Suriyeli gruplara yönelik saldırılar Moskova’nın Ankara’ya mesajı mı?

Türkiye Yukarı Karabağ dâhil farklı çatışma alanlarına müdahil olurken, Moskova bu çalkantıları kullanarak Ankara’dan taviz koparmaya çalışabilir.

al-monitor Suriye’nin İdlib kentinde Türkiye destekli isyancı örgüt Feylak El Şam’ın Rus hava saldırısında öldürülen 10 mensubu için düzenlenen cenaze töreni, 26 Ekim 2020.  Photo by Photo by MOHAMMED AL-RIFAI/AFP via Getty Images..
Anton Mardasov

Anton Mardasov

@anton_mardasov

İşlenmiş konular

Suriye çatışması

Eki 30, 2020

Suriye’de Türk kontrolündeki bölgelerde muhalif gruplara düzenlenen saldırılar, temas hatlarındaki statükonun ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu gündeme getiriyor. 

Şu anki göreceli istikrar, her şeyden önce Putin-Erdoğan görüşmeleri neticesinde Türk ordusunun yürüttüğü faaliyetler, Astana sürecindeki işbirliği ve Moskova’nın Suriye’deki Türk varlığı konusunda rahatsız edici soruları savuşturmak için gündeme getirdiği Adana Mutabakatı sayesinde sağlanıyor.

Ancak Türkiye’nin, Azerbaycan’a destek verdiği Yukarı Karabağ çatışması dâhil aynı anda farklı cephelere müdahil olması, Moskova’ya bu çalkantıları kullanarak Ankara’dan taviz koparma fırsatı sunuyor. Bu türbülanstan Şam’ın da yararlanmak isteyebileceği akla geliyor.

Türkiye sınırındaki Cerablus kenti 23 Ekim’de petrol ve yakıt tankerlerini hedef alan esrarengiz saldırılara sahne oldu. Bir iddiaya göre tankerler, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelerden petrol getiriyordu. Rusya’daki askeri gözlemciler saldırının Rus veya Suriye güçlerince gerçekleştirmiş olabileceğini öne sürdü. Saldırıyı, savaş uçaklarından atılan füzelerle ya da karada konuşlu Toçka veya Toçka-U taktik balistik füze sistemleriyle Suriye ordusu yapmış olabilir. Diğer ihtimaller arasında Rus kontrolündeki Hmeymim Hava Üssü’nde konuşlu İskander-M sistemleri ya da gemiden atılan Kalibr füzeleri yer alıyor. Saldırıyla tetiklenen yangının gece boyunca devam etmesi, bölgede yaşayan insanlara ve aktivistlere delil toplama, enkazın fotoğraflarını çekme imkânı vermedi.

Saldırıdan Esad güçlerinin sorumlu olabileceğini düşündüren nedenlerden biri, Suriye ordusunun geçmişte de benzer saldırılar düzenlemiş olması. Kürtlerin kaçak petrol satışlarını engellemek isteyen rejim, Kasım 2019’da da Cerablus’ta petrol tankerlerini hedef almıştı. 

Son olayda rejim bir taşla iki kuş vurmak istemiş olabilir. Birincisi, SDG’nin kaçakçılık şebekelerini vurarak SDG’nin ekonomik bağımsızlığını baltalamak, ikincisi de Türk kontrolündeki bölgelerin göbeğinde saldırı düzenleyerek Ankara ile Moskova’nın arasını açmak.

Saldırıdan Rusya’nın sorumlu olması daha düşük bir ihtimal olsa da tümden dışlanamaz. Akdeniz’deki Rus askeri varlığı, Kalibr füzelerini kullanabilen en az bir gemiyi, esasen Karadeniz Filosu’na ait olan Amiral Essen fırkateynini kapsıyor. Ayrıca Rusya 2017 sonlarında Suriye’de İskander balistik füzelerini kullandığını teyit etmişti. Füzelerin ilk kez İdlib’e silah taşıyan bir konvoya karşı kullanıldığı söyleniyor. Aslında İskander fırlatıcı sistemleri Hmeymim Hava Üssü’ne 2016 yılında konuşlandırılmıştı. Başka bir deyişle, Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesi üzerine Türkiye-Rusya geriliminin yükseldiği dönemde Iskander sistemleri Hmeymim’de idi. Sukhoi Su-24 uçağı, Ankara’nın operasyonun durdurulması için resmi talepte bulunmasına rağmen Türkmen güçlerini bombalamaya devam etmesi üzerine düşürülmüştü. 

Rusların olası dahlini bir başka olay da destekliyor. 26 Ekim’de Feylak El Şam grubuna ait bir eğitim kampı havadan vuruldu, 70 militan hayatını kaybederken, 100’den fazlası da yaralandı. 

İdeolojik olarak Müslüman Kardeşler çizgisinde olan Feylak El Şam, Rusya Savunma Bakanlığı’nın Suriye’deki radikal güçlere karşın “ılımlı muhalefet” diye tanımladığı ilk örgüt olmuştu. 

Astana sürecinde yer alan örgüt, hâlihazırda Türkiye’nin İdlib’deki gözlem noktalarını korumakla sorumlu. Örgüt, Ankara’yla yakın ilişkilerinden güç alarak bölgedeki yerel meclislerin yerine, Heyet Tahrir El Şam’a (HTŞ) bağlı Kurtuluş Hükümeti’nin geçmesini engelledi. Ayrıca tarafsız bir tutum sürdürdü ve İdlib’de HTŞ’nin komutasına girmedi.

Hâl böyle olunca bu saldırı yaygın bir şekilde Rusya’dan Türkiye’ye, İdlib’de yeni bir çatışmanın ihtimal dışı olmadığı yönünde net bir mesaj olarak yorumlandı. Bu mesaj Yukarı Karabağ meselesiyle de ilgili. Türkiye’nin duruşu ve Güney Kafkasya’da nüfuzunu arttırma çabası, Rusya’yı hoşnut etmiyor. Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narişkin, Sultan Murat Tümeni başta olmak üzere Türkiye’yle bağlantılı Suriyeli militanların Yukarı Karabağ’da faal olduğuna dikkat çekti. Rusya’nın Güney Kafkasya’daki resmi tutumu tarafsızlık olmasına rağmen Mineralnye Vody üzerinden uçuşlarla Ermenistan’a silah sağladığına dair emareler var. Kremlin’e yakın Rus medyası da Güney Kafkasya’ya giden militanların Suriye’deki kamplarının da ekim ayı boyunca Rus uçaklarınca vurulduğunu iddia ediyor. 

Rusya Savunma Bakanlığı uzun zamandır hava kuvvetlerinin İdlib’deki faaliyetleri hakkında resmi açıklama yapmaktan kaçınıyor, hava saldırılarına ilişkin haberlerin yalan olduğunu söylüyor. Ancak İdlib üzerinde uçan Rus Su-24 ve Su-25 uçaklarının görüntüleri Rus Telegram kanallarından birkaç kez paylaşıldı. Tabii, Feylak El Şam’ı hedef alan saldırıyı, Rus hava kuvvetlerinin koruma sağladığı Suriye ordusuna ait Su-24M2 uçakları da düzenlemiş olabilir. Ancak Rusların saldırının hedefinden habersiz olduğuna inanmak zor. Bir teoriye göre rejim güçleri Feylak El Şam kampını Rus hava devriyesi sırasında vurarak hamilerini zor durumda bırakmak istediler. Bu iddia, saldırıya aşırı karmaşık bir izahat getiriyor ve akla çok da yatkın görünmüyor.

Daha önce muhalif militanların fotoğraflarını yayınlayan Rus Telegram kanallarında da olaya ilişkin farklı iddialar ortaya atıldı. Eğitim kampının koordinatlarının radikal örgüt Hurras El Din tarafından Suriye askeri istihbaratına verildiği iddia edildi. Ayrıca, Türkiye’nin düşman-dost ayrımını sağlayacak bilgileri paylaşmadığı öne sürülerek kanlı saldırıya bahane sunuldu. Bu argümanlar kulağa pek ikna edici gelmese de Rus tarafı bunları Türk muhataplarıyla temaslarında kullanabilir. Rus medyasında çıkan haberlere bakılırsa Moskova, şubat ayında İdlib’de gerilimi yükselten ve 30’dan fazla Türk askerinin ölümüne neden olan saldırıdan beri bu tip taktikler kullanıyor.

Şöyle ya da böyle Moskova ikircikli bir durumda. Bir yandan, rejim İdlib’i kontrol etmekte zorlanıyor ve bölgedeki durum Şam’ın gücünün sınırlarını ortaya koyuyor. Diğer yandan Moskova, rejimin meşruiyetine meydan okuyan alternatif güç merkezlerine imkân tanımak istemiyor. Bu faktörlerin toplamı, Rusya’nın İdlib’de niçin ufak ufak ve biraz da gelişigüzel hareket ettiğinin, önce saldırıp sonra barış anlaşmalarıyla geri çekilme döngüsünü niçin sürdürdüğünün yanıtı olabilir.

Tüm bunların üstüne ve Rusya, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nde Belarus’taki siyasi kriz ve Kırgızistan’daki ayaklanma gibi başka sorunlarla karşı karşıyayken Yukarı Karabağ meselesi alevlendi. Aynı kökenden gelen iki milletin dayanışması bir yana, Türkiye-Azerbaycan ittifakı hem somut müşterek amaçlara hem de yasal zemine dayanıyor. Öte yandan, Ankara’nın Güney Kafkasya’daki politikasını Rusya’yı kenara itme çabası olarak görmek abartılı olur. 

Belirsizlik ortamı, Rusya’daki karar vericilerin genel Türkiye ikilemini daha da zorlaştırıyor. Türk nüfuzunun yayılışı belli ölçüde ekonomik ağırlıktan yoksun olsa da -- Rus rublesi gibi Türk lirası da hızla değer kaybediyor -- Moskova’nın verdiği keskin ve yakıcı tepkiler farklı etmenlere bağlanabilir. En bariz faktörler arasında emperyal heveslere özlem ve şoven basının köpürttüğü milliyetçi coşku sayılabilir. Bir başka etmen ise Rus politikasında ideolojik bir boşluğu doldurmak için bilinçaltında duyulan bir gereksinim olabilir. Zira Rusya yıllardır, yöneticilerin yoğun şekilde okuduğu Soloviev, Ilyin, Berdyaev gibi Rus milliyetçisi felsefecilerin tartışmalı fikirleri ile Donbass savaşıyla önem kazanan “Rus Dünyası” fikrini kapsayacak bir siyasi söylem oluşturmak için uğraşıyor.

Bu bağlamda, kendini Müslüman dünyasının savunucusu olarak konumlandıran Türkiye, Rus elitlerin kafasını karıştırıyor. Bazı kesimler Türkiye’yi, tarihte Rusya’yla defalarca savaşmış ve bugün İslam’ın rolünü canlandırmaktan çekinmeyen bir ülke olarak esasen düşman olarak görüyor. Öte yandan Moskova ve Ankara, 2015’te Rus uçağının düşürülmesiyle tetiklenen krizi bile atlatan bağlar kurmuş durumda. Gerçekten de krizlerle şekillenen Putin-Erdoğan ilişkisi, bazısı tartışmalı olan pek çok projeye temel teşkil ediyor. Başka bir deyişle Rusya’nın ikilemi, pek çok konuda uyum yakaladığı ama bir o kadar konuda da anlaşmazlık içinde olduğu bir ülkeyle nasıl ilişki kurulur sorusundan kaynaklanıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video