Türkiye'nin Nabzı

Türk-Amerikan ilişkilerinde yalancı bahar

By
p
Article Summary
Türkiye’nin yaptırımlardan kaçamayacağı açıklamaları eşliğinde Amerikan Ticaret Bakanı Wilbur Ross, Türkiye’de beş gün mesai yaptı. Siyasi restleşmelerin ikili ticaretten ayrı tutulacağı algısı yaratıldı.

Son dönemde Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulmasından S-400 alımına kadar bir dizi restleşme yüzünden türbülansa giren Türk-Amerikan ilişkileri şaşırtmaya devam ediyor. ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in S-400 alımı nedeniyle Türkiye'ye yaptırım seçeneklerini incelediklerini açıkladığı sırada Ticaret Bakanı Wilbur Ross, Türkiye’de iktidar ve iş dünyasını heyecanlandıran temaslarını sürdürüyordu.

6 Eylül’de Türkiye’ye gelen Ross beş gün boyunca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve bakanlar dahil farklı düzeylerde görüşmeler yaptı. İş dünyasındaki farklı kurumların yanı sıra 43 Amerikalı ve 52 Türk firmasıyla bir araya geldi. Türkiye'de en uzun süre kalan Amerikalı bakan sıfatını kazanan Ross, ikili ticaret hacminin 20 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması hedefini teyit etti.

Ross’un temasları sırasında iki ülke arasında sektörel komiteler kurulmasına karar verildi. Tekstil, mobilya, mermer, otomotiv, otomotiv yan sanayi, mücevherat, sivil havacılık, çimento, kimya makina ve lojistik sektörlere odaklanması öngörüldü. Ross, Amerikalı şirketlere Çin yerine Türkiye’de yatırım yapma çağrısında da bulundu.

Bu ziyaretle ilgili bir dizi soru ortaya çıkıyor. Ortaya konulan hedefin rakamsal büyüklüğü Amerikan ekonomisi açısından çok mütevazi bir değer ifade etse de bu yakınlaşma, kırılgan bir ekonomiyle çöküşe giden Türkiye için anlamlı bir katkıya dönüşebilir mi? Bu paslaşma, siyasi gerilimleri öteleyebilir mi?

Türk firmaları, Çin ürünlerinin önünde vergi bariyeri yükselirken Amerikan ekonomisinde oluşacak ithalat potansiyeline umut bağlıyor. Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, "Özellikle Çin’e uygulanacak gümrük vergilerinden oluşacak ithalat potansiyelini Türkiye’den yapılacak ihracatın karşılaması son derece olası" diyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı İsmail Gülle ise eyaletler bazında yaptıkları kapsamlı bir çalışma sonucunda Amerikan pazarına 192 üründe ihracat potansiyelinin olduğunu tespit ettiklerini aktarıyor.

Ancak Ross ziyaretini tamamlarken ABD’nin ticaret hacminin 5 trilyon dolar olduğunu hatırlatıp gerçekçi bir tablo çizdi: “Hedef iki adet 50 milyar dolarlık parçadan oluşuyor. Biri Türkiye tarafında, diğeri ABD tarafından ihracat. Bu 50 milyar dolar, bizim ekonomimizin yüzde 1’ine eşit. (...) Hedefe ulaşmak için yapısal düzenlemeler gerekli. Türkiye'de küçük şirket çok, rekabet için büyük olmalısınız. (...) Türk şirketleri ABD pazarını bilmiyor.”

Bunun anlamı, ABD kendi ihracat hedefini tutturabilir ancak Türk firmalarının 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor. Türk tarafına göre tıkanmayı serbest ticaret anlaşması açabilir. Ama ufukta bu da yok. Ross gayet açık konuştu: “Ticaret anlaşmaları için müzakere etmek yıllar alır. (Trans-Pasifik Anlaşması’nın müzakereleri sekiz-10 yıl sürmüştü.) Çok kısa bir süre içinde olmasını bekleyemeyiz. Ve müzakere sürecine dahi başlamadık.”

Serbest ticaret anlaşması gündemde olmadığı gibi ithalatı zorlaştıran uygulamalar da sürüyor. Ross’u bir çalışma yemeğinde ağırlayan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na göre eğer 100 milyar dolarlık hedef tutturulacaksa bunun için önce atılması gereken adımlar var: İki ülke arasında serbest ticaret anlaşması veya tercihli ticaret anlaşması imzalanmalı. Türkiye, Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GSP) programına yeniden dahil edilmeli. Türkiye ek vergilerin kapsamı dışında tutulmalı. Makarna, çelik ve bazı ürünler üzerindeki antidamping uygulamaları sonlandırmalı. ABD müteahhitlik piyasası Türklere açılmalı.

Trump yönetimi 15 Mart 2018’de Türkiye’den ithal edilen çeliğe yüzde 25 ve alüminyuma yüzde 10 ilave vergi koymuştu. 13 Ağustos 2018’de ise çelikte diğer ülkelere uygulanan yüzde 25 ek vergi oranı Türkiye menşeli ürünler için yüzde 50’ye çıkarılmıştı. 21 Mayıs 2019’da yüzde 50 vergi tekrar yüzde 25’e çekildi. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’na (TEPAV) göre ek vergilerden en fazla Türkiye ve Rusya etkilendi. Türkiye’nin kaybı yaklaşık yüzde 45’i buldu.

Ayrıca Türkiye yeterince kalkındığı gerekçesiyle geçen mayısta GSP’den çıkarıldı. Bu program bazı Türk ürünlerinin ABD’ye vergisiz girmesini sağlıyordu. Türkiye’nin çelik ve alüminyuma ek vergilerden muaf tutulmaması ve 120 ülkenin yer aldığı GSP’den çıkarılması 100 milyar dolarlık ticaret hedefini peşinen baltalıyor. Ticaret alanında yakın çalışma iradesine karşın Türkiye’nin bariyerlerin indirilmesi talebi karşılık bulmuyor.

Al-Monitor’a konuşan Prof. Dr. İlhan Uzgel de ortaya konulan hedeflere temkinli yaklaşıyor: “Öncelikle serbest piyasa düzeninde devletlerin ticareti artırma kararı anlamlı değil. Sonuçta gümrükleri indirmek ve yatırımları teşvik etmek dışında devletlerin yapacağı fazla bir şey yok. Bu tür çabaların etkisi olur ama ticaret hacmini 20 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkartmak fazla iddialı. Bizim için önemli olan ticaret dengesidir. ABD 90 milyar dolar ihracat yapsa, biz 10 milyar dolar, bunun faydası ne olacak? ABD zaten Türkiye ticaretinde fazla veriyor. Amaç bunu değiştirmek olmalı. ABD çok sayıda ürüne gümrük vergisi uyguluyor. Bunların indirilmesi lazım. O zaman Türkiye’nin ihracatında artış olabilir.”

Uzgel, Ross’un Türkiye’ye yatırım çağrısıyla ilgili de “Çağrı tek başına yeterli değil. Trump yönetimi uzun süredir Amerikan şirketlerini ABD’de yatırım yapmaya çağırıyor. Burada yatırım koşulları ve pazar imkanları gibi kritik konular var. Evet, Çin yerine Türkiye’ye yatırımı destekleyebilirler ama işgücü ve ücretlerin çok daha düşük olduğu başka ülkeler var” diyor.

Uzgel, Türkiye ekonomisinin mevcut istikamette düze çıkamayacağını düşünüyor: “Katma değer yaratacak yatırımlara çok ihtiyaç var. Bu birkaç ABD’li şirketle olacak iş değil. Uzun vadeli ve kapsamlı sanayileşme programı olmadan ekonomide toparlanma zor.”

Peki, ticarette oluşan iyimserliğin siyasi alandaki gerilimlere faydası olur mu? Bu çerçevede Kongre’de yaptırımlar gündemde kalırken Trump, Çin’le ticaret savaşının tam ortasında ekonomik ilişkilere vurgu yaparak Türkiye’yi kayırabilir mi? Erdoğan, Trump’la özel diyaloğuna bel bağlıyor. Fakat Trump, Amerika'nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) çerçevesinde olası yaptırımları geciktirse de tamamen kurtarması zor gözüküyor. Zaten bu konuda açık bir taahhüt yok. Hatta Ross, Mnuchin'i̇n açıklaması sorulduğunda gayet net bir yanıt verdi: “Mnuchin'i̇n yaptırım açıklamasında yeni̇ bir şey yok. CAATSA kesin hükümler içerir.”

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ağustosta, Rusya'nın S-400 tesliminde ikinci etaba geçmesinin ardından, Trump'a yaptırım çağrısını yineledi. Trump’ın oyalama taktikleri, Kongre’de yaptırım cephesini daha da büyütebilir. ABD ilk adım olarak Türkiye'yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı. Bu, Ankara’da S-400’le ilgili ilk yaptırımın savunma alanıyla sınırlı kalacağına dair bir iyimserliğe yol açtı.

Uzgel ticari alandaki paslaşmanın S-400 ve Fırat’ın doğusu gibi siyasi-askeri uzlaşmazlıklara etkilerinin sınırlı olacağı kanaatinde: “ABD genelde kompartıman şeklinde çalışıyor. Mesela S-400 tepkisi yine silah alanında görüldü, F-35’ten çıkarıldı ama ticari yaptırım uygulanmadı. İran’a yaptırıma Türkiye hemen katıldı. Eğer uymasaydı o zaman ticari yaptırım gelecekti. Suriye ve Fırat’ın doğusuna ilişkin pazarlıklar yine o alanda yapılıyor. En azından ikili ilişkilerin dinamikleri şimdiye dek bu şekilde seyretti.”

İki ülke bir odada kavga edip öteki odada işbirliğini derinleştirecek kadar esnek ve pragmatik olduğunu göstermeye çalışıyor. 8 Eylül’de "Müttefikimiz terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde" diyerek ABD’ye çatan Erdoğan, ertesi gün Ross’u kabulünde “Dönemin en gözde yükselen ekonomilerinden birisiyiz. Ekonomimizin sunduğu tüm bu imkânlardan Amerikalı yatırımcıların da istifade etmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı.

Trump ile Erdoğan arasında birbirine hak verdiği kadar birbirini haklayan, tanımlanması zor bir sinerji var ve bu sayede kriz ağır çekim ayarında gelişiyor. Ancak Trump ceza ve ödül mekanizmalarına dayalı kompartıman stratejisini sonsuza kadar götüremeyebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: ekonomi ve ticaret

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept