Suriye petrolü: Rusya Türkiye’nin teklifini kabul eder mi?

Suriye petrolüne ilişkin Türkiye’nin önerisini değerlendiren Rusya, teklifin hem artılarını hem eksilerini tartmak durumunda. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Suriye’nin Haseke vilayetindeki El Şeddade bölgesinde bulunan bir petrol sahası, 14 Ekim 2010 Photo by REUTERS.
Anton Mardasov

Anton Mardasov

@anton_mardasov

İşlenmiş konular

Petrol ve gaz

Mar 13, 2020

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rus mevkidaşı Vladimir Putin’e Suriye’nin Deyrizor vilayetindeki petrol sahaları üzerinden işbirliği teklif ettiğini açıkladı. Petrol sahaları hâlihazırda Kürt hâkimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde. 

10 Mart’ta bir grup gazeteciye konuşan Erdoğan, son Moskova zirvesinde Putin’e “Buradan elde edilen petroller yardımıyla biz işin müteahhitlik tarafını yaparız, eğer mali noktada destek verirseniz, gelin bu yıkılmış olan Suriye'yi ayağa kaldıralım” dediğini aktardı. Putin’in bu teklife “olabilir” dediğini belirten Erdoğan, aynı öneriyi ABD Başkanı Donald Trump’a da yapabileceğini söyleyerek, “Buradan bu teröristler nemalanacağına (…) buralardan gelecek imkânla Suriye'yi yeniden imar etme şansımız doğar” diye konuştu.

Erdoğan’ın bu sözleri, tarafların Moskova zirvesinde sadece İdlib’deki çatışmayı durdurma ve M4 yolunda ortak devriyeler başlatma konusunda değil, Kürtleri ve yerel aşiretleri, Rusya ve Şam’la uzlaşıya zorlamak için doğu Suriye’de ortak hareket etme konusunda mutabık kaldıklarını düşündürebilir. Ancak tarafların burada nasıl denge kuracakları belli değil. 

Al-Monitor’un daha önce de vurguladığı gibi Beşar Esad yönetimi ile Kürtler bir yol haritası üzerinde uzlaşırlarsa Esad, çok muhtemel ki Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle Türkiye’yi oyun dışına itmeye çalışacak. Ancak her hâlükârda kuzeydoğu Suriye’de müstakbel işbirliğine yönelik bir mutabakatın, İdlib’de gerilimin artmasını sadece erteleyen ve Şam’ın uygulamak istediği senaryoyu engelleyemeyen Soçi 2.0 tarzında yeni bir mutabakattan daha iyi olacağı söylenebilir. Şam’ın uygulamak istediği senaryo, ateşkes ve saldırıların birbirini izlediği bir süreçle İdlib’deki hakimiyetini olabildiğince artırmak ve muhalefeti zayıflatmak.

Rus analist Alexey Malaşenko’nun değerlendirmesi şöyle: “Erdoğan Moskova’da Putin’le görüşürken İdlib’deki uyuşmazlıklara rağmen (ikili) ilişkilerin bir ortaklık ilişkisi olduğunu ve gözden çıkarılamayacağını belirtti. Bu açıdan bakıldığında Erdoğan’ın petrol sahalarını ortaklaşa işletme teklifi sembolik nitelikte. Buralardan büyük kârlar elde etmek zor. Ancak ekonomi alanında ‘ne olursa olsun işbirliği yapalım’ fikri Suriye’deki angajmanlarımız açısından olumlu bir nokta.”

Erdoğan’ın açıklaması aynı zamanda bir çeşit “trollük” sayılır. Zira tüm siyasetçilerin sözleri gibi gerçeklerle tam olarak örtüşmüyor. SDG kontrolündeki petrol kuyularından hâlihazırda zaten bir takım satışlar yapılıyor. Birincisi Esad rejimi ikmâl ediliyor. SDG petrol sahalarını İslam Devleti’nin (İD) elinden aldıktan sonra ve Rus paralı askerleri ile İran yanlısı milislerin SDG’yi askeri yollardan geri püskürtemeyeceği anlaşılınca petrol ticaretine aracılık yapan Suriyeli Katırcı kardeşlerin faaliyetleri 2019 yılından itibaren Şam ile İD arasındaki ticaretten Şam ile SDG arasındaki ticarete kaydı. Bu da ABD’nin yaptırımlarına neden oldu. 

İkinci yoldan Türkiye kontrolündeki tampon bölgede faal olan Suriyeli muhaliflere petrol gidiyor. Yaşanan çatışmalar nedeniyle Kürtler bu süreci durdurmuştu ancak akışın yeniden başladığı anlaşılıyor. 

Üçüncüsü ise Irak Kürdistanı üzerinden yapılan ihracat. ABD bu tür sevkiyatlar için Suriye-Irak sınırında yeni bir köprü yaptı. Rusya Savunma Bakanlığı daha önce uydu görüntülerine dayanarak ABD’yi ham madde kaçakçılığı yapmak ve bu ticaretten günde 30 milyon dolar elde etmekle suçlamıştı. Bakanlığa göre bu paralar yabancı özel servislerin ve özel askeri yüklenicilerin hesaplarına yatırılıyordu. 

Amerikalıların bu yoldan tam olarak ne elde ettiği belli olmasa da neticede Türkiye üzerinden petrol ihraç edildiğini belirtmek lazım. Türkiye’nin Kasım 2015’te Suriye sınırında bir Rus askeri uçağını düşürmesinin ardından Rus generaller ve hatta Putin’in kendisi bu konuyu yüksek perdeden, ayrıntılarıyla gündeme getirmişti. 

Gelinen noktada Rus savunma ve dışişleri bakanlıkları, ABD’nin doğu Suriye’deki petrol sahalarını kontrol etme hamlelerini eleştirirken, Türkiye’nin petrol satış ağındaki dahline göz yummayı tercih ediyorlar. Ancak ne Esad ne de Suriye’nin BM temsilcisi Beşar Caferi ABD’nin “çalıntı” petrolü Türkiye’ye sattığını açıkça dillendirmekten geri durmuyorlar. 

Al-Monitor’un kuzey Suriye’deki kaynaklarına göre buradan sağlanan kazanç, Kürtler ve yerel aşiretler dâhil SDG’nin “kıt kanaat idare etmesine” yardımcı oluyor. Türk tarafının da SDG’yle çalıştığı ve hem Kürtler ile Şam arasında olası bir işbirliğine hem de bölgede uzun vadeli bir ABD varlığına hazırlıklı olduğu söylenebilir --Amerikan yönetiminin planları şu an için bu yönde olmasa da.

Al-Monitor geçmişte bir başka petrol güzergâhına da değinmişti: İsrail. İsrail kökenli Amerikalı işadamı Moti Kahana, Suriye Demokratik Konseyi’nin İsrail’e petrol satışlarına yardımcı olduğunu kesin bir dille yalanlasa da İran’ın nüfuzunu kırmak isteyen İsrail, Suriyeli Kürtleri destekleme konusunda giderek artan bir ilgi gösteriyor. Suriye ve Lübnan’daki vekil güçlerine kesintisiz bir ikmâl yolu sağlamaya çalışan İran’ın doğu Suriye’ye ihtiyacı var. İran’ın son yıllarda PKK ile yakınlaşmasının bir nedeni de budur. 

Malaşenko’nun da belirttiği gibi Suriye’nin petrol zenginliği çoğu zaman abartılıyor. Rusya doğal olarak Şam’ın belli başlı sahaları kontrol etmesini ve kendini belli ölçüde idame ettirecek düzeye gelmesini istiyor. Ancak Suriye’deki üretim miktarı peyderpey azalacak, ki bu süreç Arap Baharı’ndan çok önce başlamıştı. Rusya Savunma Bakanlığı’nın zikrettiği 30 milyon dolarlık aylık gelir dikkate alınsa bile bu, dünya enerji ticareti bakımından önemsiz bir rakam. Buradaki petrol satışlarında dahli olan taraflar ancak taktiksel bazı amaçlara ulaşmayı umabilir.

Moskova orta vadede Kürtlerin savunuculuğuna soyunabilir. SDG birliklerine Rusya Savunma Bakanlığı uhdesinde faaliyet gösteren Beşinci Ordu benzeri bir yapıya cazip koşullarla katılma imkânı sunulabilir. Bu, İranlı yapılara karşı caydırıcı bir işlev de görebilir ve hem Batı hem Körfez ülkeleriyle diyalogun yeniden başlamasına yardımcı olur ki, Şam da bundan kazançlı çıkar.

Ancak bir seçenek daha var: Rejimin Fırat’ın doğusundaki otorite boşluğunu Suriye ordusu içinde İran’a yakın birliklerin yardımıyla doldurması. Şam ve Tahran Moskova’ya bu yönde baskı yapacak. Bu senaryo, Rusya’nın taktiksel müttefikleri olan İran ve Suriye’nin işine geliyor ama İsrail faktörü düşünüldüğünde çatışma riski barındırıyor. 

Kaldı ki ABD de prensipte SDG’nin yapısını değiştirme ve yeni bir yapı oluşturma kapasitesine sahip. Bunun, sadece yerel aşiretlere dayanan, Amerikalı hükümet dışı kuruluşlardan destek alan ve Suriye petrolünün satışından kazanç sağlayan bir yapı olması mümkün.

Recommended Articles

Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Cihadın kutsal olmayan rant döngüsü
Fehim Taştekin | İdlib | May 15, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Rapor: Suriye Milli Ordusu Libya’ya çocuk askerler gönderiyor
Amberin Zaman | Libya’daki çatışma | May 8, 2020
AVM’lere önceliğe tepki büyük
Mustafa Sönmez | Coronavirus | May 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video