Rusya-Türkiye pazarlığında İdlib kilit olabilir

By
p
Article Summary
İdlib radikal isyancıların kontrolüne geçerken Moskova ve Ankara hem İdlib’de hem kuzey Suriye’deki seçeneklerini gözden geçiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye’de taşlar yerinden oynamaya devam ederken sahadaki oyuncuların her biri en avantajlı konuma geçmek için manevra yapıyor.

Terör örgütü sayılan Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) isimli isyancı ittifak, İdlib’deki gerilimi azaltma bölgesinin neredeyse tamamını kontrol altına aldı. Türkiye destekli Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (UKC) en büyük gruplarından biri olan Nureddin Zengi Tugayları (NZT), günler süren yoğun çatışmaların sonunda HTŞ tarafından hezimete uğratıldı. Bölgedeki diğer UKC grupları ise kayda değer bir direniş göstermeden 10 Ocak’ta HTŞ ile ateşkes imzaladılar. Anlaşma gereğince UKC bölgede kontrol ettiği tüm yerleri, HTŞ’nin sivil idare kanadı olan sözde Suriye Kurtuluş Hükümeti’ne bıraktı. Bu ılımlı muhalif gruplar daha sonra bölgeden çıkmak zorunda kaldılar ve Afrin’e çekildiler.

Türkiye’nin Afrin’deki “himaye bölgesine” gitmek istemeyen gruplar ise esasen HTŞ’ye tabi hale geldiler. Bu şartlar altında Rusya ve Türkiye’nin eylül ayında Soçi’de imzaladıkları gerilimi azaltma protokolünü sürdürmesi imkânsız görünüyor.

Ancak Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre anlaşmanın önünde aşılamayacak herhangi bir sorun yok. Bakan radikal grupların saldırılarını durdurmak için “gerekli tedbirleri” aldıklarını belirtti.

Moskova da Soçi protokolüne bağlı kaldığını tekrar etti ancak İdlib’deki durumdan rahatsız olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova 11 Ocak’taki basın toplantısında şu ifadeleri kullandı: “(İdlib’deki) ateşkes ihlallerinin çokluğundan ciddi endişe duyuyoruz. Geçtiğimiz yılın eylül ayından beri binden fazla ihlal olayı kayıtlara geçti.” Sözcü, ateşkesi yönetmenin önemli olduğunu ancak İdlib’deki gerilimi azaltma bölgesinin “binlerce terörist için sığınak” haline getirilmemesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Sözcüye göre gerilimi azaltma bölgesi “geçici” bir düzenleme olarak görülmeliydi.

Zaharova bu açıklamaları yaparken ılımlı muhalefet HTŞ’ye boyun eğmiş Afrin’e doğru çekiliyordu. Afrin, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı bir yapı olan Suriye Ulusal Ordusu’ndaki (SUO) Türkiye yanlısı grupların kontrolünde. Ankara merkezli Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda güvenlik analisti olan Ömer Özkızılcık 10 Ocak’taki Twitter paylaşımında Ahrar El Şam ve Sukur El Şam mensuplarından oluşan bin 700 kişilik ilk UKC konvoyunun bölgeden çıkmaya başladığını ve Türkiye’nin Afrin’deki “himaye bölgesine” gittiğini duyuruyordu.

Anımsatmak gerekir ki NZT ile Ahrar El Şam’ın ittifakından oluşan Suriye Kurtuluş Cephesi geçtiğimiz yılın şubat ve mart aylarında Türkiye’nin lojistik desteğiyle HTŞ’ye ciddi kayıplar verdirtmiş, pek çok kent ve kasaba dâhil geniş toprakları ele geçirmeyi başarmıştı. Türkiye’nin son UKC-HTŞ çatışmalarına da müdahil olması ve UKC’ye destek vermesi için İdlib’deki sivil toplum aktivistlerinden ısrarlı talepler geldiği ancak Türkiye’nin bunları göz ardı ettiği bildiriliyor.

Türkiye destekli SUO güçlerinin HTŞ’yle olan sınır hattında yoğunlaşması, görünen o ki şovdan ibaretmiş. UKC’ye kimse yardım etmedi. Destek eksikliği ve muhtemelen Ankara’dan UKC’yi seferber edecek talimatların gelmemesi, örgütlü bir direnişi imkânsız kıldı ve ılımlı muhalefetin çöküşünü getirdi.

Ankara ve Moskova’nın bu olanlara ılımlı tepkiler vermesi çeşitli spekülasyonlara yol açıyor. Tüm bu gelişmeler Rusya Devlet Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından önceden planlanmış olmayabilir ama iki ülkenin hedefleriyle çelişmiyordu. Dolayısıyla Türkiye müdahale etmedi, Rusya da görünürde kayıtsız kaldı ve Ankara’dan asayişi sağlaması için acilen harekete geçmesini istemedi.

Ankara için Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki Kürt grupların peşinden gitmenin İdlib’i geri almaktan daha önemli olduğuna dair pek çok gösterge var. Türkiye, ABD destekli bir Kürt-Arap ittifakı olan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) saldırmaya hazırlanıyor. SDG’nin Kürt bileşenlerinden Halk Savunma Birlikleri (YPG) Türkiye tarafından terör örgütü addediliyor.

Türkiye’nin önceliklerine bakıldığında İdlib Rusya’yla olası bir pazarlıkta Ankara için kritik bir koz haline gelebilir. Moskova ve Şam rejimi, ılımlı gruplar ayaklarına dolanmadan HTŞ’ye karşı harekât başlatmak istiyordu. Ilımlı gruplar artık yok.

Moskova, Ankara’nın yeni bazı Kürt bölgelerinde kontrol tesis etmesi için Şam’ın izin vermesini sağlayabilir. Ankara da buna karşılık İdlib’deki güçlerini çekerek Rusya ile rejimin buradaki militanlara operasyon yapmasının önünü açar, İdlib’i rejimin otoritesine iade eder ve gerilimi azaltma bölgesindeki yükümlülüklerden el çeker.

Muhtemelen Türkiye ABD’nin Suriye’den çekilme planlarını öğrenerek İdlib’i kontrol etme ve Soçi protokolünü uygulama isteğini kaybetti. O anda Türkiye için öncelik, Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak ve Menbiç’teki SDG güçlerini ekarte etmek haline geldi.

Bu arada Ankara’nın SDG güçlerine karşı harekete geçme niyeti, Türkiye’nin önemli bazı askeri isimleri tarafından eleştiriliyor. Al-Monitor’un 7 Ocak’ta aktardığı gibi bu subaylar, Türk ordusunun Suriye’de bugüne kadar savaştığı güçlerden çok daha ciddi güçlerle savaşmak zorunda kalacağını vurguluyorlar. Buna bağlı olarak da çatışmalara girecek asker sayısının ve dolayısıyla kayıpların artacağını, sonucun ise öngörülemez olduğunu söylüyorlar.

Bu açıdan düşünüldüğünde HTŞ ile İdlib’de süren çatışma ve Türkiye’nin burada önemli sayıda asker bulundurması, düşüncesiz bir güç konumlandırması olarak görülebilir. Öte yandan, ılımlı muhalefetin İdlib’den Halep’in kuzeyindeki “himaye bölgesine” çekilmesi, SDG’ye operasyon için buraya konuşlandırılan SUO mensuplarının sayısını iki katına çıkaracak, İdlib’de ihtiyaç duyulan Türk askerlerinin sayısını azaltacak ve bazı askeri yöneticilerin hükümete yönelik eleştirilerini kısmen püskürtecek. Ayrıca bu durum, Moskova’yla pek çok tartışmaya neden olan ılımlı muhalefeti radikal unsurlardan “ayırma” meselesini de hallediyor. Moskova ilk başlarda tüm muhalif güçlerin bölgeden çıkmasını istemiş, Türkiye ise destek verdiği ve destek aldığı daha ılımlı grupların kalmasını talep etmişti. Gelinen noktada radikaller şimdilik İdlib’de kalıyor, ılımlı muhalefet ise topluca Afrin bölgesine taşınıyor.

Mevcut durumda Rusya Türkiye’yle uyum içinde olmak istiyor ki İdlib tamamen teröristlerin kontrolünde olsa da en azından bölgede adım atılmasını bir süre geciktirsin. ABD çekilme takviminde bocaladığı için bu denge Ankara için kritik önemde. Erdoğan zamanlamayı doğru koordine edemezse hem İdlib’i kaybetme hem de bu kaybı kuzey Suriye’de başka yerleri alarak telafi edememe riskiyle karşı karşıya kalabilir. Ilımlı muhalefetin bölgeden gittiği, HTŞ’nin kendi kuklası olan Suriye Kurtuluş Hükümeti idaresinde kendinden menkul terörist bir devletçik oluşturduğu bir ortamda Rusya’nın HTŞ’ye taarruz etmek için ne kadar bekleyeceği belli değil.

Zaman Türkiye’nin lehine işlemiyor. HTŞ güçleniyor, Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki Kürtler ise Şam’dan destek almaya çalışıyor. ABD çekilme konusundaki kararını netleştirmeden Türkiye harekete geçemez.

Tüm bunlar Türkiye’yi tam tersini söylemeye itiyor: Her şeyin kontrol altında olduğu bildiriliyor, Çavuşoğlu’nun 10 Ocak’taki açıklamalarına benzer sert açıklamalar yapılıyor. Dışişleri Bakanı yeni bir Türk operasyonunun herhangi bir şekilde ABD güçlerinin durumuna bağlı olduğu yorumlarını reddetti.

Putin ve Erdoğan 23 Ocak’ta Rusya’da bir araya geliyor. İki liderin İdlib’in geleceğine odaklanması bekleniyor. Sonucun ne olacağını tahmin etmek zor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye çatışması

Kirill Semenov is an independent analyst with a yearslong record of professional study of political and military situations in the Middle East with a strong focus on conflicts in Syria, Yemen and Libya. He is also a non-resident expert of the Russian International Affairs Council.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept