Şirketlere taze para, IMF’ye mesafe, mağdurlara bağış

COVID-19 krizinin mağdurları için bağış kampanyası başlatan hükümet, “para basma” anlamına gelen parasal genişleme önlemlerine devam ediyor ama bunlar yine şirketler için. IMF’den kredi istemenin ise siyasi bedeli var.

al-monitor .

Nis 2, 2020

COVID-19 salgınının iç ve dış talebi, birçok mal ve hizmet arzını bıçak gibi kesmesi karşısında iktidarlar, ekonomik dengelerin bozulmasını, büyük bütçe açıklarını göze alarak, devasa önlem paketleri açıkladılar. Bu paketlerin büyüklüğü, ülkelerin gücüne göre değişiyor. Paketlerin el uzattığı kesimlerde önceliği, şirketler ve finans sistemi alıyor ama muhtaç hanehalkı, özellikle ABD ve Avrupa’da “helikopter para” da denilen karşılıksız, nakdi gelir transferleri ile korumaya alınıyor. Türkiye’nin ise 18 Mart’ta açıklanan “kalkan” paketi ile şirket ve bankalara öncelik verip mağdur hanehalklarını pek gözetmediği yolunda ağır eleştiriler var. 

Hükümet, “para basma” anlamına gelen parasal genişleme önlemlerine devam ediyor ama bunlar yine şirketler için. IMF’den 85 ülke kredi kullanırken Türkiye şimdilik mesafeli. İşini kaybedenlere, işyerini kapatanlara, risk altında işini sürdürenlere sürekli sosyal koruma istenirken, iktidardaki Erdoğan hükümeti para vermek yerine toplumu parasal bağış yapmaya çağırdı. Bu kampanyadan önce ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) iktidarda olduğu İstanbul ve Ankara yerel yönetimlerinin açtığı bağış kampanyaları ise İçişleri Bakanlığı tarafından yasal olmadığı iddiasıyla engellendi. Bu çekişme, COVID-19 yangının ortasında toplumsal gerilimi yükseltiyor.

Erdoğan’ın “kalkan” paketi hem iş dünyasında hem işçi kesiminde tatmin edici bulunmadı. Büyük holding sahiplerinin çatı örgütü Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski şöyle konuştu: “Önemli ölçüde kayıt dışı ve kendi hesabına çalışan var. Bu kesimler için de gelir kayıplarını telafi edecek mekanizmaların düşünülmesi gerekecektir. Doğrudan hanehalkına transferler de bu bağlamda gündeme gelebilir. Amerika bunu yapıyor, Hong Kong ve Güney Kore’de yapıldı. Ayrıca hastalık nedeniyle ya da pozitif vaka olması şüphesiyle izole edilme amaçlı karantina altına alınan kişilere, nakit destekleri verilebiliyor.” 

TÜSİAD’ın önerdiği nakit desteklerini işçi konfederasyonları daha yüksek sesle dile getirdiler ve yaptıkları ortak açıklamada şu ifadeleri kullandılar: “Küresel salgın nedeniyle iş ve gelir kaybına uğrayan bütün işçilere işveren, İşsizlik Sigortası Fonu ve devlet tarafından gelir desteği sağlanmalıdır”.

Bu talebi karşılamak için elde devletin yönlendirdiği İşsizlik Sigortası Fonu’nun 132 milyar TL (yaklaşık 20 milyar dolar) dolayında varlığı var ama fondan yararlanmak kolay değil. Fonu yöneten Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk daha şimdiden zordaki 19 bin firmanın 420 bin ücretlisi için kısa çalışma ödeneğine başvurduğunu, ödeneğe en fazla başvurunun imalat, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektörlerinden yapıldığını söyledi. Fon’un kaynaklarının bu başvuruları ne kadar süre karşılayacağı pek belli değil. 

Fon, sadece kayıtlı ücretlileri, o da belli şartları yerine getirmeleri hâlinde, bir süreliğine korumaya alıyor. Sendikalar şarta bağlı olmaksızın bir koruma istiyorlar. Ama sosyal mesafelenme amacıyla emirle işyerleri kapatılan hizmet sektöründeki küçük işyeri sahipleri, kayıt dışı çalışanlar, tamamen korumasız kendi kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Bunların dışındaki sosyal koruma altındaki 2 milyon yoksul aileye ise “kalkan” paketinden ancak 2 milyar TL çıkmıştı, o kadar. Bu, aile başına bir defaya mahsus 1000 TL (150 dolar) gibi bir katkıdan öte bir şey değil. 

Sosyal yardım beklentileri, iktidardaki AKP’den pek karşılık göreceğe benzemiyor. Çünkü 2019 bütçe açığı milli gelirin yüzde 5’ine yaklaşan AKP iktidarının barutu tükendiği için, sosyal yardım için kaynağının pek kalmadığını herkes biliyor. 

Hazine’de kaynak yok ama vergi salma, bu yol göze alınamıyorsa para basma, bu yolla sosyal koruma sağlanabileceği herkesçe dillendiriliyor. İktisatçılar, muhalefet partileri, mağdurların bir kesimini temsil eden sendikalar “Kaynak yarat, yoksa da para bas” diyor. Peki, AKP para basmıyor mu? 

Aslında basıyor. Merkez Bankası tam da bu tartışmaların ortasında 31 Mart’ta parasal genişlemeye giden bir dizi karar aldı. Ne var ki Merkez Bankası’nın açıkladığı bu parasal önlemlere göz atıldığında, bunların daha çok şirket-banka kesimi için önlemler olduğu görüldü. Şu başlıklarla özetliyor Merkez Bankası parasal genişleme önlemlerini: “ (i) Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasası likiditesinin desteklenmesi yoluyla parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesine (ii) Bankaların Türk lirası ve yabancı para likidite yönetimlerinde esnekliğin artırılmasına (iii) Reel sektöre kredi akışının kesintisiz devamının sağlanmasına ve salgın nedeniyle etkilenen mal ve hizmet ihracatçısı firmaların KOBİ odaklı yaklaşımla geniş kapsamda desteklenmesine yönelik ilave tedbirler alınmıştır.”

Hükümet, 85 ülkenin şimdiden başvurduğu IMF kredisinden ise uzak duruyor. Bunun nedeni daha çok politik. AKP rejimi, uzun süre IMF’e muhtaç olmamak üstüne bir dil kullandı ve seçmene bununla güç gösterisi yaptı. Bunlar hafızalarda hâlâ taze iken, IMF’e başvuru siyaseten kaybettirir. Ayrıca biliniyor ki IMF, kredi kullandırdığı ülkenin röntgenini çeker, şeffaflık ister. Rejim, bu konsültasyona girmek istemez. Mesafe de bundan kaynaklanıyor. Ama şimdilik!

COVID-19 krizinin mağdurları için Merkez Bankası’na taze para emri vermeyen Erdoğan, onlara ancak bağış kampanyasını uygun gördü. Erdoğan 30 Mart’ta şöyle konuştu: “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’mız tarafından, şu anda bilgileri ekranda gözüken bir yardım hesabı açıldı. Amacımız, yevmiye ile geçimini sürdüren kesimler başta olmak üzere, alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamaktır. Kampanyayı, şahsım olarak yedi aylık maaşımı bağışlayarak açıyorum.” 

Bağış paraları ile kaç mağdurun, ne süre ile yarası sarılacaktı bilinmez ama bu kampanyadan önce, yönetimi 2019’da CHP’ye geçen İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri de bağış kampanyası açmışlardı. Erdoğan’ın bağış kampanyasının ertesi günü İçişleri Bakanlığı’nın belediyelerin kampanyalarının izinsiz başlatıldığı gerekçesiyle açılan hesaplarını bloke ettirmesi, dozu artacak bir siyasi tartışmayı tam da COVID-19 yangının ortasında başlattı. 

Özünde, Erdoğan’ın bağış kampanyası ile toplanacak para ile dişe dokunur bir sosyal koruma sağlanabilmesi de mümkün değil. Çünkü mağduriyet o kadar büyük ve muhtaç sayısı o kadar çok ki... Yapılan bir araştırma ilk elde 2 milyon yeni işsizin, mevcut 4,5 milyon işsiz ordusuna katılacağını tahmin ediyor. Bağış kampanyası AKP’nin dağılmış kitlesini siyaseten konsolide etmek için bir araç olarak düşünülmüş olabilir. Ayrıca CHP’li belediyelere gitmesi mümkün kaynakların önünü kesmek için de bu yola başvurulmuş olabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Erdoğan Kafkasya’da macera mı arıyor?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | Tem 17, 2020
İşsizlik yüzde 12 mi, yüzde 52 mi?
Mustafa Sönmez | İşsizlik | Tem 16, 2020
Erdoğan’ı karalamak Lübnan’da bile güvenli değil
Amberin Zaman | Basın özgürlüğü | Tem 13, 2020
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
Yabancı Protestanlar ‘kamu düzenine tehdit’ gerekçesiyle Türkiye’den kovuluyor
Amberin Zaman | etnik azınlıklar | Tem 9, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020