Suriye'nin Nabzı

İD’den ayrılan kadın ve çocuklar El Hol kampına akın ediyor

By
p
Article Summary
Suriye’nin kuzeydoğusundaki El Hol kampı İslam Devleti “gelinleri” ve çocuklarının akınıyla kapasitesinin altı kat üstünde insana ev sahipliği yapıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

EL HOL, Suriye — Erzak yığının etrafında koşuşan kadınlar rüzgarda uçuşan siyah çarşaflarıyla bir kuzgun sürüsünü andırıyorlar. Gözlerindeki incecik açıklıktan milliyetleri ayırt edilebiliyor; dünyanın dört bir kıtasından kadın var, Afrikalılar, Asyalılar, Avrupalılar ve Araplar…

Milliyetlerine dair fikir veren bir diğer ipucu da çocukları. Suriye’nin kuzeydoğusundaki El Hol kampında yaşayan bu kadınlar, İslam Devleti savaşçılarının eşleri. Kimileri dul, kimileri birden fazla evlilik yapmış ve farklı milliyetlerden çocuklar doğurmuşlar. Şimdi tek başınalar.

Koyu çekik gözleri çarşafın içinden seçilebilen minyon bir kadın, sesi titreyerek şöyle diyor: “Kadınlar nüfus kağıdımı çaldı. Çocuklarım açlıktan ölecek. Çadırımız yok.” Kadın, bacaklarının dibindeki gür, kahverengi kirpikli, kiraz dudaklı kız çocuğunun yanı sıra yakarışını sürdürüyor: “Lütfen kamp yetkililerine durumumu anlatmama yardım edin ben onlarla nasıl konuşacağımı bilmiyorum.”

Eski Sovyet cumhuriyetlerinden Tacikistanlı bu kadın, 30 yaşındaki Mahina Muradaleva. İslam Devleti’nin kendisi gibi Tacik militanlarıyla iki ayrı evlilik yapan Muradaleva Al-Monitor’a Rus bir çevirmen aracılığıyla şöyle diyor: “İlki hava saldırılarında öldürüldü. İkincisi de ortadan kayboldu.”

Kürt gruplar öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) İslam Devleti’nin son sığınağı Bağuz’a karşı nihai kara harekâtına hazırlanırken İslam Devleti “gelinleri” diye tanınan kadınlar ve çocukları da Irak sınırındaki çöllük bölgede bulunan bu kampa akın ediyorlar.

El Hol Kampı Sözcüsü Nebil Hasan Al-Monitor’a şunları aktarıyor: “Üzerimizde inanılmaz bir baskı var. Daha bugün 75 Suriyeli, 13 Iraklı, 14 yabancı geldi.”

Kampın nüfusu bu hafta itibarıyla 67 bini bulmuş durumda, çoğu kadın ve çocuk. İslam Devleti’nden kaçan Iraklılar için nisan 2016’da kurulan kampın kapasitesi azami 10 bin kişi. Hasan’ın verdiği bilgilere göre kampta şu an Suriyeliler ve Iraklılar için beş ayrı blok, bir de yabancı İD aileleri için “transit uzantısı” bulunuyor.

Yeni gelen çocukların en büyük sağlık sorunlarının başında yüksek ateş ve dizanteri geliyor. Yetersiz beslenme de hem anneleri hem çocukları etkileyen ciddi bir sorun. SDG’nin Bağuz’u kuşattığı günlerden bu yana çoğu sadece haşlanmış yabani otlarla besleniyor.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) verilerine göre 14 Mart itibarıyla hayatını kaybedenlerin sayısı 120 ve yüzde 80’i beş yaşın altındaki çocuklar. Çocukların bazıları yolda bazıları da geldikten sonra hayatını kaybetmiş.

Dünya Sağlık Örgütü kampa şimdiye kadar havadan 65 tonluk tıbbi yardım ulaştırmış durumda ve himayesindeki mobil sağlık merkezlerinde her gün 1300 vakayla ilgileniliyor. Ancak OCHA’nın son açıklamasında bu “önemli yardım çabalarına” rağmen şu ifadelere yer veriliyor: “En acil ihtiyaçların başında barınma, sağlık, korunma (…) bilhassa da hijyen ve atık yönetimi-- ve eğitim geliyor.” Kampta okul çağına gelen yaklaşık 25 bin çocuk var.

Hasan da uluslararası desteğin yetersizliğinden şikayetçi: “Yapılanlar çok az. Bizim en büyük sorunumuz bu insanları beslemek.”

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt ağırlıklı yönetim de Hasan’ın bu şikayetlerini sık sık dile getiriyor. Ülkeleri tarafından kabul edilmeyen çok sayıda cihatçı esir ve ailesi hem güvenlik hem de mali bakımdan giderek büyüyen bir sorun haline geliyor.

Yönetimin kıdemli yetkililerinden Fevzi Yusuf Al-Monitor’a şöyle diyor: “Uluslararası toplum bizim için serçe parmağını bile kıpırdatmıyor. Biz kendi başımıza bu yükün altından nasıl kalkacağız? Önce İD’i yendik şimdi de bekliyorlar ki onları besleyelim, giydirelim.”

Kamp açıklanmayan güvenlik gerekçeleriyle 12 Mart’tan bu yana Batılı basın kuruluşlarına kapalı. Ancak kamp yönetiminin işleyişine vakıf Kürt kaynaklar kararın, Bangladeş kökenli İngiltere vatandaşı Şamima Begüm’ün başına gelenlerin uyandırdığı yankının ardından alındığını söylüyorlar. İngiltere makamları tarafından vatandaşlıktan çıkarılan Begüm, bu karardan kısa süre sonra üç haftalık bebeğini kaybetmişti. Begüm olanların ardından El Hol’dan Derik’teki Roj kampına gönderildi ve bu kamp da şu an basına kapalı.

Kararın bir diğer nedeni ise röportajlarda İslam Devleti’ni açıkça eleştirmekten çekinmeyenlerin daha radikal kadın esirlerden gördüğü şiddet olabilir. Bu kadınların gazabından payını almış pek çok gazeteci de var.

İsminin açıklanmasını istemeyen yerel bir gazeteci rehberi ise basından dert yanıyor: “Batılı gazetecilerin çok azı buradaki Filipinli, Endonezyalı, Afrikalılarla ilgileniyor. Tek dertleri kendi ülkelerinden insanları bulup sansasyonel haberler yazmak.” Kimileri ise karşısındakinin hükmünü vermiş bir savcı edasıyla röportaj yapıyormuş.

Hasan kamptaki kadınlar arasında şiddete karışan ya da “halifelik”te resmi görev üstlenen birileri olup olmadığı sorusunu yanıtsız bırakıyor.

Kadın ve çocukların kampa girişlerdeki üst aramalarını kapıda nöbet tutan ve ince plastik siyah coplar taşıyan kadın muhafızlar yapıyor. Önlerinden geçen küçük bir erkek çocuğu elindeki oyuncak tabancayla etrafa ateş açarak bağırıyor: “Dıkşın dıkşın.” Kumun içinde oynayan bir grup küçük çocuktan kahkahalar yükseliyor. Normalde insana neşe verecek kahkahalar burada vermiyor.

Muhtelif yaşlardaki daha büyük erkek çocukları ise sorumluluk sahibi bir edayla su ve erzak dolu metal arabalarını itmekle meşguller. Şimdi ailelerinin kadınlarından onlar sorumlu. Ancak sadece kendi aileleri için değil, El Hol’da yeni yeni filizlenen kayıt dışı piyasa koşullarında başkaları için de çalışıyorlar. Çadırların tanesinin 100 dolara satıldığı söyleniyor. Yakın akrabalarıyla birlikte daha büyük çadırlarda kalmayı tercih eden Iraklılar kendilerine verilen çadırları yeni gelenlere satarak nakit girdi sağlıyorlar.

Muradaleva da yaptığı Rus börekleri ve piroşkileri eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelen kadınlara satarak elde ettiği küçük kazançla geçiniyor. Şimdilik çocuklarını sadece pirinçle beslediğini, çünkü kampta dağıtılan yemeğe güvenmediğini söylüyor.

Türkiye’den Bingöllü bir Kürt olan Kibar Beyid de dört aydır beş çocuğuyla birlikte El Hol’da yaşıyor. Oğullarından beş yaşındaki Ahmet meraklı gözleriyle röportaj sırasında bizi izliyor. İnsanın aklına nasıl dehşetlere tanık olmuş olabileceği geliyor; kafa kesmeler, koalisyonun hava saldırıları?

Belirgin bir Kürtçe aksanıyla konuşan Beyid buraya, nisan 2016’da girdiği hapishaneden gönderildiğini anlatıyor. Kendisi ve eşi --ki eşinin hiç savaşmadığını, sadece eğitim aldığını iddia ediyor-- Suriyeli Kürt makamlarına teslim olmuşlar.

Halifeliğe 2016 yılının başında taşındıklarını anlatan Beyid, “Çünkü Türkiye’de çarşafımı serbestçe giyemiyordum. Kadınlar üstümden çekiyordu” diyor. Ancak 14 yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başörtüsü konusunda her türlü yasağı kaldırdığı düşünüldüğünde bu oldukça tuhaf bir iddia.

Hikayesi çelişkili ayrıntılarla dolu. Eşiyle birlikte taşındıkları Mayadin’deki hayatları “çok güzelmiş.” Peki niçin sadece üç ay sonra dönmeye karar verdiniz? “Hayal ettiğimiz gibi değildi” diye yanıtlıyor.

Beyid teslim oldukları sırada üzerindeki 4 bin 100 dolara SDG tarafından el konulduğunu, bu nedenle ihtiyaçlarını karşılamak için para karşılığı çamaşır yıkadığını söylüyor. Bir makine dolusu çamaşır karşılığında 500 Suriye Lirası (yaklaşık 0.50 dolar) kazanıyormuş: “Paramı niçin geri vermiyorlar anlamıyorum. Verseler başkalarının kirli çamaşırlarını yıkamak zorunda kalmam.” Peki kampta kalan başka Türkler de var mı? “Çok” diyor, kampta Türkiye’nin dört bir yanından pek çok Türk varmış. Kamp sözcüsü Hasan da bunu doğruluyor fakat Türkiyeli ailelerin sayısına ilişkin kesin bir rakam veremiyor.

Tunus’un Cerbe adasından bir Berberi olan 30 yaşındaki Khadija Bouznif de kampta “pek çok” Tunuslu olduğunu söylüyor. Kucağındaki çelimsiz bebeği göğsüne bastırırken göğe doğru yakarıyor: “Allahım biz burada ne olacağız? Ben köyümü, koyunumu, bahçemi geri istiyorum.” Eşi hapisteymiş.

Kampın tel örgülerindeki boşluklardan kaçan bir kadın kucağında bebeğiyle koşturuyor. Bebeğinin hasta olduğunu, acilen yardım gerektiğini söylüyor. Muhafızlardan biri yardımın geleceğini söyleyerek onu başından savıyor. Önümüzden Afrikalı ikizler geçiyor. Onlar da Bouznif ailesinden mi? “Hayır biz Faslıyız” diye bağırıyor bir tanesi.

Rus çevirmen Muradaleva’nın ricasını kampın kadın görevlilerinden birine iletiyor ve yetkiliden konuyla yarın ilgileneceğine dair söz alıyor. Tacik kadın ruhsuz bir sesle “Çok yorgunum. Çok, çok yorgunum” diyor. Şu an tek arzusunun “eve gidip annesinin koynunda kaybolmak” olduğunu anlatıyor. Kampa gelirken İslam Devleti’nin tüm kadınlarının “cezalandırılmayı hak ettiğini” söyleyen çevirmen ise gözleri dolu ayrılıyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: children, refugee camps, displacement, syrian kurds, militants, women in islam, isis, islamic state

Amberin Zaman is a senior correspondent reporting from the Middle East, North Africa and Europe exclusively for Al-Monitor. Zaman has been a columnist for Al-Monitor for the past five years, examining the politics of Turkey, Iraq and Syria and writing the daily Briefly Turkey newsletter.  Prior to Al-Monitor, Zaman covered Turkey, the Kurds and conflicts in the region for The Washington Post, The Daily Telegraph, The Los Angeles Times and the Voice of America. She served as The Economist's Turkey correspondent between 1999 and 2016, and has worked as a columnist for several Turkish language outlets. On Twitter: @amberinzaman

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept