İran'ın Nabzı

Çin’in büyük şirketleri de İran’ı terk ediyor

By
p
Article Summary
Amerikan yaptırımlarının etkisini olabildiğince hafifletmeye çalışan İran, yüzünü giderek Çin’e çeviriyor ama Çin de ABD’nin kırmızı çizgilerini aşmamaya özen gösteriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Çin halen İran’ın birinci ticaret ortağı, önde gelen petrol alıcısı, kritik teknoloji tedarikçisi, önemli bir siyasi müttefiki ve resmi adı Ortak Kapsamlı Eylem Planı (OKEP) olan nükleer anlaşmaya bağlılığını koruyan bir imzacı. Tüm bunlar, Çin’i İran'ın “Doğu’ya Bak” doktrininde giderek daha merkezi konuma getiriyor. İran, önemli bir dış politika stratejisi olan “Doğu’ya Bak” doktrinini ABD’nin mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra aktif bir şekilde uygulamaya başladı.

Üst düzey bir İran heyetinin geçtiğimiz günlerde Pekin’e yaptığı ziyaret, İran ekonomisi Amerikan yaptırımlarından ağır darbeler alırken Çin’e ne kadar bel bağlandığını gösteriyor. Heyette meclis başkanı, ekonomi, petrol ve dışişleri bakanları, Merkez Bankası başkanı ve kıdemli milletvekilleri vardı.

Görüşmelerde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, bölgesel ve küresel gelişmeler ne olursa olsun Pekin’in İran’la olan Kapsamlı Stratejik Ortaklığı’na bağlı kalacağı konusunda Meclis Başkanı Ali Laricani’ye güvence verdi. Çin’in İran heyetini, İran’ın başlıca bölgesel rakibi ve düşmanı Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi’nden önce ağırlaması da Çin’in Orta Doğu politikasında İran’ın konumuna ışık tutuyor.

Ancak fiiliyatta Çin-İran ilişkileri ikili değil daha çok üçlü ilişkiler şeklinde seyrediyor. Belirleyici üçüncü taraf rolünü sürdüren ABD, Çin-İran ilişkilerine fiilen yön veriyor. Pekin ve Tahran ABD’nin jeopolitik stratejileri karşısında işbirliği zemini bulmuş olsa da ABD’nin baskısı iki ülkenin ekonomik ilişkilerini zayıflatıyor. ABD’nin OKEP’ten çekilmesi ve Çin’le açık bir ticaret savaşına girmesiyle Tahran-Pekin ilişkilerindeki Amerikan etkisi daha da karmaşık bir hal aldı.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çıkmasından sonra İran Çin’in siyasi desteğini almayı başardı. Farklı seviyelerdeki Çinli yetkililer çeşitli vesilelerle OKEP’e sahip çıktılar, yaptırımların hukuksuz olduğunu söylediler ve İran’la güçlü ekonomik ilişkilerin süreceğini vurguladılar.

Ancak Çin ile İran arasındaki ticari ilişkileri Pekin hükümetinden ziyade Çin’in büyük şirketleri belirliyor. Avrupalı şirketler gibi Çinli şirketler de küresel değer zincirine katılmış durumda ve ABD kontrolündeki uluslararası finans sistemine uyuyorlar. ABD’nin şirketlere uygulayacağı cezaların ne kadar yıkıcı olabileceğini bilen Çin yönetimi, İran’la ticaretin etkilenmeden sürmesi için şirketlere özel bir baskı yapmadı.

Hal böyle olunca İran’dan ham petrol ithal eden Çinli alıcılar, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesini takip eden aylarda alımlarını yarı yarıya azaltarak günde 750 bin varilden 360 bin varile çektiler. ABD’nin baskısıyla yaşanan bir diğer olumsuz gelişme de enerji devi Çin Ulusal Petrol Şirketi’nin İran’daki Güney Pars doğal gaz sahasının 11’nci safhasına odaklanan devasa geliştirme projesindeki %80 hissesini askıya alması oldu. Çin Ulusal Petrol Şirketi, Fransız Total’in gidişiyle oluşan boşluk sayesinde projeden daha büyük bir pay kapmıştı. ABD, nükleer anlaşmadan çekildikten kısa süre sonra Total’e yaptırımlardan muafiyet tanımayı reddetmiş ve Total İran’daki faaliyetlerine son vermişti.

Çin’in İran’la yaptığı milyarlarca dolar değerindeki yatırım ve finansal alım anlaşmaları da tehlikede. İran’a yönelik yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle Çin’in teknoloji devi Huawei’ye karşı başlatılan hukuki baskılardan da görüldüğü gibi ABD’nin son dönemdeki güvenlikçi politikası da durumu iyice zorlaştırıyor. Huawei'nin finans müdürü Kanada tarafından iade edilmek üzere. ABD bu olayla diğer Çinli şirketlere emsal oluşturacak, onların gözünü korkutarak İran’la iş yapmaktan caydırmaya çalışacak.

Petrol dışı ticarette İran’ın Çin’den ithalatı çoğunlukla ara mal ve teknoloji hizmetlerinden oluşuyor ki bunlar İran sanayisinin tedarik zinciri için kritik önem taşıyor. ABD’nin OKEP’ten çekilmesini takip eden ilk 10 ayda sanayi sektörü yıllık bazda yüzde 15 oranında geriledi. Bu gerileme bir ölçüde bahsi geçen Çinli şirketlerin ABD’nin dayattığı uluslararası mali kısıtlamalarla uğraşmak istememesiyle izah edilebilir.

ABD’nin cezai yaptırımları İran’la Çin’in bankacılık ilişkilerini de zorlaştırıyor. İranlılarla faal şekilde çalışan tek Çin bankası olan Kunlun bugün hiç olmadığı kadar engebeli bir yolla karşı karşıya.

Daha geniş boyutlara bakıldığında İran’ın Çin’in iddialı Kuşak ve Yol Girişimi’ndeki ortaklığı da ABD yaptırımlarından etkileniyor. Çin ve Orta Asya’yı İran üzerinden Batı Asya’ya bağlayan ekonomik bir İpekyolu oluşturulmasını içeren bu devasa projenin, tamamlandığı zaman Çin’e muazzam ekonomik kazanımlar sağlaması bekleniyor. Ancak Amerikan yaptırımları bugün projenin kilit bir unsuruna karşı da yaptırım işlevi görüyor, cezalar İran’ın projedeki rolünü küçültmeyi hedefliyor. Dolayısıyla İran meclis başkanının Çin ziyaretindeki bir amacı da Kuşak ve Yol Girişimi’ni başarılı kılmakta Tahran’ın oynayabileceği role dikkat çekmekti.

Bu bağlamda şu tespiti yapmak önemli: İran-Çin ekonomik ilişkilerindeki son eğilime bakıldığında büyük şirketlerin İran’dan temelli çekildiği ya da işlerini ciddi oranda azalttığı ve ticaretin ağırlıkla küçük ve orta ölçekli işletmeler seviyesine indiği görülüyor.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra İran Çin’in desteğini sağlamakta nispeten başarılı olmuş olsa da Çinli şirketlerin benimsediği anlayış Avrupalı şirketlerin yaklaşımından pek farklı değil. Başka bir deyişle, yaptırımların İran’la iş yapanlar için oluşturduğu risk, Çinli şirketleri de projelerini terk etmeye veya muazzam ölçüde küçültemeye zorluyor.

Çin yönetimi yeni yaptırım döneminde de İran’ın ilk kez ağır yaptırımlara maruz kaldığı Mahmud Ahmedinejad döneminde (2005-2013) uyguladığı modeli sürdürüyor. Washington'u yaptırımlar konusunda kışkırtmamaya özen gösteren Çin, büyük şirketlerini İran’la iş yapmanın risklerinden uzak tutarak ikili ilişkilerin görece gevşemesini tercih ediyor. Dolayısıyla Amerikan yaptırımları devrede olduğu sürece İran’ın küçük ve orta ölçekli Çin şirketlerine umut bağlamaktan başka seçeneği görünmüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: ekonomi ve ticaret, Iran Deal

Mohsen Shariatinia is an assistant professor of regional studies at Shahid Beheshti University in Tehran. On Twitter: @m_shariatinia

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept