Kayyum politikası Kürt siyasetine geçit vermiyor

Hükümet, koronavirüs krizine rağmen HDP'li belediyelere karşı kayyum uygulamasını kenara bırakmadı, HDP'nin kazandığı 59 belediyeden elinde kalan son 19'una da kayyum atanabilir.

al-monitor .

Nis 8, 2020

DİYARBAKIR -- 1999 yılında kazandığı 37 belediye ile yerel yönetim sahnesine ilk güçlü girişini yapan Kürt siyaseti, 21 yıl sonra yolun sonuna mı geldi? 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde kazanılan 59 belediye, Kürt siyasetini umutlandırdı. Ancak seçimlerin yıl dönümünde umut yerini hayal kırıklığına bıraktı. 59 belediyenin 40’ına kayyum atandı, diğerlerine de atanması bekleniyor. 

Kürt siyasetinin “yerel iktidar” olarak tanımladığı belediyecilik deneyimi esasen 1999 yılında başladı. Başkanları hakkında davalar açılsa da, sık sık denetim için müfettişler gönderilse de, hizmet etmemekle suçlansalar da Ankara Kürt siyasetinin yönettiği belediyelere ciddi bir müdahalede bulunmadı. Belediyeler Kürtler için birer siyasi gurur kaynağı olageldi. Uzun yıllar parlamentoya milletvekili gönderemeyen Kürt siyasetinin yüksek oy oranlarıyla kazandığı belediyeler, zaman zaman Kürt sorununda muhatap rolü de üstlendi. 

Ankara Kürtlerin yönettiği belediyelere arada sırada kızdı, sesini yükseltti ama hiçbir zaman görevden alma yoluna gitmedi. Ankara ve belediyelerin bu karmaşık ilişkisi 2015 yılına kadar sürdü. Devletin ılımlı Kürt politikasının sona erdiği 2015 yılından sonra hava kimsenin tahmin edemeyeceği şekilde değişti. Kürt siyasetinin yerel yönetimlerinin örgütlendiği Demokratik Bölgeler Partisi hükümetin hedefi haline geldi. Kürt siyasetinin belediyeleri 12 Eylül askeri darbesinden beri ilk kez kayyum uygulamasıyla yüz yüze geldi. 101 belediyenin 95’ine kayyum atandı. Belediye başkanları PKK ile ilişkilendirilerek yargılandı, bazıları tutuklandı. Kürt siyaseti nefes alamaz hale geldi. Belediye başkanlıkları ile birlikte bazı milletvekillikleri de düşürülünce siyasi alan Kürtlere giderek kapandı.

Kayyumlar iktidarın tüm olanaklarını kullanarak hizmet etse de seçimlerde karşılığını alamadı. Kayyum şokunu üzerinden atan Kürt siyaseti, 31 Mart’taki yerel seçime, elinden alınan belediyeleri geri alma hedefiyle girdi. Hükümetin, kazanmaları halinde yeniden kayyum atanacağı tehditleri, sandıkta karşılık bulmadı. HDP çatısı altında seçime giren Kürt siyaseti 59 belediye kazandı. 

“Nerede kalmıştık?” diyerek göreve başlayan başkanların sevinci sadece dört ay sürdü. Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine yapılan atamalarla kayyum kâbusu geri döndü. 19 Ağustos 2019’da başlayan ikinci kayyum süreci seçimlerin yıl dönümüne kadar durmadı. 23 Mart 2020’de sekiz belediyeye birden kayyum atanırken, HDP’nin kayyumla kaybettiği belediye sayısı 40’a çıktı. Geride sadece 19 belediyesi kaldı. Tüm dünya COVID-19 salgını ile mücadele ederken, Ankara HDP belediyelerine kayyum atamakla meşguldü. 

Son dalgada yer alan Batman Belediyesi’nin görevden alınan başkanı Ahmet Demir, gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra Al-Monitor’a konuştu. Kendisiyle ilgili suç delili bulunamadığını savunan Demir, “Bir kentin yüzde 66 oy alan bir belediye başkanını ‘Hesabıma gelmedi, beğenmedim’ diye görevden alacaksan o zaman seçim yapma. Bizimle ilgili işlenen bir suç var ise o zaman suçu ortaya koyman lazım. Bir insanın suçu tespit edilmediği sürece masumdur. Bizi dört gün gözaltına aldılar, didik didik aradılar, hiçbir şey bulamadılar. Mahkeme sadece yurtdışına çıkış yasağı verdi. Bunu bir yere oturtamıyorsun” dedi. 

Demir, koronavirüs salgınına karşı mücadele verirken görevden alınmasını ise “Koronaya karşı verdiğimiz mücadelede herkes bizi örnek alıyordu. Adeta bu kenti cezalandırırcasına müdahale ettiler” yorumunu yaptı. 

Kürt siyasetinin 1980 sonrasında meclise gönderdiği ilk milletvekillerinden olan yazar ve avukat Sedat Yurtdaş’a göre Kürtler siyasetin dışına itildi. 

Al-Monitor’un sorularını yanıtlaya Yurtdaş, kayyum siyasetinin yarar getirmeyeceğini savunarak şunları söyledi: “Bunun Türkiye’ye bir yararı var mı? Bence yok. Bu siyasi hamle daha önce çok denendi. Dolayısıyla bunun getirisinin olmadığı da anlaşıldı ama nihayetinde Türkiye'yi yönetenlerin takdiri demek lazım. Ama yanlış bir takdir. Keşke Türkiye şimdiye kadarki deneyimlerinden ders çıkarmış olsaydı. Maalesef o dersi çıkardığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla siyaseten iyi bir yere gitmediğimizi, 90'lardan beri Kürt siyasetinde yaşadıklarımız net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Kayyum siyasetinin Türkiye’nin batısında uzun vadede karşılığının olmadığını vurgulayan Yurtdaş, “Henüz tek tek uygulanmış olsa da CHP'li belediyelere de uygulandı. Seçimle iş başına gelen iktidar dışı seçilmişlere, genel olarak HDP’ye uygulanan siyaset uygulanmak istendi. Batı’da bu giderek anlaşılıyor. Bütün dünyanın en zor zamanında korona ile mücadele ettiği dönemde 11 büyükşehir belediyesinin yürüttüğü kampanyanın engellenmesi, hesaplarının dondurulması ama diğer yandan kendi belediye başkanlarına, sofrasına sıcak aş gitmeyenden sorumlu olduğunun söylenmesi arasındaki çelişki, bu siyasetin en zor koşullarda da aslında yürümediğini gösteriyor. Batı’da bir karşılığının kalmadığı kanaati taşıyorum. Kayyum politikası dün de yanlıştı, bugün de yanlıştır, gelecekte de yanlış olacağı ortadadır” dedi. 

Yurtdaş, hükümetin uluslararası kamuoyu karşısında zor duruma düşmemek için kalan HDP’li belediyelere kayyum atamayacağı görüşünde. 

Ancak farklı düşünenler de var. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, hükümetin yaklaşımında değişiklik olmadığını, kayyum siyasetinin gidebileceği yere kadar sürdürüleceğini söyledi. 

Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Coşkun, belediye başkanlarının görevden alınma gerekçelerinin inandırıcı olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu: “‘Bölgedeki başkanlar göreve başlar başlamaz hukuku bilerek ihlal ediyorlar. Biz de bu ihlalleri tespit ettik ve onun için görevden aldık.’ Bunun hukuken inandırıcı bir tarafı söz konusu değil. Nitekim belediye başkanlarını ilgilendiren çeşitli dosyalarda, onlara isnat edilen suçların gerçekleşmediği çok açık bir şekilde ortaya çıktı.” 

Coşkun şöyle devam etti: “Bir belediye başkanı suç işleyebilir, hukukun dışına çıkabilir, onun görevden alınması da gerekebilir. Burada asıl olan, belediyeyi yine bir seçilmişin yönetmesidir. Yani belediye meclisi içerisinde bir başkası seçilir, halkın iradesini yansıtan bir başkası gelir. Türkiye’de 1930'dan beri eğer bir belediye başkanı görevden alınmışsa yerine seçilmiş bir başkası devam ediyordu. Bu da yerelde demokrasinin devam etmesi, halkın iradesini yansıtması açısından son derece önemliydi.”

Darbe girişiminden sonra yapılan değişiklikle muhalefetin elindeki tüm belediyeler için “ciddi bir tehdit” oluştuğunu söyleyen Coşkun şöyle devam etti: “Terörle iltisaklı bir kimse görevden alındıysa onun yerine iktidarın devlet memurlarını atayabileceği, belediye meclislerinin de görevine son verebileceğine dair bir kanun çıkardı. Bu aslında muhalefetin elindeki bütün belediyelerin ciddi bir tehdit altında olması demektir. Özellikle ceza kanununda teröre ilişkin düzenleme son derece esnek, her türlü düşünce açıklaması da terör kapsamına alınabilir. Bir belediye başkanı hakkında terör soruşturması açıp, terörle iltisaklı deyip bütün belediye başkanlarını görevden alabilirsin. Bu çok ciddi bir problemdir.” 

Kayyum atamalarının iktidara siyasi getirisinin de şüpheli olduğunu savunan Coşkun, şöyle devam etti: “31 Mart seçimlerinden önce de birçok kayyum atanmıştı. Daha önce HDP'lilerin elinde olan yerlerde yine HDP’ye oy verildi. Bir değişiklik söz konusu olmadı. İktidar ‘Ben kayyum atayarak halkın tercihlerini manipüle edebilirim, değişmesini sağlayabilirim’ diye düşünüyor olabilir. Bunun bu şekilde gerçekleşmediğini 2019 yerel seçimlerinde gördük.”

Muhalefetin tutumunu da eleştiren Coşkun, “Diğer muhalefet partileri buna sert bir şekilde ses çıkarmıyor. Bu sadece HDP’lileri ilgilendiren bir problem değil. Bütün Türkiye'yi, yerel demokrasiyi ilgilendiren bir problem olarak karşımıza çıkıyor” dedi. 

Coşkun’a göre “Türkiye'nin batısında buna yönelik fazla ses çıkmamasının sebebi, kayyum siyasetinin yoğun olarak HDP’lileri hedef almasıdır. Bunun terör parantezi içerisine alınması, diğer partilerde buna yüksek sesle karşı çıkmaları hâlinde kendilerinin de aynı suçlamalara maruz kalabileceği endişesi yaratıyor. Ama bu bir hukuksuzluktur. Bir partide duracağının bir garantisi yok. Muhalefet bugün HDP’ye yapılıyor diye ses çıkarmıyor ama yarın bir gün bir yerden onları da vuracaktır. O nedenle muhatap olanın A veya B olduğuna bakmaksızın bunun hukuksuzluk olduğu tescillendi ve buna karşı çıkmak gerekiyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Krizin garajı varlık fonu
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 22, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Pandemide futbol: Tamam mı, devam mı?
Mustafa Sönmez | | Haz 10, 2020
65 yaş üstü isyan bayrağını çekti
Sibel Hürtaş | | Haz 4, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
al-monitor
Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
al-monitor
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020