Rusya ve Orta Doğu

Rusya’dan Türkiye’ye 3 operasyon mesajı

By
p
Article Summary
Rusya Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine başlattığı harekâtın sonrasındaki uzun vadeli fırsatlara odaklanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump tahammül sınırları dışında bir adım atılması durumunda Türkiye ekonomisini “mahvedeceği” tehdidini savurduktan birkaç saat sonra Moskova’dan çok farklı tonda bir açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov 7 Ekim’de, ABD birliklerinin çekilmesiyle başlayan Türk harekâtını değerlendirirken “Türkiye’nin güvenliğini güvence altına alma hakkı var” dedi. Ancak bu koşullu bir destekti. 

Peskov şöyle konuştu: “Bize Amerikan birliklerinin çekileceğine dair bir bilgi verilmedi. Bildiğiniz gibi, daha önce de dünyanın muhtelif bölgelerinden çekilmelere dair açıklamalar yapıldı ancak bunlar gerçekleşmedi. Gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.” 

Sözcü, Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’nın Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği operasyonun ayrıntılarını Vladimir Putin ile görüştüğüne dair haberleri yalanladı ancak Rus ve Türk orduları ile istihbarat birimlerinin “yakın temas hâlinde” olduklarını söyledi.

Rusya, Türkiye’nin bu mücadelesinde kendisini ABD’ye kıyasla daha pragmatik, öngörülebilir ve “sorun çözücü” bir ortak olarak konumlandırıyor ve S-400’lerin satışı da bunun bir göstergesi. 

Rusya Türkiye gibi zorlu bir aktörle ilişkilerinden üç önemli tecrübe edinmiş durumda: Birincisi Türk güvenliği için hassasiyet ve önem teşkil eden konularda empati göstermek; ikincisi kırmızı çizgileri ve ileride olası işbirliği için fırsat pencerelerini net bir şekilde belirlemek; üçüncüsü de tutumu Ankara için önem taşıyan diğer tarafın, yani ABD’nin, yaptığı hataları Rusya için avantaja çevirmek. 

Kremlin sözcüsünün yaptığı açıklama da Rusya’nın Türkiye’ye yaklaşımının ABC’sini yansıtır nitelikte. Ancak Moskova metanetli duruşuna rağmen harekâtın, Rusya’nın geliştirdiği bir fikir olan Suriye Anayasa Komitesi başta olmak üzere bir dizi önemli projeyi baltalamasından da endişeli. 

Suriye’de “çözüm sürecinin önüne engel çıkarabilecek herhangi bir eylemden kaçınılması” önemli diyen Peskov da şu uyarıyı dile getirdi: “Farklı perspektiflerin ortaya çıktığını görüyoruz ve bunun uzun ve zorlu bir süreç olacağının farkındayız. Ancak nihayet Suriye Anayasa Komitesi kuruldu ve toplantı tarihleri belirlendikten sonra Suriye’deki barışçıl çözümü baltalayacak herhangi bir adımdan kaçınılması yaşamsal önem taşıyor” Öncelikli endişesi anayasa komitesinin akıbeti olan Rusya, Türkiye’ye harekâtın bu süreci aksatmaması gerektiği mesajını veriyor. 

Bir diğer uyarı da Rusya, Türkiye ve İran’ın “Astana’nın garantör devletleri” olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumayı taahhüt ettiklerini hatırlatması. Peskov bunu şöyle dile getirdi: “Kremlin Türkiye’nin Suriye’nin toprak ve siyasal bütünlüğünü koruma taahhüdüne ve eylemlerin ortak çıkış noktasının Suriye’nin toprak bütünlüğü olduğu mutabakatına sadık olduğunu biliyor. Türk muhataplarımızın her şeyden önce ve her durumda bu taahhüde bağlı kalacağına inanıyoruz.”

Peskov’un açıklamaları Rusya’nın kendini inandırma çabasının yanı sıra Türkiye’ye endişelerini duyurma amacı da taşıyor. Kremlin harekâtın Kürt ayrılıkçılığını körüklemesinden ya da yabancı bir gücün Suriye topraklarında uzun vadeli işgaline yol açmasından korkuyor. 

Rus ordusundan bir kaynak Al-Monitor’a şunları aktarıyor: “Türkiye şimdi Amerikalıların ‘güvenli bölge’ planıyla ortaklaşa yapmayı başaramadıkları şeyi tek başına yapmak istiyor. Bu, orada uzun süredir açmazda olan statükoyu değiştirebilir. Bölgeye yönelik kontrol mücadelesi uzun süredir bekleniyordu ve şimdi yüzleşme zamanı geldi. Ancak gözümüz üzerlerinde olmalı, çünkü Erdoğan başıboş bırakılırsa gereksiz tahribatlara yol açabilir.”

Peskov açıklamasında olası bir işgale karşı da Rusya’nın Suriye prensiplerinden birini hatırlattı: “Suriye’de gayrimeşru olarak bulunan tüm yabancı güçler ülkeyi terk etmeli.” Bu, Rusya’nın Türkiye’den beklentisini şöyle özetliyor: Güvenlik ihtiyaçlarını gider ama Suriye’de uzun vadeli bir askeri varlık bulundurma.

Bu beklenti, hem Kremlin’in kırmızı çizgisi hem de Moskova’nın daha büyük bir rol üstleneceği alana tekabül ediyor. Rusya hem Türkiye’nin askeri harekâtına izin vererek Washington, Ankara ve Kürtler arasındaki anlaşmazlığı avantaja çeviriyor hem de harekât akabinde Suriye hükümeti ve Kürtler ile Şam ve Ankara arasında çift yönlü bir arabuluculuk diplomasisi öngörüyor.

Putin’in Ankara’da düzenlenen son Astana zirvesinde yeniden gündeme getirdiği Adana Mutabakatı, bu şartlar altında daha da kullanışlı görünüyor. Mutabakatı ilk kez geçen yıl, Erdoğan ile Moskova’da gerçekleştirdiği görüşmede dile getiren Putin, o tarihten bu yana titizlikle konuyu gündemde tutuyor. Türkiye’nin harekatı bir şekilde bitecek ancak Rusya’ya göre fiiliyattaki süreci siyasi çözüm şekillendirmeli. Moskova da Ankara’nın Adana Mutabakatı’nı böylesi bir çözüme dayanak yapmasını istiyor ki, Rusya’nın Türkiye’ye verdiği üçüncü mesaj da bu oldu.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de eylülde Ankara’da düzenlenen Astana zirvesinde Adana Mutabakatı’nı destekleyerek “karşılıklı endişeleri gidermek ve acı bir dönemin bitişini başlatmak için iyi bir belge” olduğunu söylemişti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Irak Kürdistanı’ndan temsilcilerle 7 Eylül’de yaptığı görüşmede Kürt sorununa askeri yerine siyasi bir çözüm getirmenin mümkün olduğunu ama bunun ancak Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde bulunan toprakların Suriye hükümetine bırakılması koşuluyla gerçekleşebileceğini iletmişti.

Rusya’nın Türkiye’nin Suriye harekâtına bakışı Orta Doğu’ya yönelik genel felsefesiyle örtüşüyor: Nabza göre şerbet. Bu felsefe hâlihazırda meyvelerini veriyor ve bu sefer de işe yaraması oldukça muhtemel. 

Bu bölümlerde bulundu: Suriye'de Rusya

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept