Trump Suriye’de asker bırakma kararından tekrar cayar mı?

By
p
Article Summary
Ufak çaplı ABD birlikleri Suriye’ye ulaşırken, Trump yönetiminin bazı yetkilileri Başkan’ın Suriye’de asker bırakma kararından tekrar cayabileceği endişesi taşıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Amerikan konvoyları hafta sonunda Deyrizor’daki petrol sahalarına doğru ilerlerken, ABD yönetimi yetkilileri Başkan Donald Trump’ın Suriye’de asker bırakma kararından bir kez daha vazgeçebileceği endişesi taşıyorlardı. 

Üst düzey bir yetkili, Trump’ın kararından cayabileceğine dair Pentagon’da endişe var mı sorusuna “evet” cevabını verdi ve ekledi: “Cayabileceğine dair ciddi bir endişe var.”

Trump ABD güçlerinin Suriye’den çekilmesini bugüne kadar tam üç kez istedi: Birincisi Nisan 2018’de, ikincisi aynı yılın aralık ayında ve son olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ekimde yaptığı telefon görüşmesinde ki bu, Türk ordusunun kuzey Suriye’de Kürt kontrolündeki bölgelere girmesiyle sonuçlandı. Ancak askerleri tümden çekmek isteyen Trump’a rağmen savunma ve dışişleri bakanlıkları her seferinde ufak çaplı bir askeri varlığın kalmasını sağladılar. 

Trump’ın istikrarsız Suriye karnesi, yönetimdeki yetkililere Başkan’ın yine aceleci bir çekilme talimatı verebileceğini düşündürüyor. Çoğu ABD askeri çekildikten sonra tekrar Suriye’ye gönderilen 900 asker kalıcı olur mu? Üst düzey yetkili Trump’ın “bu düşüncede olmayabileceğini” söyledi. ABD’nin geriye asker bırakabileceği haberini ilk Al-Monitor muhabiri Amberin Zaman duyurmuştu. 

Trump’ın yine karar değiştirebileceği kaygısı sürerken, Güney Carolina’dan gönderilen bir Ulusal Muhafız birliği ekimin son günlerinde Suriye’ye zırhlı araçlarla ulaşan ilk birlik oldu. Yedek kuvvetlerden gelen bu birliğin, ekimde ön plana çıkarılan petrol sahalarına yönelik askeri tehditlerle ne kadar baş edebileceği uzmanlar tarafından sorgulanıyor. 

Al-Monitor’un ABD öncülüğündeki koalisyonun sözcüsünden aldığı bilgiye göre 3 Ekim’de bölgedeki bir Amerikan konvoyunun yakınına topçu mermileri isabet etti. Rusya Savunma Bakanlığı ateşin, Kobani yakınlarında, M-4 otoyolunda konuşlandırılan Türkiye destekli gruplar tarafından açıldığını bildirdi. Koalisyon bu ayrıntıları teyit etmedi. 

Bu olay, Türk topçu ateşinin ABD güçlerinin yakınına ulaştığı bir ay içindeki ikinci olay oldu ve Amerikan askerlerinin ne kadar güvende olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi. CNN’in 2 Ekim’deki haberine göre sahadaki durumun iyice karmaşık hâle geldiği bir ortamda petrol sahalarını korumakla görevli komutanlar, hangi muharebe talimatlarını veya hangi angajman kurallarını uygulayacaklarından emin değiller. 

Dış Politika Araştırma Enstitüsü Orta Doğu Programı Direktörü Aaron Stein komutanların durumunu şöyle değerlendirdi: “Başkan’ın yön vermesi diye bir şey yok. Bir nevi rüzgarda çırpınıyor gibiler. Muhtemelen daha fazla asker istiyorlardı ama başkan yine kararından cayar korkusuyla fazlasını isteyemiyorlar. Her şey Trump faktöründen kaynaklanıyor.”

Bu arada, Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Erdoğan’la 17 Ekim’de sağladığı ateşkes anlaşması da her an çökebilir. ABD yetkililerine göre Türkiye destekli gruplar anlaşmayı daha mürekkebi kurumadan ihlal etmeye başlamıştı. Kürt kontrolündeki Kobani’de, halk şimdi yeni bir saldırı korkusu yaşıyor.

Trump’ın Kongre’deki müttefiklerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Kobani’nin saldırıya uğraması hâlinde Türkiye’nin ABD’den daha da sert tepkiler göreceğini söyledi. Graham daha önce Türkiye’ye karşı ağır bir yaptırım tasarısı sunmuş ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Kobane’nin ABD’ye davet edilmesine destek vermişti. 2014 yılında İslam Devleti (İD) militanlarınca kuşatılan Kobani, Barack Obama yönetiminin Suriye’de hava saldırılarına onay verdiği ilk nokta olmuştu. 

Graham 31 Ekim’deki Twitter mesajında Kobani’ye saldırı olması halinde “ABD Kongresi-Türkiye ilişkilerinin tamamen kopacağını” söyledi. Güney Carolina’yı temsil eden Cumhuriyetçi Senatör, Ankara’ya daha sert yaptırımların uygulanmasını savunuyor. 

İD’e karşı ABD öncülüğünde kurulan koalisyonun şimdi boşaltılmış olan karargâhı da Kobani’de bulunuyor. Kobani’yle ilgili gerilim bir yana, ABD’nin SDG’yle ittifakı Türkiye’nin harekâtı nedeniyle zaten ciddi basınç altındaydı. Kürt önderliğindeki SDG, ABD’nin tutumunu defalarca ihanet olarak niteledi. 

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı ve Kongre’nin kararıyla kurulan Suriye Çalışma Grubu’nun üyesi olan Melissa Dalton’a göre “Türklerin sınırı geçmesi ve ABD güçlerinin çekilmeye başlamasıyla dönüşü olmayan bir noktaya gelindi. Her türlü ilişkinin özünde olan güven unsuru çöktü.” Suriye’deki ABD varlığına Trump’ın tekrar müdahale etmesini olası gören Dalton, “Trump, ABD’nin orada bulunması için zorlayıcı bir sebep kalmadığı konusunda net” dedi. 

Buna rağmen SDG ile ilişkiler devam ediyor. ABD yetkililerinin SDG’nin siyasi sorumlularından İlham Ahmed ile yaptıkları görüşmelerin ardından Washington’da bir anlaşma sağlandığı inancı oluştu. Buna göre SDG İD’le mücadeleyi sürdürecek, ABD ise buna karşılık El Ömer ve Deyrizor’daki petrol sahalarını korumak üzere doğu Suriye’de sınırlı sayıda asker bırakacaktı. Washington istihbarat alanındaki işbirliğini vurgulamıştı ve bu işbirliği sayesinde ekim sonunda İD lideri Ebu Bekir El Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan operasyon yapıldı. 

Ancak Ahmed ve başka bazı üst düzey Kürt yetkilileri bu yoruma alenen karşı çıktılar, SDG’nin İD’le mücadeleyi sürdürmesi için ABD’nin Türk harekâtını durdurması gerektiğini vurguladılar. Türkiye Suriye’nin derinliklerine inerken terörle mücadeleyi sürdürmenin zor olacağını Amerikan yetkilileri de kabul ediyor. 

Bahsi geçen üst düzey yetkili, “Pratikte böyle olabilir. NATO’nun ikinci büyük ordusu saldırırken İD’le mücadeleye odaklanamazlar” dedi. 

Türkiye Savunma Bakanlığı hafta sonunda Tel Abyad’da 10 kişinin ölümüne neden olan bombalı araç saldırısından Kürt Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) sorumlu tuttu. YPG’nin sorumluluğu teyit edilirse saldırı, Türk harekâtına karşı isyan taktiklerine geçildiğinin işareti olarak görülebilir. 

ABD petrol sahalarına asker konuşlandırmaya başlarken, uzmanlar Trump yönetiminin petrolü ne yapacağı sorusuna cevap arıyordu. Beşar Esad rejiminin gözü de uzun zamandır petroldeydi. SDG bağlantılı gruplar ise ABD’nin onayıyla petrol çıkarmak amacıyla Suriye’ye uygulanan genel yaptırımlardan muaf tutulmak için uzun zamandır uğraştıklarını ama sonuç alamadıklarını vurguluyorlar. 

Amerikan askerlerini zırhlı araçlar eşliğinde Rimelan’da bir petrol pompasında nöbet tutarken gösteren fotoğrafların sosyal medyada yayılması üzerine Washington Enstitüsü uzmanlarından Michael Knights 2003’te Irak’ta kitle imha silahı aranmasını anımsatarak şöyle yazdı: “Suriye’deki petrolü de bulamıyoruz sanki. Bu petrol de azıcık abartılmış olabilir mi mesela?”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Jack Detsch Al-Monitor’un Pentagon muhabiridir. Washington’da yaşayan ve savunma muhabiri gözüyle ABD-Orta Doğu ilişkilerini haberleştiren Detsch daha önce Passcode için siber güvenlik haberleri yazmış ve Christian Science Monitor’un Dijital Çağ’da Güvenlik ve Mahremiyet projesinde yer almıştır. Detsch Diplomat Magazine dergisinde editör yardımcılığının yanı sıra NPR’ın San Francisco’daki muhtelif kuruluşlarında da çalışmıştır. Twitter hesabı: @JackDetsch_ALM Email: jdetsch@al-monitor.com.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept