Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir

Hükümetin, muhtaç kişilere para ve iaşe sağlamak için halktan para toplayan belediyelerin banka hesaplarını dondurması, Erdoğan’ın siyasi krizini ciddi bir şekilde derinleştirebilecek bir gelişme gibi görünüyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

journalists, akp, donations, covid-19, chp, recep tayyip erdogan, coronavirus, turkish politics

Nis 6, 2020

Koronavirüs krizinin Türkiye’deki her kriz gibi ilk olarak etkisini hak ve özgürlükler üzerinde göstereceği beklenen bir şeydi. Nitekim koronavirüs vakaları hakkında hükümetin açıkladıklarından farklı rakamlar veren doktorlara karşı soruşturmalar açıldı, vaka sayılarının resmi rakamlardan daha fazla olduğunu söyleyen İzmir Tabip Odası’nın sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. Gazeteciler ise koronavirüs vakalarıyla ilgili yaptıkları haberler nedeniyle gözaltına alındı, hatta bir gazeteci de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın IBAN numarası vererek halktan yardım istemesine ilişkin attığı, “Ey İban edenler” şeklindeki mizahi bir tweet mesajı nedeniyle tutuklandı

Bunlar öngörülebilir gelişmelerdi. Ne var ki koronavirüs vaka sayıları hızla artar ve hükümetten sürekli olarak “evde kalın” çağrıları yapılırken, beklenmedik bambaşka bir kriz patlak verdi. İçişleri Bakanlığı İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin hesaplarını dondurdu. Kendi başına hak ve özgürlükler açısından oldukça endişe verici olan bu olay, daha yakından bakıldığında Türkiye’de siyasetin içine sıkıştığı kısır döngüler, Erdoğan’ın korkuları ve önümüzdeki döneme ilişkin çok şey anlatıyor.

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Türkiye’nin en büyük illerinde muhalefet karşısında kaybetmek hiç şüphesiz ki Erdoğan’ın siyasi hayatının en büyük yenilgisiydi. Hele İstanbul seçimini tanımayıp tekrarlanan seçimde daha büyük bir farkla kaybetmek, bu şehrin eski belediye başkanı Erdoğan için hazmedilmesi çok zor bir kayıptı.

O günden bu yana, Erdoğan çıkardığı yasalarla bir şekilde büyükşehir belediyelerinin yetkilerini kısıtladı, belediye meclislerindeki AK Parti çoğunluğu sayesinde İstanbul ve Ankara belediye başkanlarını bir cenderenin içine soktu. 

Bir süredir belediyeler Erdoğan’ın gündeminden çıkmış gibi görünüyordu. Ancak koronavirüs krizinde özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlarının ön plana çıkmaları, halka yönelik yardım kampanyaları açıklamaları ve bu yardımlar için halktan para toplamaları, Erdoğan hükümetinde büyük bir rahatsızlık yaratmış görünüyor. Muhalif belediyelerin koronavirüs krizi nedeniyle zor duruma düşen küçük esnafa ve fakirlere yardım için Ankara’da “6 milyon tek yürek” ve İstanbul’da “Birlikte başaracağız” diyerek başlattıkları bağış kampanyaları ancak birkaç gün sürebildi. 

Erdoğan 30 Mart’ta “Biz bize yeteriz” sloganıyla ulusal çapta bir yardım kampanyası başlattı. İçişleri Bakanı bir genelge yayınlayarak belediyelerin valiliklerden izin almadan halktan yardım toplayamayacağını bildirdi ve İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri de içinde olmak üzere yardım toplayan belediyelerin hesaplarını dondurdu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya göre belediyeler valiler izin vermeden para toplayamazdı, “Ben yardım topluyorum” diyen belediyeler “yeni hükümet oluşturmak” istiyorlardı. Erdoğan, valiliklerin izni olmadan belediyelerin kampanya yürütmesinin “devlet içinde devlet olmak” anlamına geldiğini söyleyerek İçişleri Bakanı’nın mesajını pekiştirdi.

Kolayca tahmin edileceği gibi, bakanın ve Erdoğan’ın söylediklerinin hiçbir hukuki temeli yok ve belediye hesaplarının dondurulması açıkça hukuka aykırı. Açıkça yasaklayıcı hüküm bulunmadığı sürece demokratik ülkelerde, insanların kendi iradeleriyle diledikleri kişi ya da kuruma bağış yapabilecekleri tartışmasız bir gerçektir. Kaldı ki Türkiye’deki Belediye Yasası (15’nci Madde i fıkrası), belediyelerin “borç almaya ve bağış kabul etmeye” yetkili olduklarını bildiriyor. 

İşin ilginç yanı bu yasanın, 2005 yılında Erdoğan başbakan iken AK Parti hükümeti tarafından çıkarılmış olmasıdır. Kaldı ki sadece muhalif belediyeler değil, AK Partili belediyeler de Türkiye’nin değişik illerinde bağış ve yardım topluyorlar. Koronavirüs salgını sırasında sadece belediyeler değil, başta Erdoğan’a yakınlığı bilinen İsmail Ağa Cemaati olmak üzere pek çok İslami cemaat de halktan para ve yardım topluyorlar. 

Belli ki, halktan para toplamak muhalif belediyeler söz konusu olduğunda ve yasalar tam tersi bir şekilde yorumlanarak yasak hâline getiriliyor. Peki neden? 

Bunun bir cevabı artık Türkiye’de bütün gücün tek bir elde toplanmış olmasında aranabilir. Eğer bir yardım yapılacaksa, eğer bir “iyilik” yapılacaksa bunu sadece Cumhurbaşkanı yapabilir. Nitekim Türkiye koronavirüs hastalığının pençesinde kıvranan İtalya ve İspanya’ya tıbbi yardım gönderirken, bu yardım kutularının üzerine yazılan ibareler “iktidarın kişiselleşmesini” sembolik bir şekilde ifade ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez devletlerarası gönderilerin üzerine “Türkiye Cumhuriyeti” yerine “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı” yazılıyor ve Cumhurbaşkanlığı forsu konuluyordu. 

Başka açılardan bakıldığında, Erdoğan’ın bu kriz zamanında bile kutuplaşma siyasetinden vazgeçemediği söylenebilir. Gerçekten de İstanbul ve Ankara’nın CHP’li belediyeleri tarafından -- pek çoğu AKP seçmeni olan -- yoksullara yapılan yardımlar, koronavirüs karşısında gösterilen bu dayanışma, uzun zamandan sonra toplumun inanç ve siyasi görüş ayrımı yapılmaksızın bir araya gelmesini temsil ediyordu. Ancak toplumun laik-dindar, muhafazakâr-modern gibi zıtlıklar çerçevesinde kutuplaşmadığı bir Türkiye, popülist siyaset için tehdit edici bir görünüm sergiliyor olmalı.

Ayrıca CHP’li belediye başkanlarının başlattıkları bu yardım kampanyasının, Erdoğan’ın Türkiye’nin geçmişine atıflarla hiç durmadan yinelediği, CHP’nin halktan kopuk, elitist bir parti olduğu, hiçbir konuda organizasyon becerisi gösteremediği gibi söylemlerine karşı yıkıcı bir meydan okuma niteliğinde olduğu açıktır. Koronavirüs günlerinde halktan elektrik, su parası talep etmeyen, gelirlerini kaybeden küçük esnafa para yardımı yapan CHP’li belediyeler, munis, iyiliksever dindar-muhafazakâr karşısında, halkının sorunlarını umursamayan elitist ve nobran seküler imajlarını yerle bir ediyor. Geçtiğimiz ocak ayında Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye’de görev yapan tüm rehber öğretmenlere bir kılavuz kitap göndermiş ve o kitapta çocuklarını döven, onlara kötü davranan bütün anneler başları açık, çocuklarına sevgi ve şefkat gösteren tüm anneler de başörtülü olarak resmedilmişti. 

Muhalif belediye başkanlarının başlattıkları sosyal ve dayanışmacı belediyeciliğin, bu sunulmak istenen “iyiler” ve “kötüler” imajını tehdit ettiği açıktır. Ancak Erdoğan’ın belediyelere karşı başlattığı bu savaş, ciddi bir şekilde geri tepme potansiyeline sahip. 

Gerek İstanbul gerekse Ankara büyükşehir belediye başkanları, hesaplarının dondurulmasına rağmen, yardımlara devam edeceklerini açıkladılar. Erdoğan nasıl ki İstanbul belediye seçimlerinin sonucunu tanımayıp tekrarlanan seçimde çok daha büyük bir kayıpla karşılaştıysa, insanların gönüllü olarak belediyelerine bağışta bulunmasını ve böylece hemşerilerine yardım yapmasını engelleyerek, muhalif belediye başkanlarına duyulan sempatiyi daha arttırabilir. 

Ayrıca, Erdoğan’ın başlattığı bağış kampanyasının, kendilerince durumdan vazife çıkaran kamu görevlileri tarafından bir “zorlamaya” dönüştürüldüğüne dair pek çok haber kamuoyuna yansıyor. Örneğin Eğitim-Sen yaptığı açıklamada öğretmenlere zorla bağış yaptırıldığını bildirdi. Keza il ve ilçe müftülerinin “kampanyaya para gönderenlerin dekontlarını” kendilerine göndermelerini istedikleri bildiriliyor.

Erdoğan ve hükümet ilk defa gündem yaratan konumlarından çıkıp, başkalarının yarattığı gündemlere reaksiyon veren bir duruma düşmüş görünüyorlar. Üstelik bu reaksiyon verme biçimi de herkesin gözüne girebilecek kadar çıplak bir güç kullanılarak yapılıyor. Koronavirüs krizi, Erdoğan’ın bir süredir yaşamakta olduğu siyasi krizi ciddi bir şekilde derinleştirebilir ve Türkiye’deki siyasi dengeleri sarsacak sonuçlara yol açabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Şehir hastaneleri kara deliği ürkütüyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 31, 2020
Ürdün ve Irak ile bağlarını güçlendiren Mısır, Türkiye’ye ne mesaj veriyor?
Mohamed Saied | ekonomi ve ticaret | Eyl 5, 2020
Türkiye-Pakistan yakınlaşması Hindistan’ın tepkisini çekiyor
Amberin Zaman | Savunma ve güvenlik iş birliği | Ağu 27, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020
al-monitor
Trablus’taki depremde Türkiye’nin rolü nedir?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Eyl 3, 2020