akışının durmasını sağlamalı. ABD ve müttefikleri, Türkiye’yle Katar dâhil belli devlet ve kişilere de artık baskı uygulamalı, bunların Suriye’deki yabancı kuvvetlere verdiği desteği kesmesini sağlamalı. Nusra Cephesi, IŞİD ve El Kaide bağlantılı diğer gruplara yardım edenlere, bu yardımı derhal kesmemeleri hâlinde teröre destek vermekten yaptırım uygulanacağı bildirilmeli.

Rusya ve İran ise Esad’ın ateşkese ve insani yardım faaliyetlerine bağlı kalmasını sağlama görevini üstlenmeli. Ancak İslami Cephe’nin yükselişiyle birlikte Esad’ın ateşkese bağlı kalması da artık daha zor bir ihtimal.

Ateşkes olmadan Suriye için hiçbir “siyasi çözüm” olamaz. Daha da ileri gidecek olursak, Cenevre-2 Konferansı ateşkes sağlanmadan son bulursa Suriye’de beklememiz gereken, şiddetin daha da yükselmesi, mülteci ve terörist sayısının artması, İslami hukukun yaygınlaşması ve Suriye’nin komşuları için istikrarsızlığın derinleşmesi.

Suriye savaşı Lübnan’ı ‘felç’ ediyor

Lübnan meclisindeki ikinci büyük güç olan Hür Vatansever Hareket’in lideri General Mişel Aun, Al-Monitor’a verdiği özel mülakatta şu ifadeyi kullandı: “Suriye meselesi yüzünden Lübnan şu an felç durumda.”

Suriye savaşının Lübnan’a sıçramasından Lübnan hükümetini sorumlu tutan Aun, sınır güvenliğinin sağlanması için baştan önlem alınmadığını belirtti.

Nasser Chararah da bu haftaki makalesinde, Trablusşam’daki siyasi ortamın Suriye savaşının etkisiyle nasıl radikalleştiğini anlatıyor. Taraf tutma suçlamasından çekinen Lübnan ordusu, Trablusşam’daki radikal Sünni gruplara yeterince sert davranmıyor ve bu da şiddetin daha da artması riskini doğuruyor.

Kataeb Partisi’nin önde gelen milletvekillerinden Sami Cemayel ise Suriye savaşının Lübnan’a sıçramasından Hizbullah’ı sorumlu tuttu. Cemayel, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada şöyle konuştu: “Eğer savaşmak için başka bir ülkeye gidiyorsanız, oradakilerin de sizin ülkenize gelip savaşmasına hazırlıklı olmalısınız.”

3 Aralık’ta Al-Monitor yazarı Jean Aziz’in OTV’deki programına çıkan Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise Beyrut’taki İran Büyükelçiliği’ne 19 Kasım’da düzenlenen ve 23 can alan bombalı saldırının arkasında Suudi Arabistan’ın olduğunu iddia etti. Bu suçlama, Hizbullah’la Riyad arasındaki gerilimin yükseldiğine işaret ediyor.

Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir Lübnan emniyet yetkilisi ise gerçek failin, saldırıyı zaten üstelenmiş olan El Kaide bağlantılı Abdullah Azam Tugayı olduğunu teyit etti.

Farea al-Muslimi ‘Küresel Düşünürler’ arasında

Foreign Policy dergisinin 2013 için belirlediği “Öncü Küresel Düşünürler” listesinde Al-Monitor yazarı Farea al-Muslimi de yer aldı. Yazarımızı kutlarız!

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: syria civil war, syria, saudi arabia, salafist, michel aoun, jabhat al-nusra, hassan nasrallah, geneva ii, free syrian army
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept