Türkiye-Pakistan yakınlaşması Hindistan’ın tepkisini çekiyor

Hindistan tarafından hazırlanan bir istihbarat raporuna göre Hindistan karşıtı faaliyetlerde Pakistan’dan sonra ikinci ülke olarak Türkiye öne çıkıyor.

al-monitor Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Johannesburg, Güney Afrika’da düzenlenen 10’ncu BRICS zirvesi marjında sohbet ederken. Photo by GIANLUIGI GUERCIA/AFP via Getty Images..

Ağu 27, 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarı yeni bir hasımla karşı karşıya. Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Yunanistan’ın başını çektiği, giderek büyüyen Türkiye karşıtı ittifaka İsrail’in yakın müttefiklerinden Hindistan’ın da katılabileceğine dair sinyaller artıyor. 

Husumet Hint basınında çıkan olumsuz makalelerle aktarılıyor. Türkiye’nin kötücül bir müdahaleci olarak resmedildiği makalelerde Ankara, Pakistan’la ortaklaşa Hindistan’ın tahmini 182 milyonu bulan Müslüman nüfusunu kışkırtmak ve radikalleştirmekle suçlanıyor. 

En çarpıcı örneklerden biri ülkenin en çok satan İngilizce gazetesi Hindustan Times’da 7 Ağustos’ta yayımlanan makaleydi. Gazetenin Hindistan müesses nizamına yakın köşe yazarlarından Shishir Gupta, devlet tarafından hazırlanan istihbarat raporuna dayanarak Pakistan’dan sonra “Hindistan karşıtı faaliyetlerin” en yoğun olduğu ülkenin Türkiye olduğunu yazdı. “Kimi Erdoğan ve ailesiyle doğrudan bağlantılı” şahıs ve grupların Müslüman Hintlilere Türkiye’de okumaları için sağladığı “cazip bursların” arttığını söyleyen Gupta, bursiyerlerin Türkiye’ye gider gitmez “Pakistan’ın oradaki vekillerinin” himayesine alındığını belirtti.

Gupta’ya göre bu faaliyetlerin arkasındaki neden tanıdık: Erdoğan, Türkiye’nin Osmanlı mirasını canlandırarak dünyanın dört bir yanındaki Sünni Müslümanların hamisi olacak bir halife olmak ve Suudi Arabistan’ın Müslüman dünyasındaki etkinliğini sarsmak istiyor. 

Hint Yarımadası bu kapsamda elverişli bir coğrafya olarak görülebilir. Hindistan’ın milliyetçi başbakanı Narendra Modi’nin ülkesindeki Müslümanlara uyguladığı şiddet ve baskı politikaları, Erdoğan’ı Müslümanların hakkını arayan ve Batı’ya kafa tutabilen ender liderlerden biri kabul eden Müslümanlar nezdinde yüceltiyor.

Bu hissiyatın tarihi dayanağı da var. Hintli Müslümanlar Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi üzerine aynı zamanda halife de olan Osmanlı padişahını kurtarmak için Halifet Hareketi’ni başlatmışlardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1924’te padişahlığı yıkıp, hilafeti kaldırmasıyla bu hissiyat da köreldi. Erdoğan şimdi siyasi söyleminin merkezine İslamcı milliyetçiliği alarak Atatürk’ün mirasını yıkmaya çalışıyor gibi görünüyor.

Şu an Hudson Enstitüsü’nde araştırmacı olan Pakistan’ın eski Washington Büyükelçisi Husain Haqqani şu değerlendirmeyi yapıyor: “Güney Asya Müslümanları yaşayan son Müslüman imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu’na hayranlardı. Hilafet Hareketi de halifeliğin sona ermesinden duydukları memnuniyetsizliğin bir yansımasıydı.”

Al-Monitor’un sorularını e-posta ile yanıtlayan Haqqani şöyle devam ediyor: “Genç bir devlet olarak Pakistan da pan İslamcı halifeliğin geri getirilmesi idealinin tezahürüydü. Erdoğan’ın yeni Osmanlıcılığı Pakistan’ın pan-İslamist ulusal hissiyatıyla örtüşüyor.”

Türkiye’nin Hintli Müslümanları radikalleştirmeye yönelik girişimleri  Modi’nin milliyetçi tabanını konsolide etmek için kullandığı kutuplaştırıcı taktikleri besliyor. Ancak Hindistan’ın tepkisini çeken asıl sorun Türkiye’nin çoğunluğu Müslüman olan Kaşmir konusunda Pakistan’a verdiği destek.

Erdoğan Eylül 2019’da BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaya Kaşmir’in yarı özerk statüsünü kaldıran Hindistan’a çıkışarak başladı. Hindistan ağustos ayında verdiği bu kararla bölgedeki Müslümanları haklarından mahrum bırakmıştı.

Konuşmaya çok öfkelenen Modi, misilleme olarak  genel kurul marjında Yunan, Ermeni ve Kıbrıslı liderlerle görüştü ve Türkiye’ye aynı yılın ekim ayında yapmayı planladığı iki günlük resmi ziyareti iptal etti. Dahası Hindistan Kürt meselesine dair tarafsız tutumunu da alışılmadık bir şekilde kenara bırakarak Türkiye’nin 9 Ekim’de Suriyeli Kürtlere karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nı kınadı. Bunların amacı neredeyse 40 yıldır ülke içindeki ayaklanmalarla boğuşan Türkiye’ye geri adım attırmak ve Ankara’yı Kaşmir’deki ayrılıkçı ideallere verdiği desteği gözden geçirmeye sevk etmekti.

Kaşmir’in statüsünün kendi iç meselesi olduğunu savunan Hindistan Pakistan’ı bölgede yıllardır süren silahlı isyanları kışkırtmakla suçluyor. Türkiye’nin desteğinin de Pakistan’ın “terör faaliyetlerini meşrulaştırdığı” iddia ediliyor.

Pakistan ise nüfusunun yüzde 60’ı Müslüman olan Kaşmir’in geleceğinin halk oylaması ile belirlenmesi gerektiğini savunuyor. Pakistan Başbakanı İmran Han sorunu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağını söylüyor.

İki nükleer güç, Pakistan 1947’de Hindistan ayrılarak bağımsızlığını ilan ettiğinden bu yana dört kez savaştı ve bunların üçü Kaşmir, biri ise Bangladeş nedeniyle çıktı.

Erdoğan’ın bu yıl şubat ayında Pakistan parlamentosuna hitaben yaptığı konuşma Hindistan’ı daha da kızdırdı. Kaşmir’deki Müslümanların mücadelesini Türklerin Gelibolu’da İngilizlere karşı verdiği mücadeleye benzeten Erdoğan, “Dün Çanakkale, bugün Kaşmir, hiçbir farkı yok.” dedi

Erdoğan’ın sözlerinin “kabul edilemez” olduğunu açıklayan Hindistan Dışişleri Bakanlığı ise “Bu sözler ne tarih anlayışıyla ne de diplomasiyle örtüşüyor” ifadelerini kullandı.  

Ankara merkezli Türk Asya Pasifik Çalışmaları Başkanı Selçuk Çolakoğlu’na göre bu ifadelerle “Türkiye kırmızı çizgiyi geçti.” Türkiye’nin diplomatik arenada Pakistan’a Kaşmir meselesinde yıllardır destek verdiğini, Pakistan’ın da karşılığında Türkiye’nin 1974’teki Kıbrıs müdahalesini desteklediğini hatırlatan Çolakoğlu, “Hindistan da bunu pek umursamıyordu” dedi. Ancak Erdoğan’ın Kaşmir’e ilişkin aralıksız sert söylemlerinin Türkiye’nin desteğini Modi ve Hint milliyetçileri için “kabul edilemez” bir boyuta taşıdığını belirten Çolakoğlu, “karşılığını da hızla aldılar” diye konuştu. 

Hindistan önce Ankara’yı Türkiye ile imzalanan 2.3 milyar dolarlık ortak gemi inşası sözleşmesini iptal etmekle tehdit etti. Ardından da Ankara’nın tarihi hasımlarından Ermenistan’la 40 milyon dolar değerinde radar sözleşmesi imzaladı. 

Çolakoğlu’na göre Hint makamları karşılıklı ekonomik bağımlılığın “Türkiye’yi tümüyle Pakistan’dan yana bir tutum benimsekten alıkoyacağını” düşünerek gemi inşa sözleşmesini iptal etmedi. 

İslamabad merkezli düşünce kuruluşu Tabadlab Başkanı Müşerref Zaidi’ye göre ise “Hindistan ekonomik gücünün ve coğrafi büyüklüğünün onu dokunulmaz kıldığını zannediyor.” Zaidi Al-Monitor’a şöyle diyor: “Türkiye ise Hindistan’ı şaşırtan eylemleriyle bunun doğru olmadığının somut bir kanıtını teşkil ediyor.”

Hindistan ile Türkiye arasındaki ticaret büyük ölçüde Hindistan’ın lehine. Gemi sözleşmesi de bunu dengelemek için yapılmıştı. Erdoğan’ın Kaşmir’in statüsünün değiştirilmesinin ilk yıl dönümünde, 5 Ağustos’ta, yaptığı konuşmalarda konuya değinmeyerek, açıklamayı Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi’ye bırakması manidardı. Alvi Twitter’dan Türkiye’nin “Kaşmir konusunda Pakistan’ın pozisyonunu desteklemeyi sürdüreceğine” dair Erdoğan’dan taahhüt aldığını yazdı. Peki Hindistan’ın ekonomiyle Türkiye’nin gözünü korkutma taktiği işe yaradı mı?

Bunun yanıtı Erdoğan’ın COVID-19 tedbirleri kapsamında bu sene sanal olarak yapılması planlanan BM Genel Kurul konuşmasında anlaşılacak. Hint basınında Türkiye’nin Müslüman Hintlileri devşirmeye yönelik çabalarına dair çıkan makaleler de Hint hükümetinin Ankara’ya gönderdiği “geri çekil” mesajları olarak yorumlanabilir.

Haqqani ise desteğin Pakistan halkı için anlamını şöyle açıklıyor: “Erdoğan’ın Kaşmir konusundaki açıklamaları özünde pek bir şeyi değiştirmese de  moralleri yüksek tutmaya yardımcı oluyor. Başkalarından benzer açıklamalar gelmediği için İmran Han Erdoğan’ın sözlü desteğini takdir ediyor.” Türkiye’nin Pakistan’a daha somut katkılarda da bulunduğunu belirten eski büyükelçi şöyle devam ediyor: “Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Mali Eylem Görev Gücü’nün terörün finansmanı ve kara para aklama oylamasında verdiği oy Pakistan’ı yeni yaptırımlardan kurtardığı için kritikti.” 

Esasen petrol zengini Körfez ülkelerinde çalışan milyonlarca Hintli, Bangladeşli ve Pakistanlı düşünüldüğünde Türkiye’nin Hint Yarımadası’nda yaşayan Müslümanlar üzerindeki nüfuzu çok fazla önem taşımıyor.

Hindistan’ın önde gelen gazetelerinden birinin eski genel yayın yönetmeni isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “Körfez Arap ülkeleri hem hayır kuruluşları üzerinden hem de kendi ülkelerindeki diaspora toplumları üzerinden nüfuzlarını tesis ediyorlar. Türkiye onlarla rekabet edemez.” Kaynağa göre Kaşmirliler de “Doğruyu söyleyen ancak eyleme geçmeyen Müslüman liderlere alışkınlar.” 

Öte yandan, Kaşmirli yazar Basharat Peer 2017’de yayınlanan “Bir İktidar Meselesi: Hindistan, Türkiye ve Otokratik Liderlerin Dönüşü” başlıklı makale dizisinde Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Modi’nin Bharatiya Janata Partisi (BJP) arasındaki benzerliklere işaret ediyor.

İki parti arasında tuhaf bir aşk-nefret ilişkisi var. BJP, AKP’nin Türklerin şanlı imparatorluk mitleriyle Anadolu’daki yoksul kitleleri nasıl seferber ettiğini ayrıntılarıyla çalışmış bir parti. On yıl geriden gelse de BJP  de Erdoğan’ın izinden giderek, seküler kurumları dağıtıyor, ifade özgürlüğünü baskılıyor ve askeri gücünü ön plana çıkarıyor.

Ancak tüm bu ekonomik büyüme ve orta sınıfın yükselişi iki partinin de başarısını baltalamış durumda. Nitekim Erdoğan’ın siyasal İslam’a giderek daha çok kucak açması ideolojinin yanı sıra  kamuoyunun dikkatini ekonomiden başka yöne çekme çabalarını da yansıtıyor.

Erdoğan’ın giderek Pakistan’a yakınlaşması da bu kaygıyla açıklanabilir. Türkiye yine ekonomik kaygılarla Çin’in Müslüman Uygurlara uyguladığı zulme sessiz kalıyor. 

Burada baş rollerden biri ticaret. Zaidi, Pakistan’ın, 220 milyonluk güçlü nüfusu ve 27 yaş ortalaması ile Türk malları için geniş bir pazar sunduğuna dikkat çekiyor. Türk inşaat firmaları ve Türk yapımı askeri donanım da Pakistan pazarında Hindistan’a kıyasla çok daha fazla rekabet gücüne sahip. Zaidi şöyle devam ediyor: “Ekonominin önünde büyümekten başka seçenek yok. Küresel yetkinlikte geniş bir genç nüfus var ve AKP’nin beslediği özlemleri taşıyor. Gelecek 60 yılda Ülker çikolatalarını yerken televizyonda Esra Bilgic’i seyreden ve Galatasaray için tezahürat eden 110 milyon insana ulaşılabilir.”

Türkiye 2018’de saldırı helikopterleri ve Pakistan deniz kuvvetlerine dört korvet satışı için Pakistan’la 1.5 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Ankara Pakistan hava kuvvetlerinin F-16 filosunun modernize edilmesine de yardım ediyor. Ancak Türkiye’deki silah üretiminin bir bölümünün ABD lisansıyla gerçekleştiğine işaret eden Haqqani, “Türkiye’nin Amerikalıların Pakistan’ın sahip olmasını istemeyeceği bir ekipmanı Pakistan’a tedarik etmesi çok zor” diyor. Nitekim ABD Kongresi, Türkiye’nin Pakistan’a sattığı saldırı helikopterlerinin ABD yapımı motorlarının ihraç lisansını bekleterek Ankara’ya Rus yapımı S-400’lerden kurtulması için baskı yapıyor.

Öte yandan, Pakistan, Türkiye’nin de sahip olmak istediği iddia edilen bir şeye sahip: Nükleer silahlar. Türkiye BM Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nın ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Ek Protokolü’nün imzacısı ve NATO üyesi olarak ittifakın nükleer koruma kalkanı altında. Ancak Erdoğan 2019 Eylül’de yaptığı bir konuşmada bazı ülkelerin nükleer silah sahibi olmalarının yarattığı “adaletsiz durumu” eleştirirken Türkiye’nin de nükleer heveslere sahip olabileceğinin sinyallerini verdi.

Tel Aviv merkezli İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün kıdemli araştırmacılarından Gallia Lindenstrauss’a göre “Türkiye ve Pakistan’ın nükleer alanında işbirliği yapıyor olabileceklerine dair endişeler yeni değil.” Ancak Lindenstrauss şu uyarıyı yapıyor: “Türkiye’nin nükleer askeri yeteneklere sahip olma kararı alabileceği gerçeği, iddialı dış politikası, bağımsız bir yol izleme vurgusu ile büyüyen Türkiye-Pakistan ilişkileri birlikte düşünüldüğünde daha kaygı verici bir tablo ortaya çıkıyor.”

Pakistan ise bu konuda pek hevesli olmayabilir. Haqqani şöyle diyor: “Türkiye bu kararı aldığı zaman Pakistan’ın da Türkiye’ye nükleer silah geliştirmede yardım edeceğine dair bazı söylentiler var. Ancak bu o kadar kolay olmayabilir ve Pakistan dünyada nükleer silah sahibi olan tek Müslüman ülke statüsünü kaybetmek istemeyebilir. Son tahlilde Türkiye ile ‘kardeşlik bağları’ Pakistan için gerçek bir ekonomik, diplomatik ve askeri gücü değil sembolik ve duygusal bir alanı temsil ediyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Maraş hamlesi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Eki 9, 2020
İngiliz arkeoloji enstitüsü Türkiye'de yükselen milliyetçiliğin kurbanı oldu
Amberin Zaman | Arkeolojik alanlar | Eki 7, 2020
Azerbaycan’dan pay kapma rüyası
Mustafa Sönmez | Petrol ve gaz | Eki 8, 2020
Türkiye Filistin sürecinde Mısır’ın yerini alabilir mi?
Fehim Taştekin | Palestinian reconciliation | Eyl 29, 2020
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020

Recent Podcasts

Featured Video