Türkiye'nin Nabzı

Ermeni toplumunda patrik sancısı

By
p
Article Summary
II. Mesrob’un ölümünün ardından gözler yeni Ermeni patriğinin seçileceği süreçte. Patriğin hasta yatağında olduğu 10 yılda Ermenilere patrik seçtirilmedi. Yeni seçime müdahale sinyalleri de şimdiden başladı.

1915 kıyımının ardından Türkiye’de 60 bin bakiye ile varlığını sürdüren Ermeniler, son dönemin en parlak dini lideri Patrik II. Mesrob Mutafyan’ı 8 Mart’ta kaybetti ve şimdi yeni patriğin seçimine yönelik olası müdahaleler yüzünden sancılı bir sürece giriyorlar.

Aslında bu, patriğin demans hastalığı yüzünden 10 yıl süren bir vedaydı. Yeni patriğin belirleneceği sürecin başlatılması için 40 günlük yasın bitmesi bekleniyor. Ermeni Patrikliği, 1915’in ağır yükü, cemaati kontrol etmeye çalışan devletin gölgesi, uyumlu çizgiye öfkelenen diaspora karşısında zor bir makam.

Ermeni yayıncı Rober Koptaş’ın tespitiyle devlet, 1915 öncesi parti ve sivil örgütleriyle dönüşüm geçiren Ermeni toplumunun bir azınlık cemaatine indirgenmesi ve yeniden toparlanmasının önlenmesi için patriklik makamını hep denetim altında tuttu. Haliyle Ermenilerin kendi ruhani liderlerini özgürce seçmesini olgunlukla karşılayan bir devlet tavrı yok. Sonucu kabul edip bakanlar kurulu kararıyla kisve ve asa kullanma yetkisi verse de seçim sürecinde hangi adayın “makbul” olduğunu göstermenin yollarını buluyor. Medyanın tehditkâr yayınları da devletin ne istediğini söylemenin bir yolu.

Devletle uyumu kendi kişisel bekâları için elzem gören nüfuz sahibi Ermeniler de “kaynağı belirsiz” uyarıları “Devlet şunu istiyor ya da şunu istemiyor” diye dile getirmekte beis görmüyorlar. Kimi iç kavgalarda devlet kullanışlı bir maske de olabiliyor.

Mutafyan’ın ilk kez aday olup çekildiği 1990’da ve 42 yaşında patrik seçildiği 1998’de de müdahale girişimleri olmuştu. Mutafyan, 83’üncü Patrik II. Karekin Kazancıyan öldüğünde üzerinde Ermenice “Konstantinopolis Patrikliği” yazılı bir çelenk gönderdiği için şimşekleri üzerine çekmişti. Patrikliğin tarihsel ismi Konstantinopolis Ermeni Patrikliği yani “Badriarkutyun Hayots Gosdantnubolso,” ancak devletin bu isme alerjisi büyük.

İyi eğitimli, dinamik, gençleri kiliseye çeken Mutafyan cesur demeçleri yüzünden “terör destekçisi,” “Ermeni milliyetçisi” ve “aktif militan” ilan edilmişti.

Fakat bu türden müdahaleler Ermenileri kendi iradelerine sahip çıkmaya itti. Koptaş’a göre “Bu, Ermeni toplumunun devlete kafa tutması anlamına geliyordu.” Seçim sonrası Ermeni toplumunu canlandıran bu yeni dönem devlet tarafından yakın markaja alınınca II. Mesrob 1998’de Fransa’nın soykırımı tanıma kararına karşı çıkmıştı.

II. Mesrob içinde bulunduğu sıkışmışlığı “Cemaat iki ateş arasında. Ermenistan, Ermeni diasporası ve Türkiye hükümetinin farklı farklı görüşleri var. Bu üç odak birbirini hedef aldığında, biz tam ortada kalıyoruz” sözleriyle ortaya koşmuştu.

Müdahaleler II. Mesrob hasta yatağındayken daha görünür hale geldi. Bir kesim, 1863 tarihli Ermeni Milleti Nizamnamesi gereği patrik iş göremez olduğundan yeni bir patrik seçilmesi gerektiğini söylüyordu. Buna karşın 2010’da İstanbul Valiliği’nden gelen bir yazı uyarınca Başepiskopos Aram Ateşyan, 48 saat içinde Patrik Genel Vekili oldu. Muhaliflere göre patrik seçiminin önünü kesmek için teamüllerde olmayan böyle bir makam icat edildi. Patriğin kendine bir vekil tayin etmesi teamüllere uygundu ama patriğin ölmesi ya da karar verecek durumda olmaması halinde seçim sürecinin başlatılması gerekiyordu.

Ateşyan’ı “kayyum” diye eleştirenlere göre devlet, Türkiye dışından seçime katılacak adayların siyasi tutumlarından emin olmadığı için güvendiği biriyle yola devam etmek istedi. Hükümetin gerekçesi ise “patrik ölmediği için seçim olmaz” şeklindeydi. Halbuki daha önce 83 patrikten 71’i henüz hayattayken seçilmişti.

Ermeni yazar Sevan Değirmenciyan bu tartışmayı Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “II. Mesrob’un hastalığında geri dönüş yoktu. Buna rağmen Ateşyan ve güç odakları hastalığın arkasına saklanıp ‘Biz mucizelere inanırız, patrik iyileşebilir’ diyerek devletin istediği oyunu oynadı. Ateşyan kisve, asa kullanma yetkisini alıp patrik gibi davrandı. Bu bazı çevrelerinin işine geldi.”

Tartışmalar üzerine 2017’de patrik seçimi sürecini yönetmesi için Ruhaniler Genel Meclisi, Almanya’dan Başepiskopos Karekin Bekçiyan’ı patrik kaymakamı seçti ama İstanbul Valiliği bu kararı tanımadı. Seçimin iptali kızgınlığı tırmandırdı. Bir konserde Ateşyan yuhalandı, sokaklara karikatürleri asıldı.

Artık vekillikle ilgili tartışma geride kaldı. Şimdi kaçınılmaz seçim vakti. Normalde patriğin ölümü üzerine bir kaymakam seçiliyor. Sonra Ruhaniler Genel Meclisi ve vakıf yönetimleri toplanıp bir seçim komisyonu oluşturuyor. Heyet valiliğe başvuruyor. Valilik talimatname gönderiyor. Bu, genelde 1961’deki patriklik seçim talimatnamesinin güncel hali oluyor.

Sonra kendisi ya da babası Türkiye’de doğmuş, 35 yaşını doldurmuş episkoposlara mektup gönderiliyor. Episkoposlar aday olup olmayacaklarını bildiriyor. Katılanlar arasında Ruhaniler Genel Meclisi beş kişilik liste oluşturuyor. Çok yaşlılar ya da devletin güvenine mazhar olamayanlar eleniyor. Seçim iki aşamalı: Önce 90 delegeden oluşan meclis seçiliyor, sonra delegeler kilisede adaylar için oy kullanıyor.

Türkiye’den Aram Ateşyan ve Sahak Maşalyan’ın yanı sıra Ermenistan’dan, Almanya’dan, ABD’den, Kudüs’ten, Avustralya’dan ve Brezilya’dan da adaylar var.

Değirmenciyan’a göre 40 günlük bekleme süresi yersiz: “Son iki seçimde patriğin 40’ı beklenmedi. Belli ki bir konsensüs oluşmuş. Ama güvensizlik o kadar büyük ki insan altında bir şey arıyor. Zaten süreç yavaş işliyor. Patriği seçene kadar eylül-ekim olur. Cemaat yoruldu, yıprandı. İnsanlar ümitsiz. Gerçekten seçim yapabilecek miyiz?”

Devletin Ateşyan’la ilişkileri çok iyi olsa da ismi çok yıpranmış durumda. Müdahaleci görüntüden kaçınmak isteyen devlet renk vermiyor ve mesajlarını medya üzerinden gönderiyor. Kilise de bu mesajları yakından takip ediyor.

İstihbarata yakın bir internet sitesinde yayımlanan iki yazı, devletin tercihlerine dair fikir veriyor. İlk yazıya göre Türkiye’nin rolünü azaltmak için Ermenilerin devletle ilişkisin düzenleyen 1863 nizamnamesini kaldırmak isteyen Bekçiyan’a sıcak bakılmıyor. Bekçiyan’ın AB destekli olması da sorun. Ermenistan’dan aday olan Sebuh Çulcuyan’ın seçilmesi ise Türkiye Ermenilerinin, Ermenistan ve Rusya’nın yörüngesine girmesiyle eş anlamlı.

İkinci yazı daha da çarpıcı ve ABD’li aday Khajag Barsamyan’ı hedef alıyor: “Kilikya Katalikosluğu, Atlantikçi ve Avrupacı çizgisinden şaşmış değil. Türk düşmanlıkları sürüyor. Diasporanın seçime müdahalesine devletin sessiz kalması söz konusu olmaz… Barsamyan seçilirse Atlantikçilerin zaferi olur. Geriye tek çözüm kalıyor, ‘yerli ve milli Ermeni’ Ateşyan.”

Aday listesi belki müdahaleye açık ama sonuçta Ermeniler oylarını kullanacak. Bunca tartışmadan sonra ortaya çıkacak irade beklemeye değer.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: istanbul, orthodox church, leadership, armenian genocide, turkey-armenia relations, patriarch, armenians, armenia

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept