Gulf Pulse

Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?

By
p
Article Summary
Trump yönetimi İran’ı giderek sıkıştırıyor ama İran’ın baş düşmanı Suudi Arabistan bölgedeki sarsılan ilişkileri nedeniyle ABD politikalarına destek toplamakta başarısız olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran üzerinde baskıyı artıran Donald Trump yönetimi, izlediği politikalara bölgesel destek sağlamak için İran’ın baş düşmanı ve ABD’nin uzun süreli müttefiki Suudi Arabistan’a bel bağlıyor. Ne var ki Riyad’ın Arap dünyasıyla yaşadığı gerilimler işleri zora sokabilir.

Suudi Arabistan’ın Arap komşularıyla ilişkileri, özellikle Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın fevri tutumları nedeniyle her zamankinden sıkıntılı. Pek az komşuyla yakın ilişkilerden söz edilebilir, pek çoğuyla ise perde arkasında gerilimler var. Bu durum, Trump yönetiminin bölgedeki politikaları için ciddi sonuçlar taşıyor.

Krallığın en yakın müttefikleri, Katar’a uygulanan ablukaya da katılan Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

Suudi Arabistan küçük bir ada devleti olan Bahreyn’i öteden beri fiili mandası altında görüyor. 2011 yılında Bahreyn’e Kral Fahd Köprüsü üzerinden asker göndererek Şii çoğunluğun gösterilerini bastıran Suudi Arabistan, Bahreyn üzerindeki tahakkümünü pekiştirdi. Askerler hâlâ adada.

BAE pek çok konuda Suudi Arabistan’la aynı politikaları güdüyor ama çoğu kez farklı stratejiler uyguluyor. Bunun en dikkat çekici örneği Yemen’deki savaş.

Katar-Suudi ilişkileri ise kısmen Vahhabiliğin farklı yorumlanması, kısmen de Doha’nın bağımsız politika yürütme kararlılığı nedeniyle uzun yıllardır gergin. İlişkiler bugün tarihinin en kötü noktasında ve ufukta uzlaşı ihtimali görünmüyor. Bunun sonucunda Körfez İşbirliği Konseyi işlevini büyük ölçüde yitirmiş durumda.

Umman’a gelince Veliaht Prens’in ne Yemen’deki savaşına ne de Katar ablukasına katıldı. Sultan Kabus sessiz kalsa da bölgedeki Suudi politikalarından, özellikle de İran’a yönelik sertlik siyasetinden hazzetmiyor. Umman İran’la ilişkileri yakınlaştırmayı tercih ediyor.

Kuveyt uzun zamandır müttefiki olan Suudi Arabistan’la resmiyette yakın fakat Prens Muhammed’in İran’a karşı sert, Kudüs konusunda ise yumuşak olmasından tedirgin oluyor. Kuveyt komşularıyla çatışmak değil geleneksel işbirliğini sürdürmek istiyor.

Arap Yarımadası’nın yoksul evladı Yemen ise Veliaht Prens’in pervasız politikalarının en büyük kurbanı. Suudilerin Yemen’de başlattığı savaşın neden olduğu kitlesel insani felaket, Yemen’de bir neslin zengin komşularından nefret etmesini sağlayacak. Bu arada savaş Suudilere bir servete mâl olurken, İran’ın kendi yandaşlarına desteği olukça maliyetsiz. Riyad füze saldırılarının tehdidi altındayken Tahran için böyle bir tehlike yok.

Maşrık bölgesinde diğer bir monarşi olan Ürdün, kendi sıhhati için Körfez yardımlarına muhtaç ancak açıkça dile getirmese de Suudi Veliaht Prensi’nden rahatsız. Suudilerin Ürdün’de iç siyasete karıştığına dair söylentilerin ardı arkası kesilmiyor. Kral II. Abdullah’a karşı komplolar kurduğu iddia edilen Ürdün istihbaratının başı mayıs başında görevden alındı. Kral Aralık 2017’de de Suudilerle fazla haşır neşir oldukları iddia edilen iki erkek kardeşini askeri görevlerden almıştı.

Ürdün-Suudi geriliminin özünde Kudüs var. Kral Abdullah, Trump’ın Kudüs’te İsrail kontrolünü pekiştirmeye dönük adımlarına şiddetle karşı çıkıyor ve Suudi Veliaht Prensi’nin hâlâ gizli tutulan “yüzyılın anlaşması” planında Trump’ın danışmanı Jared Kushner ile işbirliği yaptığına inanıyor. Ürdün’ün korkusu, kendisine ait olan Kudüs’teki kutsal İslami mekanları himaye rolünün, planlanan anlaşmayı desteklemesi karşılığında Suudilere verileceği yönünde.

BAE’den farklı olarak Suudi Arabistan, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a yönelik iade-i itibar girişimlerinde yer almıyor ve Esad’ı sert bir dille eleştirmeye devam ediyor. Riyad, Lübnan’ın İran ve Hizbullah’a sahip çıkmasına da tepkili. Prens Muhammed’in 2017 sonlarında Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi alıkoyması hafızalarda hâlâ taze.

Suudi dış politikasında Kral Selman döneminde yaşanan kayda değer tek olumlu değişiklik Irak bağlamında oldu. Irak’ın 1990’da Kuveyt’i işgalinden sonra Suudi Arabistan 25 yıl boyunca --Saddam Hüseyin’in devrilmesini izleyen yıllar dâhil– Irak’a mesafeli durdu. Selman ise Irak’ın farklı kesimleriyle, özellikle Şiilerle diyalog kurmaya, ticaret ve yatırımları teşvik etmeye çalıştı. Bağdat’a dünyanın en büyük futbol stadını yapma sözü verdi. Suudi Arabistan’ın bu girişimlerinin bir amacı Irak’taki İran nüfuzuna alternatif oluşturmak.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi Suudi Arabistan’ın yakın müttefikleri arasında. Çünkü Suudiler Sisi’nin iktidara gelmesine yardımcı oldular ve onu orada tutmak için milyarlar harcıyorlar. Libya’da Halife Hefter’i ve Hefter güçlerinin Trablus’u alma harekâtını destekleyen Mısır politikası, Suudilerce de benimsenmiş durumda. Sisi’nin Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan ettirmek için Washington’da yaptığı girişimler de Suudilerden onay alıyor.

Ancak Mısır halkı arasında Suudi Arabistan’a büyük tepki var, özellikle de Akabe Körfezi’nde yıllarca Mısır’ın elinde olan iki adanın Suudilere verilmesi nedeniyle. Yaygın kanıya göre adalar Suudi Arabistan’ın Sisi’ye sağladığı desteğin mükâfatı oldu.

Son dönemde Sudan ve Cezayir’de patlak veren halk hareketleri, Sudan’da Ömer El Beşir’in, Cezayir’de Abdülaziz Buteflika’nın devrilmesi, Riyad’ı derinden kaygılandırıyor. İki ülkedeki olaylar, Suudi kraliyet ailesinin Arap Baharı’ndan kaynaklı korkularını yeniden canlandırdı. Suudi Arabistan Sudan’da askeri yönetimi ayakta tutmak için BAE ile birlikte şimdiden 3 milyar dolar destek vadetmiş durumda. Cezayir’de ise Riyad’ın fazla etki gücü yok.

Fas’a gelince Kral VI. Muhammed geçtiğimiz aralık ayında çarpıcı bir harekette bulundu. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın planlı bir şekilde öldürülmesi üzerine Kral, Arjantin’deki G-20 toplantısından dönen Suudi Veliaht Prensi’nin ziyaretini kabul etmedi. Bu, Fas’tan örneği görülmemiş bir tokattı. Kral Selman da Fas’taki geleneksel tatillerini iki yıldır yapmıyor.

Suudi Arabistan Arap ve Müslüman dünyalarında liderlik iddiasını her zaman şevkle ortaya koydu ama bugün bu iddianın geçerliliği hiç olmadığı kadar zayıf. Suudilerin Türkiye’yle ilişkileri Kaşıkçı olayı nedeniyle hâlâ risk altında, Yemen savaşı ise Pakistan’la ilişkileri zedeliyor. Veliaht Prens kış aylarında Endonezya ve Malezya ziyaretlerini hiçbir açıklama yapmadan iptal etti, bu ülkelerle ilişkilere de gölge düşürdü.

Suudilerin Arap dünyasının dört bir yanında sallantıda olan ilişkileri, Trump yönetiminin politikaları için ciddi sonuçlar ifade ediyor. Her şeyden önce Riyad’ın İran’a karşı destek toplayamaması anlamına geliyor. Giderek kızışan ABD-İran çatışması Suudileri heyecanlandırıyor olabilir ama bu duygu bölgede yaygın şekilde paylaşılmıyor. Bu bağlamda Suudilerin özellikle Irak ve Pakistan’la ilişkileri bozulabilir. Her iki ülke Sünnilerin Şiilere baskı uygulamasından hazzetmiyor.

Kushner uzun zamandır beklenen barış planını Arap dünyasına kabul ettirmek için yanında hep Suudi bir yardımcı olsun istedi. Ancak Veliaht Prens’in bu planı kendi babasına ya da kraliyet ailesine kabul ettirip ettiremeyeceği bile belli değil. Veliaht Prens kendisini de bitirebilecek ciddi bir başarısızlık riskiyle karşı karşıya. Suudi Arabistan geri planda kalmayı seçerek anlaşmanın çöküşünü izleyebilir ama Kral Selman’ın geçmişte olduğu gibi Kudüs konusunda tepkilere öncülük etmesi de dışlanacak bir ihtimal değil.

Son olarak, Suudilerin Kaşıkçı cinayetindeki örtbas hikâyesi baştan beri dökülüyordu ama giderek daha gülünç bir hâl alıyor. Washington Post yazarının öldürülmesinde baş planlayıcı olduğu iddia edilen General Ahmed Assiri, akrabalarının verdiği bilgiye göre, hapiste yargılanmayı beklemiyor, Riyad’daki evinde rahat bir şekilde yaşıyor. Trump yönetimi ise ciddi ve kapsamlı soruşturma yalanlarına arka çıkmıştı. Suudiler Trump’ı enayi yerine koyuyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept