İran Astana öncesi Türkiye-Suriye uzlaşısı için devrede

İran Dışişleri Bakanı’nın Şam ve Ankara ziyaretleri Tahran’ın Suriye krizinin çözümüne ilişkin siyasi süreci hızlandırma çabalarına hız verdiğini gösteriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus muhatabı Sergey Lavrov ve İranlı muhatabı Muhammed Cevat Zarif ile Kazakistan’ın Astana kentinde düzenlenen Suriye zirvesinde, 16 Mart 2018 Photo by REUTERS/Mukhtar Kholdorbekov.
Hamidreza Azizi

Hamidreza Azizi

@HamidRezaAz

İşlenmiş konular

Suriye çatışması

Nis 18, 2019

İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif Suriye ziyaretinin hemen ardından, 17 Nisan’da, Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. İkili ilişkiler Zarif’in her iki ziyaretinin de önemli bir parçası olsa da zamanlama, hem Şam hem de Ankara’daki diplomasi maratonunun aslen Suriye krizinin çözümüne ilişkin uluslararası çabalara odaklandığını gösteriyor.

Zarif’in, İran, Türkiye ve Rusya’nın öncülüğündeki Astana görüşmelerinden sadece 10 gün önce gerçekleştirdiği bölge turu, İslam Cumhuriyeti’nin Astana görüşmelerinde yeni bir sıçrama için Suriye ile Türkiye arasında arabuluculuk yaptığı spekülasyonlarına yol açtı. Zarif de hem Şam hem de Ankara’daki görüşmelerinde Suriye krizine barışçıl bir çözüm bulma ihtiyacını üstüne basa basa vurguladı.

Zarif’in bölge turu sırasında yaptığı açıklamaların ayrıntıları Tahran’ın Suriye’deki siyasi süreci kolaylaştırma ve hızlandırma çabalarının üç temel ayağı olduğunu ortaya koyuyor. Bunların başında her şeyden önce İran’ın, Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulması için gösterdiği olağanüstü çaba geliyor. Bu komite Suriye’de yeni bir anayasanın hazırlanmasından sorumlu olacak. Aslında İran’ın, krizin başından bu yana benimsediği temel bir ilke vardı ve bu, Suriye’nin geleceğinin ve anayasasının her türlü dış müdahaleden azade olarak sadece Suriye halkı tarafından belirlenmesiydi. Ancak savaş kurbanı ülkedeki dengeler 2018’in ortalarında değişmeye başlayınca İslam Cumhuriyeti de anayasa komitesine destek vermeye başladı.

Zarif, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile düzenlenen ortak basın toplantısında bu konuya bir kez daha değinerek şöyle dedi: “Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile siyasi süreci Astana görüşmeleri ve anayasa komitesi çerçevesinde nasıl ilerletebileceğimiz konusunda son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Bu sürece Türk ve Rus muhataplarımızı da dahil etmeliyiz.”

Anayasa komitesi için Türk ve Rus yetkililerle olumlu görüşmeler yaptığını belirten Zarif şöyle devam etti: “Anayasa komitesinin kurulmasıyla ilgili iki temel meselenin çözülmesini umuyoruz: Komitenin kimlerden oluşacağı ve komitenin hangi kural ve ilkeleri temel alacağı.” Zarif Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmesinin içeriğini Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aktaracağını da sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar, Zarif’in bölge turunun asıl amacının Şam ve Ankara’nın Suriye’deki geçiş sürecine ilişkin beklentiler konusundaki mesajlarını birbirine iletmek olduğuna işaret ediyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı’nın Zarif’in Esad’dan Erdoğan’a bir mesaj ilettiği iddialarını reddettiğini de ekleyelim.

Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulmasının önündeki asıl engelin Esad Hükümeti’nin komiteye katılacak bazı isimlere vetosu olduğu düşünüldüğünde böylesi bir hedefin önemi daha da artıyor. Nitekim Zarif’in Şam’daki temasları sürerken BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Esad’ın komite için önerilen isimleri kabul etmeye ikna olduğunu ve komite üyelerinin 25-26 Nisan’daki Astana zirvesinde kesinleştirileceğini duyurdu.

Dolayısıyla Tahran’ın yeni yaklaşımının Esad’ın anayasa komitesi üyelerine ilişkin itirazını yumuşattığını söylemek yanlış olmaz. Bu, komitede Suriyeli muhaliflerin daha güçlü bir varlığa sahip olması gerektiğini savunan Türkiye için de olumlu bir adım olmalı.

Peki Tahran ve Şam bunun karşılığında Ankara’dan ne istedi? Bu soru İran’ın planlarının ikinci ve üçüncü ayağını gündeme getiriyor: İdlib’in kontrolünün Suriye Hükümeti’ne bırakılması ve Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna olası bir askeri operasyonunun engellenmesi.

Nitekim Zarif Şam’daki açıklamasında gazetecilere İdlib’deki duruma ilişkin “ciddi endişeler” olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Hem biz, hem Türkiye hem de Rusya İdlib’e ilişkin taahhütlerimize kesinlikle uymalıyız ve bunların en önemlisi terör örgütlerinin silahsızlandırılması ile İdlib’den çıkarılmasıdır.”

Bu sözlerin, Türkiye’nin eylül 2018’de Moskova ile vardığı ve terör örgütlerinin silahsızlandırılması ile İdlib’de “çatışmasız bölge” kurulmasını öngören mutabakata bir atıf olduğu aşikar. Akabinde İran tarafından da desteklenen mutabakatla hem Tahran hem de Moskova bölgenin kademeli olarak Suriye Hükümeti’nin kontrolüne devredilmesini amaçlıyor. Rusya bu konudaki taahhütlerini gerçekleştirmediği için zaman zaman Türkiye’yi eleştiriyor.

Fırat’ın doğusuna gelince, İran bu konuda hem bölgenin Suriye Hükümeti’nin hakimiyetine geçmesini hem de Türkiye’nin silahlı Kürt grupların varlığı ve faaliyetlerine ilişkin endişelerinin giderilmesini istiyor. Zarif Ankara’da şöyle konuştu: “Türkiye’deki dostlarımızın bu tehditler karşısındaki endişlerinin gayet iyi farkındayız. Bölge ülkelerinin güvenliğinin korunması için Türkiye sınırına Suriye ordusunun konuşlanması ve Suriye tarafından Türk Hükümeti’ne ya da halkına karşı hiçbir terör eyleminin yaşanmayacağı konusunda güvence verilmesi lâzım.” Türkiye, Suriye’nin doğusunda geniş bir araziyi kontrol eden ABD destekli Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) terör örgütü kabul ediyor. Türk yetkililer Kürt gruplarından doğan tehlike son ermezse yeni bir askeri operasyon daha düzenleyecekleri konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Dolayısıyla İran’ın bir taşla iki kuş öldürmeyi planladığı anlaşılıyor: Türkiye’nin yeni bir askeri operasyonla Suriye’de kontrol ettiği alanı daha da genişletmesini engellemek ve Esad Hükümeti’nin Suriye’nin doğu ve kuzeydoğu bölgelerindeki hakimiyetini yeniden tesis etmesine yardım ederek Amerikan nüfuzunu azaltmak.

Şimdi Tahran’ın Suriye’deki siyasi sürece ilişkin hedefleri konusnda Türkiye’yi ikna edip etmediğini görmek için Astana görüşmelerinin yeni turunu beklemek gerekiyor. İran bu amacına ulaştıysa Suriye yakın zamanda önemli askeri ve siyasi gelişmelere gebe olacaktır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020
Suriyeli Kürtler: Mahsul gaspı Türk yardımlarını gölgede bırakıyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | Haz 22, 2020
Sirte neden herkesin kırmızı çizgisi?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Haz 20, 2020
İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020