Suudi Arabistan İsrail’le ilişkilerde niçin frene bastı?

ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray’dan ayrılmaya hazırlanırken, Suudi Arabistan İsrail’le ilişkileri ağırdan almayı, yeni yönetimi beklemeyi tercih ediyor.

al-monitor Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal Bin Ferhan El Suud ve ABD’li mevkidaşı Mike Pompeo Washington’da Dışişleri Bakanlığı’nda yaptıkları görüşmenin ardından basın toplantısında, 14 Ekim 2020. Photo by Photo by Manuel Balce Ceneta/POOL/AFP via Getty Images..

Ara 8, 2020

İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerinde son dönemde Başkan Donald Trump’ın ruh hâllerinden bile daha hızlı değişen, şaşkınlık yaratan iniş çıkışlar yaşanıyor. İki bölgesel güç arasında neler oluyor?

Uzun yıllar Washington’da görev yapmış olan eski Suudi Büyükelçi Prens Bender Bin Sultan 6 Ekim’de Filistinlilere öyle sert yüklenmişti ki İsrail yönetimi bunu Suudi Arabistan’ın İsrail’le yakınlaşmasında yeni bir adım olarak algılamıştı. 

El Arabiya kanalına konuşan Bender, İsrail’le normalleşme kararı alan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’e Filistin’den gelen kınamaları kastederek şöyle dedi: “Filistin yönetiminden son günlerde duyduklarım gerçekten üzücüydü. Körfez devletlerine karşı kepaze bir söylemle çizgiyi aşmaları hiçbir şekilde kabul edilemez. (...) Bu yöneticilerin hemen ‘ihanet’, ‘hainlik’, ‘arkadan bıçaklama’ gibi kavramlar kullanması şaşırtıcı değil. Çünkü birbirlerine karşı bu yöntemleri kullanıyorlar.”

Uzun mülakatın El Arabiya tarafından yayınlanan metnine göre Prens sözlerini şöyle sürdürdü: “Filistin davası İsrail kadar Filistinli liderler tarafından gasp edildi. (...) Filistin davası haklı bir davadır ama savunucuları başarısızdır. (...) Filistinli liderler hep kaybeden tarafa oynuyor ve bunun bir bedeli oluyor.”

İsrailli yöneticiler keyifle ellerini ovuşturuyordu. Başbakan Benjamin Netanyahu bile bunu daha güzel söyleyemezdi.

Ne var ki tam iki ay sonra bir başka nüfuzlu kraliyet mensubunun sözleri İsrail ile Suudi Arabistan arasında esen normalleşme rüzgârına buzlu duş etkisi yaptı. Yıllarca Suudi istihbaratının başında bulunmuş olan Prens Türki El Faysal 5 Aralık’taki CNN mülakatında Netanyahu’nun kasımda Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’la görüştüğü haberini şu sözlerle yalanladı: “Suudi dışişleri bakanı (...) bu iddiaları tümüyle yalanladı. Bana göre Suudi krallığının sözü, kendi ülkesinde İsrail halkına yalan söylemekle suçlanan Netanyahu gibi birinin iddialarından çok daha itibarlı. Bir yalancıya niçin inanırlar?” 

İsrail’le normalleşme konusu sorulduğunda ise Prens şu cevabı verdi: “Böyle bir hazırlık yok. (...) Krallığın önceliği Filistin davasıdır ve Arap Barış Girişimi’ne bağlılığı sürmektedir.”

İsrailli yöneticiler bu sert çıkışın sebebini anlamaya çalışırken Faysal 6 Aralık’ta İsrail’i yeniden yaylım ateşine tuttu. Prens bu defa, İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi ile Netanyahu’ya yakın bir isim olan eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Dore Gold’un da online katıldığı “Manama Diyalogu” isimli bölgesel güvenlik konferansında konuşuyordu. 

İsrail’in insan haklarını koruma, Orta Doğu’daki tek demokrasi olma iddiasını reddeden Faysal, İsrail’in kendisini “âcizane bir şekilde, onu yok etmek isteyen kana susamış canilerle çevrili, varlığı tehdit altında küçük bir ülke gibi gösterdiğini” ama aslında “genç yaşlı, erkek kadın demeden eften püften güvenlik suçlamalarıyla [Filistinlileri] toplama kamplarına hapsettiğini, insanların adalete erişemeden çürüdüğünü” söyledi. “İstedikleri gibi ev yıkıyorlar, suikastlar düzenliyorlar” diyen Faysal, İsrail’i “Orta Doğu’daki son Batılı sömürgeci güç” olarak tanımladı.

Gold’un bu tür suçlayıcı tutumların geçmişte kaldığını söylemesi üzerine Faysal doğrudan ona hitap ederek bundan söz edebilecek son kişinin Gold olduğunu söyledi. Gold’un Suudileri terörü desteklemekle suçladığı 2003 tarihli “Hatred’s Kingdom” (Nefret Krallığı) isimli kitabına işaret eden Faysal, İsrailli temsilcinin “kralı karaladığını ve en çirkin tasvirleri kullandığını” söyledi.

İsrail-Suudi temaslarıyla yakından ilgili olan üst düzey bir İsrailli yetkili, Suudilerin çelişkili söylemlerini Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Krallıkta bir iç mücadeleye tanıklık ediyoruz. Bir tarafta İsrail’le normalleşme fikrine göz kırpan, Netanyahu ve ekibiyle yakın temaslar kuran MBS’nin [Muhammed Bin Selman] grubu var. Bender Bin Sultan bu grupta yer alıyor. Diğer tarafta ise Kral’ın kendisi ve müesses nizamın eski tüfekleri var. Bunların arasında yer alan radikal din adamları, İsrail’le normalleşmeyi gönülsüz de olsa gerekli görüyor ama uygun zamanın henüz gelmediğini düşünüyorlar.”

Kimliğinin saklı kalması kaydıyla konuşan yetkili, iki kampın yakın zamana kadar eşit dengede olduğunu, bunun da Muhammed’e İsrail konusunda manevra alanı sağladığını belirtti. Kaynağa göre “Bahreyn, Muhammed Bin Selman’la koordine etmeseydi İsrail’le adım atmazdı. Ama Netanyahu’nun Suudi Arabistan’a gidişiyle durum değişti.” 

İsrailli kaynaklara göre 22 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun katılımıyla gerçekleşen Netanyahu-Muhammed görüşmesinin medyaya sızdırılması, o güne kadar ikili İsrail oyununu sürdürmeye istekli olan Riyad’da büyük öfke yarattı. Görüşmenin ifşa edilmesi, Muhammed’i bir miktar geri adım atmaya zorladı, bu da radikallere bir miktar öne geçme imkânı verdi. Suudilerin önayak olduğu 2002 Arap Barış Girişimi yeniden merkeze alındı, uzun zamandır sönük olan Filistin meselesi canlandırıldı. Suudiler görüşmeyi ısrarla yalanlayıp Netanyahu’yu iyice rencide ettiler.

Netanyahu’nun adamları da tarihi görüşmenin ardından takındıkları kutlama havasını terk etmiş durumda. Birkaç gün önce Kan Radyosu’na mülakat veren Gold, görüşme sorulduğunda aptalı oynadı ve böyle bir olaydan haberdar olmadığını söyledi.

Görünen o ki Netanyahu ulusal menfaati yok sayarak gizli görüşmeyi şahsi menfaati için pervasızca sızdırdı. Yetkililer bunun İsrail’e ağır bir bedeli olduğunun farkında. Yine de Kudüs’teki basınç ölçer olağanüstü bir hareket kaydetmiyor. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Netanyahu’ya yakın bir isim, “Temel koşullar değişmiş değil. Suudiler aynı Suudiler, İranlılar aynı İranlılar ve İsrail hâlâ Orta Doğu’nun tercih edilen gücü. Görünen o ki Suudiler işi ağırdan almayı ve Biden’ı beklemeyi tercih ediyorlar. Bu, anlaşılabilir bir şey” dedi.

Bu arada İsrail, görev süresi dolmakta olan Trump yönetimi üzerinde baskıyı artırarak kazanımlarını pekiştirmeye çalışıyor. ABD’nin terörü destekleyen ülkeler listesinde yer alan Sudan ise listeden çıkarılmazsa İsrail’le normalleşme kararından cayma tehdidinde bulunuyor. İsrail yanlısı Amerikalı senatörler ise F-35 savaş uçaklarının BAE’ye satışıyla İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğünün zedelenmeyeceğinin Kongre tarafından tasdik edilmesini istiyorlar. Öyle ki Netanyahu’nun Washington’daki adamı Büyükelçi Ron Dermer 7 Aralık’ta İsrail’in bu satıştan rahatsızlık duymadığını beyan etmek zorunda kaldı. İsrail’in asıl kaygısı, Biden yönetimiyle birlikte ABD’nin İran’la nükleer anlaşmaya dönüş yapması.

Özetle tüm taraflar yeni ABD yönetimine hazırlanmakla meşgul. Kâğıtlar yakında yeniden karılacak ama Biden’ın Orta Doğu’da ne yapmak istediği de çok fazla bilinmiyor. Biden’ın göreve başlayacağı 20 Ocak tarihi yaklaştıkça Orta Doğu’daki birçok başkentte basıncın artması muhtemel. Netanyahu’nun Washington’daki altın çağı sona eriyor. Biden Orta Doğu siyasetinde belki Barack Obama’dan farklı davranabilir ama onun bir Trump olmayacağından kimse kuşku duymuyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video