Türk harekâtının ardından SDG rakip Kürtleri yanına çekmeye çalışıyor

Uzun zamandır araları açık olan Suriye Demokratik Güçleri ve Irak Kürdistanı’ndan destek alan Kürt Ulusal Konseyi Türkiye’nin Suriye’deki özyönetim bölgelerine girmesinin ardından anlaşmaya varabilir mi? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Suriye Demokratik Güçleri komutanı Mazlum Kobane Deyrizor’daki El Ömer petrol sahasında yaptığı konuşmada İslam Devleti’nin doğu Suriye’deki son kalesini de kaybettiğini açıklarken, 23 Mart 2019 Photo by REUTERS/Rodi Said.

Ara 4, 2019

ERBİL, Irak — Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’de 9 Ekim’de başlattığı harekâtın amacı, Suriyeli Kürtlerin azimle inşa ettiği özerklik projesini çökertmekti. Kısmen de olsa bu amaç hasıl oldu. Kürtlerin Amerikalı hamileri Türkiye sınırında bir zamanlar Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile beraber kontrol ettikleri hattan çekilirken, Türkiye Resulayn ile Tel Abyad’ı ve arada kalan bölgeyi ele geçirdi. Böylece, nüfuzları ağırlıkla Kürt olan kasabalar arasında bağlantı kesilmiş oldu. Türk topçu ateşi siviller arasında can almaya devam ederken, Türkiye destekli Arap gruplar savaş suçları işliyor. Suriyeli Kürtlerin geleceği hiç bu kadar belirsiz görünmemişti. 

Ancak harekâtın hiç hesapta olmayan ve gözden kaçan bir etkisi oldu: YPG’nin siyasi kolu Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Kürt Ulusal Konseyi’nde toplanan rakip Kürtler arasında uzlaşı girişimleri yeniden canlandı. 

Kürt Ulusal Konseyi’nde fiili dışişleri bakanı olan Kâmran Haco Al-Monitor’a verdiği mülakatta üst düzey konsey yetkililerinin 25 Ekim’den bu yana YPG hâkimiyetindeki ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı Mazlum Kobane ile bir kez, Redur Halil önderliğindeki kıdemli SDG temsilcileriyle de iki kez görüştüklerini teyit etti. 

Daha da önemlisi görüşmeler SDG’nin isteğiyle gerçekleşti. SDG, yetersiz ve zayıf bir yapı olarak gördüğü Kürt Ulusal Konseyi’ni yıllardır dışlıyordu. 

Washington’da yaşayan Kürt uzmanı Aliza Marcus’a göre konseyi Kürt liderliğindeki yönetime dâhil edecek bir güç paylaşımı anlaşması PYD ve SDG açısından ciddi anlam ifade eder. Al-Monitor’a konuşan Marcus, “Daha kuvvetli, birleşik bir blok Esad ve Rusya’yla müzakerelerde faydalı olabilir ve Türkiye’nin yaptıklarına karşı daha güçlü bir muhalefet olur” dedi.

Suriye’deki resmi toplantılardan önce Paris’te, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un aracılık ettiği PYD-konsey görüşmeleri yapılmıştı. Görüşmeler Macron’un Suriye temsilcisi ve eski Tahran büyükelçisi Francois Semenaud rehberliğinde nisan ayında başlamıştı. Ancak Türkiye Barış Pınarı adını verdiği harekâtı başlatınca Fransa görüşmelere süresiz olarak ara verdi.

Yekiti olarak da bilinen Kürt Birlik Partisi’ne mensup olan Kürt Ulusal Konseyi’nin önemli isimlerinden Navaf Hasan Raşid, PYD izin vermediği için 2015’ten bu yana Suriye’ye dönemediğini söylüyor. Al-Monitor’un Erbil’de görüştüğü Raşid, “Son diyalogu Mazlum [Kobane] başlattı. Amerikalılar ona baskı yapıyordu. Bunu olumlu bir adım olarak görüyoruz. Bizden herhangi bir talepleri olmadı” dedi. 

Geçmiş arabuluculuk girişimlerinde yer almış bir Suriyeli Kürt sivil toplum aktivisti ise Al-Monitor’a yaptığı açıklamada “Bunu Türkiye’nin işgali tetikledi. Amaçları, insanların topluca yerlerinden edilmesini engellemek ve özerklik projesinden kurtarabildiklerini kurtarmaktır” dedi. Türkiye’nin harekâtı ilk etapta 200 bini aşkın insanın yerinden edilmesine neden oldu. Bunlardan 15 binden fazlası Irak Kürdistanı’na kaçtı. 

Aktiviste göre “SDG gelip ‘PYD’yi ikna edebiliriz’ dedi.” Ancak bu, söylendiği kadar kolay değil. 

Al-Monitor’a konuşan Uluslararası Kriz Grubu Suriye analisti Dareen Khalifa, Kürt Ulusal Konseyi’nin “hâlâ uluslararası siyasi meşruiyete sahip olduğunu” belirterek, “Dolayısıyla birleşik bir Kürt cephesi YPG’nin [ve PYD’nin] uluslararası imajını ve desteğini güçlendirebilir. Ancak PYD’nin Şam’a karşı konumunu nasıl güçlendireceğini ben anlamakta zorlanıyorum” dedi. Konseyin “rejim karşıtlarıyla işbirliği yaptığını ve Şam’a düşman olduğunu” vurgulayan Khalifa, “Bu, Şam’la görüşmeleri daha da zorlaştırabilir” yorumunda bulundu.

Haco’ya göre PYD, konseyin Türkiye destekli muhalefetten ayrılmasını istiyor. Söz konusu muhalifler, rejim ile BM himayesinde yürütülen ancak şu an kesilmiş olan yeni anayasa görüşmelerinde yer alıyor. Konseyin buradan çekildikten sonra PYD ve Arap müttefikleriyle yeni bir blok oluşturması düşünülüyor. Ancak Haco, “ABD, Rusya ve Avrupa Birliği’nden dış güvenceler almadan bunu yapamayız” diyor. 

Her hâlükârda konsey, başka adımlar atılmadan önce PYD’den bazı güven artırıcı adımlar talep ediyor. Konseyin taleplerinden biri, PYD’nin tüm siyasi tutukluları serbest bırakması. Taraflar arasındaki arabuluculara göre siyasi tutukluların sayısı altıdan az, birkaç kişi de kayıp durumda. Bunlardan biri, 24 Mart 2017’de ortadan kaybolan muhalif siyasetçi Fuad İbrahim. Konsey yetkililerine göre İbrahim açık eleştirileri nedeniyle Kürt özerk idaresine bağlı iç güvenlik güçlerince birkaç kez tehdit edildikten sonra kimliği belirsiz maskeli kişiler tarafından kaçırıldı. 

Konsey ayrıca PYD yönetimindeki bölgede engelsiz bir şekilde örgütlenip faaliyette bulunmayı ve sürgünde yaşayan mensuplarının bölgeye dönmesini istiyor. Erbil’e sığınan konsey yetkilisi Bedri Dorsin sürgündeki isimlerden biri. Dorsin, kıdemli bir muhalif siyasetçi olan kardeşi Behzad’ın 24 Ekim 2012’de ortadan kaybolduğunu ve bundan PYD’nin sorumlu olduğunu iddia ediyor.

PYD ise elinde siyasi tutuklular olduğunu öteden beri yalanlıyor, tutukluların kriminal faaliyetler nedeniyle alıkonulduğunu savunuyor. Ayaklanmanın ilk günlerinde kaybolanlardan sorumlu olmadığını söyleyen PYD, bu kişilerin Suriye rejiminin veya Arap muhalefetin kurbanı olabileceğini öne sürüyor.

Al-Monitor’a konuşan PYD Sözcüsü Salih Müslim, “Onlara daha önce de söyledik, siyasi tutuklu yok. Kriminal suçlamalar nedeniyle tutuklu olan iki kişi vardı” dedi. Kürt Ulusal Konseyi’nin özgürce çalışabildiğini savunan Müslim, “Kobani’de büro açmak istediler ama onlarla çalışmak isteyen kimseyi bulamayınca vazgeçtiler. Onları televizyon programlarımıza da davet ediyoruz, gelmiyorlar” şeklinde konuştu.

Tüm bunlara rağmen PYD Kasım 2018’de Kürt idaresini hâlâ sert bir dille eleştiren önemli muhalif isimlerden Abdülrahman Apo’yu serbest bırakmış ve aracılar bunu “çok önemli bir güven artırıcı jest” olarak nitelemişti. 

Mazlum Kobane Irak Kürdistanı’nda Barzanilere yakın bir kanal olan Rudaw’a 7 Kasım’da verdiği mülakatta şöyle konuştu: “Amerika, Rusya veya merkezi Şam hükümetiyle müzakerelerimizde Rojava’daki Kürt partiler de yer alsın istiyoruz. Suriye’deki Kürt siyasi partilere çağrımız birlik olmaları, Suriye Demokratik Güçleri’nin yanında yer almaları. Birlikte mücadele edelim ki bu safhadan başarıyla çıkalım.”

Raşid ise müstehzi bir ifadeyle “Mantık yürütecek olursak, Rojava yönetimi bugün hâlâ zarar görmeden ayakta olsaydı ‘yekrezi’ çağrısı yapmayacaklardı” dedi. “Rojava” Kürtçede Batı veya Suriye Kürdistanı anlamına geliyor, “yekrezi” ise birlik demek.

Marcus’a göre uzlaşma ihtimali düşük. Kürt Ulusal Konseyi ile PYD arasında daha önce konseye belli ölçüde yetki tanıyan üç anlaşma müzakere edildiğini ancak bunların başarısız olduğunu hatırlatan Marcus, “Bunda iki tarafın da payı var ancak esas mesele PYD’nin güç paylaşımından hoşlanmaması, konseyin de Rojava idaresinin meşruiyetini tanımak istememesi idi” dedi.

Aynı fikirde olan Khalifa, “YPG belli bir iktidar paylaşımını içeren bir teklif yapmaya istekli görünmüyor” dedi. 

Yeni görüşmeler için iki taraf da henüz bir tarih önermiş değil. Bu, iyi bir alâmet değil. Konseyin Türkiye’nin baskısına boyun eğerek görüşmelerden vazgeçtiğinin ya da PYD’nin Şam’ın taleplerine boyun eğerek aynısını yaptığının işareti olabilir. 

Sivil toplum aktivistine göre “Rejim, tanıdığı ve hızlıca anlaşma veya güvenlik düzenlemeleri yapabileceğine inandığı, sahada kontrolü olan silahlı bir grupla muhatap olmayı tercih ediyor.”

Ancak Kobane’nin hamlesi sadece karşıtlarıyla buzları eritmeye yönelik değil. Aynı zamanda Irak Kürdistanı yönetimiyle, özellikle konseyin başlıca hamisi olan güçlü Barzani ailesiyle ilişkileri yumuşatma hesabı var. Irak Kürdistanı’nda başkanlık koltuğunda Neçirvan Barzani oturuyor, başbakan olarak da baba tarafından kuzeni ve aynı zamanda kayınbiraderi olan Mesrur Barzani görev yapıyor. Kobane son aylarda en az bir kez Erbil’e giderek her ikisiyle görüştü. Al-Monitor’a konuşan SDG yetkililerine göre Kobane’nin amacı, temmuzda başbakan olarak göreve başlayan Mesrur Barzani’yi kutlamaktı. 

PYD ve müttefiklerinin 2012’de özerk idareyi kurmasından bu yana Barzaniler, Kürt Ulusal Konseyi’yle güç paylaşımına dönük bir düzenleme yapılmasını savunuyorlar. Bunda Barzanilerin Suriyeli Kürtler üzerinde nüfuz sahibi olma isteğinin de etkisi var. Uzlaşı girişimlerinin arkasındaki itici güç, o dönem Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkanlığını yürüten ve Suriyeli Kürtlerin büyük saygı duyduğu Molla Mustafa Barzani’nin oğlu olan Mesud Barzani oldu. Baba Barzani de 1970’lerde Suriye’deki Kürt grupların anlaşmazlıklarını çözmeye çalışmıştı. 

Ne var ki PYD ve YPG istikrarlı bir şekilde güçlerini pekiştirdiler ve Mesud Barzani’nin çabaları zamanında babasının girişimleri gibi sonuçsuz kaldı.

PYD’nin güçlenmesi birkaç etkene bağlıydı. PYD isyanın ilk günlerinde Esad’la saldırmazlık anlaşması yaparak rejim güçlerinin Sünni Arap isyancılarla savaşmak üzere başka yerlere kaydırılmasını, Kürtlerin de kendi kendilerini yönetmesini sağladı. Bir o kadar kritik bir adım da YPG’nin 2014 yılında İslam Devleti’ne karşı ABD’yle askeri ortaklık kurmasıydı. YPG bu sayede kontrol ettiği toprakları büyük ölçüde genişletti. 

Suriye’deki ABD varlığı dolayısıyla Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), Fişhabur sınır kapısından kuzeydoğu Suriye’ye insani yardım, ticari mal ve koalisyonun cihatçılarla mücadelesi için askeri malzeme geçişlerini kolaylaştırmak durumunda kaldı. Kobane ABD güçleri gittiğinde de bunun sürmesini sağlamak istiyor.

Öte yandan, PYD’nin rakiplerine üstünlük sağlaması 2011’de patlak veren Suriye savaşından çok önce olmuştu. Olayların bu arka planı ve karmaşık örgüt isimleri iyice anlaşılmadan Türkiye’nin harekâtını tetikleyen, Kobane’yi Ankara’nın hedef tahtasına oturtan dinamikleri anlamak mümkün değil.

PYD, Türkiye’de önce bağımsızlık, sonra da özerklik için silahlı mücadele yürüten PKK tarafından kuruldu. Esad’ın babası Hafız Esad, Türkiye’ye karşı koz olsun düşüncesiyle şu an hapiste olan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 1979’dan 1998’e kadar Suriye’de barınmasına izin verdi. Öcalan binlerce Suriyeli Kürt’ü kendi mücadelesine katma imkânı buldu. Bunlardan biri de Kobane idi. Kürt Ulusal Konseyi ile bağlantılı muhalefet partileri ise adeta ezildiler ve liderlerinin pek çoğu Avrupa’ya kaçtı. 

PKK’nın gördüğü misafirperverlik Türkiye’nin savaş tehdidinde bulunmasıyla 1998’de son buldu ve Şam Öcalan’ı Suriye’den ayrılmaya zorladı. Ankara’yla ilişkiler zaman içinde ısınırken Şam’ın Kürtlere yönelik baskısı arttı. Yüzlerce PKK’lı ve muhtelif başka Kürt siyasetçiler hapse atıldı.

Ancak Ağustos 2011’de, Türkiye tüm ağırlığını Beşar Esad’ı devirmek isteyen muhalif isyancılardan yana koymaya karar verince, işler yine tersine döndü. Kürt Ulusal Konseyi’ndeki başlıca partiler Esad’a karşı hiç savaşmadıkları halde Türkiye destekli muhalefete katıldılar. PYD konseyi Türkiye’nin kuklası olarak görüyor, Konsey ise PYD’yi PKK’nın maşası sayıyor. PKK’nın Öcalan’ın felsefesi uyarınca Kürt milliyetçiliğini reddetmesi, konseyin tabanına yabancı bir yaklaşım. 

Erbil’de bulunan konsey yetkilisi Bave Halepçe, konseyin Ankara’dan emir aldığı iddiasına tepkili. Halepçe, Türkiye’nin 2018’de Kürt ağırlıklı Afrin bölgesine düzenlediği operasyonu kastederek, “Afrin saldırıya uğradığında sessiz kalmadık. Bunun bir işgal olduğunu söyledik. Ve Türkiye’nin Barış Pınarı dediği harekâta biz Kan Pınarı Harekâtı diyoruz” dedi. 

Erbil’de aşçılık yaparak kıt kanaat geçinen Suriyeli Kürt mülteci Renas Huseyin Sabah, Türkiye’nin yaptıklarından dehşete düştüğünü, Kobane’nin barış çabalarını desteklediğini söyledi. “Bu adam iyi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Hristiyanları, diğer azınlıkları yönetime dâhil ediyor. Ancak kendisi PKK’nın kontrolünde” diyen Sabah, Kobane’nin PKK’dan uzaklaşması halinde konseyin güvenini kazanacağını düşünüyor.

Türkiye’nin YPG’ye karşı askeri harekâta girişmesinin resmi gerekçesi, YPG’nin PKK ile yakın ilişkileri. Türkiye’nin, YPG’yle ortaklığını sürdüren Washington’a duyduğu öfke de yine bu sebebe dayanıyor.

PYD’nin Kürt Ulusal Konseyi’yle güç paylaşımına ikna edilmesi, epeydir Türkiye’yi yatıştırabilecek bir yol olarak düşünülüyordu. Bunun için “Roj peşmergesi” olarak bilinen konseyin silahlı kanadının İslam Devleti’yle mücadeleye katılmak üzere Suriye’ye dönüşüne izin verilmesi gerekecekti. Mensupları çoğunlukla Irak Kürdistanı’ndaki 250 bini aşkın Suriyeli Kürt mülteciden oluşan Roj peşmergesi, KBY’de savunma bakanlığına tekabül eden Peşmerge Bakanlığı’nın emrinde faaliyet gösteriyor. 

Suriye dosyasında çalışmış eski bir Trump yönetimi yetkilisi Al-Monitor’a yaptığı açıklamada konsey ile YPG’yi işbirliğine teşvik ettiklerini ancak konseyin “artık esasen Türkiye’nin avucunda olduğunu” söyledi. 

ABD’nin YPG’yi bu plana ikna edememesi şaşırtıcı olmadı. Planın kendisi de zaten ABD önderliğindeki koalisyonun İslam Devleti’yle mücadeleye odaklandığı bir dönemde Kürtler arasında iç çatışmaya davetiye olarak görülüyordu. YPG, Roj peşmergesinin Suriye’ye girişini kırmızı çizgi ilan etti.

Suriye sınırındaki gözlem noktalarına göreve gitmek üzereyken rastladığımız bir grup Roj peşmergesi, otobüs beklerken sigara içip şakalaşıyordu. Mustafa Barzani’nin simasıyla süslenmiş armaları dikkat çekiyordu. Adını sadece İbrahim olarak veren bir Peşmerge şöyle konuştu: “Severek katıldım çünkü Molla Mustafa Barzani’yi seviyorum. Barzani gurur duyduğumuz, büyük bir isim. Ancak Peşmerge komutanlarının eğitiminden sonra sıkışmış hissediyorum. Bizim geleceğimiz yok. Arkadaşlarımızın çoğu Avrupa’ya gidiyor. (…) [Iraklı Kürt] Peşmergeleri büyük komutanlar olarak görüyor, onlara saygı duyuyoruz ama onlar bize tepeden bakıyor, daha aşağıda görüyorlar.”

Kendini sadece Yaser olarak tanıtan saçı jöleli genç adam da benzer görüşler dile getirerek, “Bu yapıda gelecek yok. Bizi savaşçı olarak değil mülteci olarak görüyorlar” dedi.

Roj peşmergesinin Erbil’deki kayıt bürosunun başında bulunan Faysal Ahmed ise belki farkında olmadan bu heyecan eksikliğine dair bazı ipuçları verdi. Al-Monitor’a konuşan Ahmed, “YPG’den ayrılıp bize katılan pek çok kişi var. Çatışmaya girmemek için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli Kürt komutana göre Biden yönetiminde Türkiye ile gerginlik azalabilir
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Kas 9, 2020
Türkiye, Kürtleri kardeş savaşına itiyor
Fehim Taştekin | | Kas 2, 2020
Suriye’deki Kürt meselesi: Rusya’nın çift kulvarlı yaklaşımı
Anton Mardasov | Kürtler ve Kürdistan | Eki 9, 2020
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
Esad güçleri ile ABD arasındaki çatışmalar Rusya’yı zorlayacak
Kirill Semenov | Suriye'de Rusya | Ağu 25, 2020

Recent Podcasts

Featured Video