BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?

Washington’un kapıları Türkiye’ye kapanırken, aynı kapılar Körfez monarşilerine açılıyor.

al-monitor 2009’dan bu yana dünyanın en yüksek yapısı olan Dubai’deki Burc Halife yakınlarında BAE merkezli The National gazetesini okuyan bir kişi, 14 Ağustos 2020. Gazetenin manşetinde, BAE ve İsrail’in bir gün önce ABD arabuluculuğunda sağladıkları normalleşme mutabakatı yer alıyor. Filistin yönetimi anlaşmayı “güçlü bir şekilde reddettiğini ve kınadığını” ve BAE’deki büyükelçisini geri çekeceğini açıklarken, Türkiye de anlaşmayı “ihanet” olarak tanımladı. Photo by Photo by GIUSEPPE CACACE/AFP via Getty Images..
Amberin Zaman

Amberin Zaman

@amberinzaman

İşlenmiş konular

Israeli-Gulf relations

Eyl 17, 2020

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in İsrail’le yaptıkları tarihi anlaşmalar dünya çapında yankılanmaya devam ederken İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ağırlıklı ülke olan Türkiye’nin tepkileri alay ve şaşkınlıkla karşılandı. 

BAE’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştireceği haberi ağustos sonunda patladığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Abu Dabi ile ilişkilerin askıya alınabileceğini çünkü Türkiye’nin “Filistin halkının yanında” olduğunu söyledi. Ankara, geçtiğimiz hafta aynı adımı atan Bahreyn’in de “İsrail’i Filistin’e yönelik gayri meşru uygulamalarını ve Filistin topraklarındaki işgali kalıcı hâle getirmeye yönelik girişimlerini sürdürme konusunda daha da cesaretlendireceğini” söyledi. Ardından Fas’ın hava sahasını İsrail’e yönelik sivil uçuşlara açmasını da kınadı.

ABD ve İsrail’de Türkiye’nin büyükelçisi olarak görev yapmış olan Namık Tan, “Kendi bayrak taşıyıcısı Türk Hava Yolları’nın (THY) İsrail’e günde 14 seferi varken, böyle bir kınama açıklaması yapmanın, muhataplarınızı gülümsetmekten başka bir sonuç vermeyeceği” yorumunda bulundu.

Erdoğan’ın İsrail karşıtı çıkışları onu Filistinlilerin gözünde kahraman yaptı ama Türkiye’nin milli menfaatlerine pek faydalı olmadı. Oysa İsrail ile dostluk Ankara’ya önemli kazanımlar sağlamıştı. İki ülke arasındaki sıkı askeri ve istihbari işbirliği 1990’larda doruk noktasına ulaşmış, İsrail hava kuvvetleri pilotları Türk hava sahasında eğitim uçuşları yapar hâle gelmişti. Bu işbirliği sayesinde iki ülke de bölgesel nüfuzlarını artırmıştı. Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında Batı nezdinde stratejik önemini korumasının bir nedeni de İsrail’le olan yakın ilişkileriydi. Washington’da ise İsrail’in en yakın Müslüman dostu olmak, Türkiye’nin hem Demokratların hem Cumhuriyetçilerin desteğini alarak güçlü Yunan ve Ermeni lobilerini alt etmesini, ayrıca kırık insan hakları karnesi nedeniyle yaptırım görmemesini sağlıyordu. 

Gelinen noktada BAE Türkiye’yi bu özel konumundan etti ve bunu Erdoğan’ın yardımıyla başardı. Körfez’in bu küçük ülkesi Türkiye’nin yarasına tuz basarcasına ABD’den son teknoloji F-35 savaş uçaklarını almaya hazırlanıyor, içerideki muhalefeti acımasızca bastırması ise halının altına süpürülüyor. F-35 konsorsiyumundan çıkarılan Türkiye ise üretimine katkıda bulunduğu uçakları artık alamayacak. Bunun nedeni, Türkiye’nin, ABD uçaklarını düşürmek için tasarlanan Rus S-400 füzelerini almaktan vazgeçmemesi. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Orta Doğu Demokrasi Projesi’nin Türkiye program koordinatörü Merve Tahiroğlu Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “ABD’deki ana akım politika yapıcılarının bakış açısından Erdoğan’ın İsrail’e karşı husumeti ve Hamas’la yakınlığı ideolojik temelli görünüyor ve Orta Doğu’ya dönük daha kapsamlı bir İslamcı ve yıkıcı ajandanın uzantısı olarak algılanıyor. Bunun ABD’deki genel sonucu, Türkiye’nin bölgesel politikalarının mercek altına alınması ve atılan adımların Erdoğan Türkiye’sinin kapsamlı, stratejik bir yön değişikliğinin parçası olarak değerlendirilmesi oldu.”

Ankara merkezli Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı uzmanlarından Selim Koru ise şöyle konuştu: “Türkiye ile ABD arasında müttefiklik antlaşması var, dolayısıyla Türkiye’nin ABD’ye tüm Körfez monarşilerinden daha yakın olması gerekir. Ancak fiiliyatta Washington'un kapıları Türkiye’ye kapanırken, aynı kapılar Körfez monarşilerine açılıyor.” 

Müşterek İran korkusu İsrail ile Körfez ülkelerini yakınlaştıran başlıca etmen olarak görülüyor. Ancak Türkiye’nin Hamas’a, Müslüman Kardeşler’in başka kollarına alenen hamilik yapması, ayrıca Suriye, Libya ve doğu Akdeniz’de giderek agresif bir tutum alması ilave nedenler olarak sayılıyor. Bu tür değerlendirmeler abartılı olabilir. İsrailli yetkililer de özel sohbetlerde anlaşmaların “Türkiye’ye karşı” olmadığını vurguluyorlar. Ne var ki Türkiye çoğu Körfez ülkesinin yanı sıra Mısır, Irak ve Suriye yönetimleriyle, aynı zamanda ABD, Fransa ve Yunanistan gibi NATO müttefikleriyle kavgalı. Türkiye’nin bölgedeki tek dostu olan Katar da İsrail’i karşısına almak istemiyor. İran ise Türkiye için ne dost ne de düşman. 

Kimliğinin saklı kalmasını isteyen emekli bir Türk diplomat, giderek yalnızlaşan, ekonomisi bıçak sırtında giden ve demokrasisi tuzla buz olan Türkiye’nin artık “milyonlarca Müslümana ilham kaynağı olan yol gösterici” olmadığını üzülerek teslim ediyor. 

Geriye dönüp bakıldığında, Erdoğan’ın Davos’ta Gazze’deki zulüm nedeniyle merhum İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i azarlamasıyla başlayan ve Mavi Marmara olayıyla hız kazanan İsrail’le siyasi ilişkileri koparma süreci, Türkiye’nin daha sonra Batılı müttefikleriyle olan geleneksel ortaklıklarından yavaş yavaş uzaklaşmasının ilk işareti fişeği olarak görülebilir.

Öte yandan Selim Koru, İsrail’in de yıllardır başbakanlık koltuğunda oturan Benjamin Netanyahu yönetiminde değiştiğine dikkat çekiyor: “Türkiye ve İsrail piyasa tabanlı ekonomilerdi, uluslararası davranış biçimi açısından da ikisi de az çok kural tabanlıydı. Bu durum daha çok Türkiye açısından değişmiş olsa da bence iki ülke açısından da değişti. İki ülkenin tutumları da daha siyasi hâle geldi.”

İsrailli kaynaklar ise Türkiye’nin hâlâ etkili bir ülke olduğunu ama tarihin yanlış tarafında durduğunu savunuyorlar. Türkiye’yi yakından izleyen İsrailli bir kaynak, İsrail-BAE normalleşme mutabakatını kastederek, “Abraham Anlaşmaları Orta Doğu’da barışı sağlama konusunda paradigmayı tümden değiştirdi. Türkiye burada arabulucu olarak katkıda bulunabilirdi ama o İran ve Hamas’la beraber” dedi.

Peki, Türkiye bu yoldan dönebilir mi? İsrailli kaynak Erdoğan’ı kastederek “Bu, RTE’nin kimyasına uygun değil. RTE için geri kalan tek şey, anlaşmayı sabote etmeye çalışmak” dedi.

2009 yılında Suriye’yi ziyaret eden dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkiye’yi Orta Doğu’ya açılan kapı olarak nitelemişti. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla konuşan İsrailli kaynağa göre “Bugün Türkiye’nin Orta Doğu’ya tek kapısı Hayfa limanı üzerinden açılıyor.” Kaynak bu sözleriyle Türkiye ile İsrail arasında tüm krizlere rağmen süren ticari ilişkilere işaret ediyor. İkili ticaret, İsrail Büyükelçisi’nin Türkiye’yi terk etmesinin istendiği 2018 yılından sonra dahi artmaya devam etti. Ankara büyükelçiyi gönderme kararını, Gazze’de dökülen kan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı üzerine almıştı.

Ancak ekonomi cephesinde de işler değişebilir. Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde Türk dış politikası üzerinde uzmanlaşan kıdemli araştırmacı Gallia Lindenstrauss’a göre “İsrail için Körfez’de doğmakta olan [ticari] fırsatlar, İsrail’in Türkiye’yle olan ticari ilişkilerini ve hava bağlantılarını etkileyecek. 2019’da hem Türkiye üzerinden uçan İsrailli yolcularda hem de rekor seviyedeki ticaret hacminde gördüğümüz muazzam rakamlar muhtemelen düşecek.”

Lindenstrauss şöyle devam etti: “Doğal olarak, Abraham Anlaşmaları’nın bu konudaki etkisini gerçek anlamda ancak COVID-19 pandemisi kontrol altına alındığında değerlendirebileceğiz. Ancak İsrail’in Körfez ülkelerine yönelişinin ekonomik etkisinin olacağı şimdiden belli.” 

Lindenstrauss hâlâ tartışmaya açık bir soru olduğunu düşünüyor: Türkiye “bağımsız bir Müslüman Kardeşler eksenine” liderlik yapmaya mı devam edecek yoksa İran önderliğindeki “direniş eksenine” mi katılacak? Uzmana göre cevap ne olursa olsun “İsrail ve Körfez devletlerinin menfaati, Türkiye’yle olan husumetlerini onu [daha fazla] İran’a doğru itmeyecek seviyede tutmayı gerektiriyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Maraş hamlesi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Eki 9, 2020
İngiliz arkeoloji enstitüsü Türkiye'de yükselen milliyetçiliğin kurbanı oldu
Amberin Zaman | Arkeolojik alanlar | Eki 7, 2020
Azerbaycan’dan pay kapma rüyası
Mustafa Sönmez | Petrol ve gaz | Eki 8, 2020
Türkiye Filistin sürecinde Mısır’ın yerini alabilir mi?
Fehim Taştekin | Palestinian reconciliation | Eyl 29, 2020
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Saray yasaklıyor, rakı direniyor
Mustafa Sönmez | | Eki 19, 2020
al-monitor
Sahaya inen Türkiye neden masada olamıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 15, 2020
al-monitor
Maraş hamlesi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Eki 9, 2020
al-monitor
Erdoğan Putin’in sıkışmışlığını nasıl kullanıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 8, 2020