Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?

İran ekonomisinin korona virüs salgınından muazzam darbe alacağı muhakkak ancak geçmiş tecrübeler İran’ın büyük krizler karşısında oldukça dirençli olduğunu gösteriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

WANA (West Asia News Agency)/Ali Khara via REUTERS.

By Bijan Khajehpour

Mar 19, 2020

Korona virüs krizinin İran ekonomisini vuracağı ve gayrisafi yurtiçi hasılada önemli bir daralmaya yol açacağı ortada. Sağlam bir değerlendirme yapmak için henüz erken ama ilk tahminler küçülmenin yüzde 3’e ulaşabileceği yönünde. İran hükümeti toplumun en korunaksız kesimleri ve ekonomik daralmadan en çok etkilenecek işletmeler için bazı destek tedbirleri açıkladı. Ancak hükümet bütçe açıkları, dış yaptırımlar, yönetim zafiyeti, dünya petrol fiyatlarının düşmesi gibi bir dizi sorunun baskısı altındayken bu tedbirler ne kadar etkili olacak?

Şirketlere en doğru desteği belirleyip uygulama konusunda öncelikli sıkıntı, İran hükümetinin ekonomide sadece düzenleyici değil, en büyük aktör olması. Bu durum, şirket kurtarma gibi doğrudan desteklerin çoğunlukla devlet ya da yarı devlet işletmelerini kapsayacağı ve asıl maksadı boşa çıkaracağı anlamına geliyor.

Dolayısıyla hükümetin asıl odaklandığı yer başka. Hükümet, mali destek sağlanacak bazı sektörler belirlemiş durumda ama fiiliyatta bunun nasıl işleyeceği hâlen belirsiz. İran Merkez Bankası’na göre ülkedeki tüm ticari bankalara, COVID-19 salgınından en çok etkilenecek 10 iş koluna düşük faizli kredi sağlama talimatı verildi. Söz konusu iş alanları şöyle: restoranlar, kuruyemiş satıcıları, şekerleme ve benzeri ürünler satan dükkânlar, tur ve seyahat acenteleri, otel ve diğer konaklama tesisleri, taşımacılık şirketleri, havayolu şirketleri, tekstil şirketleri, deri ürünleri imalatçıları, spor ve eğlence merkezleri ve organizasyon şirketleri.

Esnaf Birlikleri Odası Başkan Yardımcısı İbrahim Dorosti’ye göre hükümet belli sektörlere odaklanmak yerine tüm işletmelere destek sağlamalı. Dorosti mevcut krizin ekonomik yansımalarının asıl üç ay sonra görülür hâle geleceğini düşünüyor.

Bu tartışmalar sürerken hükümetin ana odak noktası, düşük gelirli gruplar üzerindeki basıncı azaltmak. 16 Mart’ta yayınlanan tedbirlerin detaylarında şirketler üzerindeki baskıyı hafifletecek bir unsur görünmüyor. Başlıca önlemler şöyle: 

Bunun yanı sıra, İran takvimine göre 21 Mart’ta başlayan yeni yılda kamu çalışanlarının maaşlarına yüzde 50 zam yapılması planlanıyor. İran’da en yoksul kesimler arasında yer alan sıradan kamu çalışanlarına enflasyon oranı üzerinde zam yapılması, bu insanların hem alım gücünü artıracak hem de virüsün yayılmasına karşı alınan önlemlere riayet etmelerini kolaylaştıracak.

Önlemlerin yoksullara odaklanması, virüsün daha çok toplumun yoksul kesimlerini vurduğu tespitiyle ilgili olması muhtemel. Örneğin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin eski ekonomi danışmanı Mesud Nili, virüsü kapma ve yayma bakımından yoksul kesimlerin “merkez üs” hâline gelebileceği uyarısında bulunmuştu. 

Bahsi geçen planlardan, hükümetin ekonomiyi idame ettirmekten ziyade salgını kontrol altına almaya odaklandığı anlaşılıyor. Başka bir deyişle COVID-19 ekonomik facia olarak değil, bir halk sağlığı krizi olarak ele alınıyor. 

Bu arada Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nın çalışmaları da şirketlerin ihtiyaçlarına değil, sağlık sektöründe ihtiyaç duyulan malzemelerin gümrük süreçlerinin hızlandırılması gibi operasyonel sorunlara yoğunlaşıyor. 

Ancak hükümet hangi boyuta öncelik verirse versin, asıl mesele hükümetin kaynakları olacak. İran ekonomisi giderek derinleşen bir kısır döngüye saplanacak ve ekonomik faaliyetlerin azalması hükümetin vergi gelirlerinde azalmaya neden olacak. Bu da, para yardımlarıyla büyüyen bütçe açıklarını ve kamu borçlanmasını daha da artıracak. Enflasyonist etkiler de hem hükümetin mali durumu hem de genel ekonomi üzerinde yeni baskılar oluşturacak.

Bu tablo, Tahran’ın 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ilk kez Uluslararası Para Fonu’na (IMF) başvurarak 5 milyar dolar borç istemesini de açıklıyor. 

Öte yandan bazı siyasi çevreler IMF’e kredi başvurusunun hata olduğuna inanıyorlar. Kararı tartışmalı kılan, hem siyasi hem de mali boyutlar var. 

Siyasi bağlamda, Ruhani yönetimine muhalif kesimlere göre hükümet kredi başvurusundan önce meclisin onayını almak zorundaydı. Ancak asıl eleştiri, krize dair yeterince hassas bir mali değerlendirme yapılmadan IMF’e gidildiği yönünde. Her hâlükârda, hem IMF’in kuralları nedeniyle hem de ABD’nin krediyi engellemek için IMF’deki nüfuzunu kullanması yüzünden Tahran’ın bu krediyi alması zor görünüyor.

Öte yandan, kriz yeni yaklaşımlara imkân tanıyor. Yeni koşullar hükümeti, yoksullukla mücadelede desteğine ihtiyaç duyduğu sivil toplum örgütlerini güçlendirmeye zorluyor. 

Son yıllardaki politika ve uygulamalar sivil toplum örgütlerini dışlamıştı. Bu kuruluşlar şimdi devlet ile sivil toplum arasındaki güvensizliği aşmaya çalışıyorlar.

Bu arada krizin boyutları o kadar büyük ki dayanışmanın yeni seviyelere ulaştığı görülüyor. Örneğin, sivil toplum örgütleri, işletmeler ve ticaret odalarının el ele vererek başlattığı Nefes Kampanyası kapsamında bazı mal ve hizmetlerin üretim ve ithalatı kolaylaştırıldı, hastaların tedavisi için özel bir klinik kuruldu. Dahası, Tahran’ın küçük menkul kıymetler borsası olan Fara Borsası, salgınla mücadeleye kaynak toplamak amacıyla kitlesel fonlama sertifikalarını devreye soktu. Toplanan para ihtiyaç duyulan tıbbi cihaz ve malzemelerin alımı için kullanılacak

Sivil toplumun destekleyici tavrına ek olarak iş dünyasını yüreklendiren bazı öngörüler de söz konusu. İş dünyasının önde gelen isimleri mevcut koşulların iş dünyasını dijitalleşmeye zorladığını vurguluyorlar. Dijitalleşmeyi artırmanın önünde ciddi bazı kültürel ve altyapısal engeller olsa da e-devlet, internet üzerinden öğrenim ve çalışma alanlarında önemli bazı adımlar atılıyor. 

Sonuç olarak, İran ekonomisi bu halk sağlığı krizinden muazzam darbe alacak ancak İran’ın büyük krizler karşısında şaşırtıcı bir direnç gösterdiği de vaki. İran ekonomisi diğer ülkelere göre bu krizden daha etkin bir şekilde çıkabilir. Bunun bir nedeni, İran ekonomisinin krizlere aşina olması, yani kişi ve işletmelerin yeni koşullara hızla intibak etme ve kritik durumlardan avantaj sağlama becerisine sahip olması. Dünyadaki pek çok lider mevcut koşulları savaş durumuna benzetiyor. İran, yakın tarihinde yıkıcı bir savaş yaşayıp kendi kaynaklarıyla ayağa kalkabilen nadir ülkelerden biri. Ayrıca hem yurtiçi hem yurtdışında yaşayan İranlılar yüksek bir dayanışma duygusu sergiliyor. Bu da krizin yaratacağı tahribatın onarılmasına yardımcı olacak. 

Dolayısıyla devlet sivil toplum ile profesyonellerin yurtiçi ve yurtdışındaki alanını daraltmazsa oluşacak olan yeni potansiyel COVID-19 krizini aşmakla kalmayacak, yeni bir ekonomik ivme de yaratacak.

More from  İran'ın Nabzı

İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020
Yüzde 50’lik benzin zammı İran ekonomisine fayda sağlayacak mı?
Bijan Khajehpour | İran'da protestolar | Ara 1, 2019