Endişeyle izlenen pozitif veriler, sevinçle karşılanan negatif göstergeler

Dış ticaret açığı, cari açık, enflasyon, emekli maaşları, asgari ücret, döviz kurları... Gerçekler neye işaret ediyor, gazete ve televizyonlardaki haberlere ne yansıyor?

al-monitor .

Oca 16, 2019

Türkiye’de ekonomik göstergelerin okunuş biçimi değişti! Rakamların yansıttığı mesajlarla kamuoyuna ulaştırılan haberler arasında taban tabana zıtlık var. “Durgunluk” sinyali veren bazı göstergeler “pozitif gelişme” olarak sunulurken yüksek enflasyon gibi negatif veriler müjdeye dönüştürülebiliyor. Olumsuz mesaj içeren ekonomik göstergelerin makyajlanarak “olumlu” bir haber gibi sunulmasında iktidara yakınlığıyla bilinen basın yayın organlarının rolü yüksek.

Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri enflasyon rakamlarında yaşandı. Geçen yıl tüketici fiyatları artışı yüzde 20.3’e ulaştı. 2017’deki yüzde 11.92’lik artış dikkate alındığında yaşam yüzde 70 pahalı hale geldi. 2018 yılı enflasyonu aynı zamanda son 16 yılın en yüksek fiyat artışına işaret ediyor.

Tüketici fiyatlarındaki artış 2003 yılında yüzde 18.4 düzeyindeydi. Daha sonraki yıllarda hiçbir zaman yüzde 20’nin üzerine çıkmamıştı. 

Ama hükümete yakın basın yayın organlarının büyük bölümü rakamların içerdiği bu mesajları yazmak yerine yüksek enflasyon haberini işçi, memur ve emeklilere yapılacak zamla ilişkilendirerek “müjde” diye sunmayı tercih etti. 

Oysa ürünlerdeki fiyat artışları dikkate alındığında zam oranı “müjde” sayılacak kadar yüksek değil. Dar gelirlileri doğrudan ilgilendiren “gıda ve alkolsüz içecekler” grubundaki artış yüzde 25.11’e ulaşmış durumda. Kuru soğanın fiyatı yüzde 184, salça yüzde 91, patates yüzde 75, karnabahar yüzde 67, pırasa yüzde 61, sivri biber yüzde 57, yeşil soğan yüzde 55, patlıcan yüzde 43, margarin yüzde 43, salatalık yüzde 36 arttı

Ama işçi, memur ve 13 milyon emekliye yüzde 20.3’lük fiyat artışı esas alınarak zam yapıldı. Bu süreçte öyle bir illüzyon oluşturuldu ki emekliler adeta “enflasyonun daha fazla artmasını” ister hale getirildi.

Son iki ayda enflasyonun negatif çıkması muhalif basın tarafından da “üzüntü” ile karşılandı! Bu yaklaşımda enflasyon rakamlarına yönelik güven bunalımı etkili oldu. Sözcü gazetesi kasım ayında enflasyonun yüzde 1.44 oranında gerilemesini “enflasyonun eksi çıkması milyonlarca memur ve emeklinin zam hayalini kursağında bıraktı” diye yazdı. Haberde yüzde 1.44 oranındaki geri çekilmenin işçi emeklisinin yıllık maaş zammında 332 lira, memurda 559 liralık kayba yol açtığı vurgulandı.

Emekliler enflasyon hesaplanırken dikkate alınan sepette kendilerinin tüketemediği çok sayıda ürün bulunmasından rahatsız. Emekli Selim Durmaz, fiyatı yüksek olduğu için pek çok emeklinin satın alamadığı baklava, sucuk, salam, sosis, tereyağı, alkollü içecekler ve bilgisayar ekipmanları gibi ürünlerin enflasyon sepetinde yer almasını eleştirerek “Emeklilerin hangi ürünleri tüketiyorsa onların fiyat artışına göre maaş zammı yapsınlar” dedi.

Emekli Namık Kemal Sönmez ise fiili durumu şöyle özetledi: “Ben 20 yıldır emekliyim. Giderek alım gücüm azalıyor. İyice yoksullaştık.”

Bir başka tartışma konusu asgari ücret. Hükümet, 2019 yılı için asgari ücreti 417 liralık artışla 2 bin 20 liraya yükseltti. Bu haber de iktidara yakın basın yayın organlarında “müjde” olarak sunuldu. Görüşmelere katılan işçi sendikası Türk-İş’in Başkanı Ergün Atalay bile “güzel bir zam yapıldığını” açıkladı.

Oysa muhalif Cumhuriyet gazetesi dolar cinsinden kıyaslama yaptı: Asgari ücret yüzde 26’lık zamma rağmen bir yılda 43 dolar gerilemişti.

Bir de dış ticaret ve cari açıkta iyi görünüp kötü sinyaller içeren göstergeler var: 2017 yılında 156.9 milyar dolarlık ihracat, 233.8 milyar dolarlık ithalat yapılmış ve 76.8 milyar dolar açık verilmişti. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 67.1 düzeyindeydi. 2018 yılında ihracat 168.1 milyar dolara yükselirken ithalat 223.1 milyar dolara geriledi. İthalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 75.3’e ulaştı. Dış ticaret açığındaki azalmanın etkisiyle cari açığın yıl sonunda 30 milyar doların altına inmesi bekleniyor.

Son dokuz yıla bakıldığında cari açıkta en büyük gerilemenin 2018 yılında gerçekleştiği görülüyor. Peki, bu rakamlar olumlu bir gelişmeye mi işaret ediyor?

Geçen yıllara kıyasla ciddi bir “dengelenme” olsa da aslında talebin daralmasından kaynaklanan “iyi görünümlü” veriler durgunluğa işaret ettiği için endişe yaratıyor.

Dövizdeki yükseliş ve iç talepteki daralmaya rağmen hala 55 milyar dolar gibi yüksek düzeyde bir dış ticaret açığı var. Ayrıca büyüyen değil, küçülen bir ekonomide cari açığın gerilemesi doğal bir sonuç.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Faik Öztrak, iktidar tarafından “başarı” olarak sunulan dış ticaret ve ödemeler dengesindeki tablonun iç açıcı olmadığını söyledi.

Öztrak Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “2018 yılında dış ticaret açığı 55 milyar dolara düştü. Fakat yatırım malı ithalatının yüzde 11.5, tüketim malı ithalatının ise yüzde 19.7 azaldığını görüyoruz. Bu tablo, kur şoku ve artan belirsizlik nedeniyle tüketicilerin ve yatırımcıların iştahını kaybettiğini, ekonominin ciddi bir şekilde daralmaya başladığını gösteriyor.”

Öztrak cari açıktaki düzelmenin içinde ciddi sıkıntılar barındırdığını belirterek şu bilgiyi verdi: “2018’in ilk 10 ayındaki cari açık 27.2 milyar dolar olmuş. Fakat bu açığı normal kanallardan finanse edememişiz. Aksine finans hesabından 10 ayda 6,5 milyar dolar çıkış var. Hem cari açığı hem finansman çıkışını kaynağı belirsiz para girişiyle ve hazırdan Merkez Bankası kasasındaki dövizleri eriterek kapatmışız. 2018 yılının ocak-ekim döneminde Türkiye’ye kaynağı belirsiz para girişi 18.4 milyar dolarla rekor kırmış. Diğer taraftan rezervlerimiz 15.2 milyar dolar azalmış.”

Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Ekonomiden Sorumlu eski Devlet Bakanı Ufuk Söylemez ise Türkiye’nin “U tipi” bir krizle karşı karşıya olduğunu ve bu krizden çıkmak için 12 ilâ 18 ay arasında süre gerektiğini öne sürdü.

Söylemez şöyle konuştu: “Siyasi iktidar gerekli tedbirleri almak yerine yerel seçim öncesinde ekonomik krizi derinleştirici popülist işler yapıyor. Vergi aflarını, teşvikleri, yardımları boca ediyor. Sorunlar öteleniyor. Reel sektörün borç krizi bankacılık sektörüne yükleniyor. Bu adımlar krizi derinleştiriyor. Türkiye’de 31 Mart’taki yerel seçimlerden sonra IMF’yle veya IMF’siz ağır bir kemer sıkma politikası kaçınılmaz görünüyor. Gecikilirse, reel sektör kaynaklı başlayan kriz finansal sektöre sıçrayabilir.”

Son olarak döviz kuruna bakalım. Geçen yıl gazetelere sık sık Türk Lirası’nın değer kazandığına ilişkin haberler yansıdı. Oysa 1 Ocak 2018’de 3 lira 77 kuruş olan dolar yılı 5 lira 27 kuruştan tamamladı. Yılın bütününde Türk Lirası yaklaşık yüzde 30 oranında değer kaybetmişti. Doların 7 lira 20 kuruşla zirve yaptığı 12 Ağustos akşamına göre bir toparlanmadan söz edilebilir ama o kayıptan kazançtı, gerçek bir değerlenme değil.

Recommended Articles

Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?
Kadri Gürsel | Basın özgürlüğü | Şub 11, 2020
AKP rejimi güvensizliği aşamıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Şub 6, 2020
Merkez Bankası'nda itibar kanaması
Mustafa Sönmez | Bankacılık ve Finans | Kas 12, 2019
Netanyahu’nun büyük pazarlığı: Dokunulmazlığa karşılık ilhak
Shlomi Eldar | Israeli elections | Eyl 4, 2019
Yabancı bankaların gözü çıkışta
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 27, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya’nın Suriyeleşmesi senaryosu kime ne diyor?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 29, 2020
al-monitor
COVID-19 salgınında hasat vakti: Virüs mü yoksulluk mu?
Sibel Hürtaş | | May 27, 2020
al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
al-monitor
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020