Rusya ve Orta Doğu

Rusya’nın yeni Orta Doğu politikası: Tehdit değil fırsat odaklı

By
p
Article Summary
ABD’nin Suriye’den çekilme kararı Moskova’nın bölgede karşılaştığı bir dizi sorunu hafifletiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Moskova’nın Orta Doğu politikası, ABD Başkanı Donald Trump’ın aralık ayında yaptığı sürpriz Suriye açıklamasından önce de büyük bir dönüşüm içindeydi, ama Amerika’nın Suriye’den çekilme kararıyla dönüşümün çeperi daha da genişledi.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri 11 Ocak’ta Suriye’den çekilme sürecini başlattı. Pentagon Sözcüsü Albay Sean Ryan “Suriye’den gönüllü çekilme sürecinin başladığını” açıklarken “operasyonel güvenliğe dair kaygılar nedeniyle çekilme takvimi, lokasyonu ve birliklerin hareketleri” hakkında basına bilgi vermeyeceklerini belirtti. Bu açıklamanın ardından Haseke’de bulunan Rimelan üssündeki bazı Amerikan birliklerinin ülkeden ayrılmaya başladığına dair iddialar ortaya atıldı ama ABD Savunma Bakanlığı bu haberleri yalanlayarak üsten sadece teçhizatın çıkarıldığını, askerlerin çekilme sürecinin henüz başlamadığını duyurdu.

İran Dışişleri Bakanı’nın kıdemli danışmanlarından Hüseyin Caberi Ensari bu açıklamadan bir gün önce, 10 Ocak’ta, Moskova’ya iki günlük bir ziyaret gerçekleştirerek Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev, Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ve Dışişleri Bakanı yardımcıları Sergey Vershinin ile Mikhail Bogdanov ile görüşmüştü.

Görüşmelerde gündemin ana maddesi ABD sonrası Suriye’deki durum oldu. Ayrıca Irak, Libya, Sudan, Yemen ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in çabalarına destek gibi konular da ele alındı.

ABD’nin sürpriz çekilme açıklaması Suriye’de haftalardır süren belirsizliklere yol açmış durumda. Rusya ise çekilmenin fiiliyata nasıl yansıyacağını görmek için beklemede.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “ABD’nin Suriye’den çekilme süreci muhtelif etkilere açık bir süreç. Washington’da ABD’nin Suriye’deki varlığını sürdürmesi gerektiğini savunan etkin çevreler var. (...) Washington’ın dur durak bilmez küresel hakimiyet arayışı, her yerde olma hevesi ve meseleleri sadece kendi bildiği gibi çözme arzusu düşünüldüğünde ABD’nin Suriye’den topyekûn ve bir anda çekileceğini sanmıyorum.”

Moskova’daki pek çok uzman da ABD’nin Suriye-Irak sınırındaki İran etkinliğini frenlemek için ülkedeki askeri varlığını bir şekilde --özel kuvvetler, CIA uzmanları ya da askeri danışmanlar yoluyla-- sürdüreceğine inanıyor. Ancak Trump’ın kararı yine de siyasi bir realite olarak yorumlanıyor.

Siyasi açıdan, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile Dışişleri Bakanı Mike Pompeo arasında çekilme konusunda yaşanan anlaşmazlıklar Moskova’yı ve Orta Doğu’da menfaati olan tarafların çoğunu pek ilgilendirmiyor. Zira aktörler bir sonraki adımlarını ABD’nin artık bölgede varlık göstermeyeceği taahhüdüne binaen hesaplamaya başladılar bile.

Diplomatik açıdan ise çekilme, Moskova’nın rotasını değiştirmesini gerektirmiyor. Rusya üç temel hedefle 2018’de başlattığı girişimleri sürdürmeye devam edecektir. Bunlar, anayasa komisyonunun kurulması, mültecilerin ülkelerine dönüşü ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin yeniden meşruiyet kazanmasının ardından ülkenin yeniden imarı için gereken mali desteğin bulunması.

Rusya’nın bu hedeflerin birincisi için bölgesel düzeyde yeni BM Suriye Temsilcisi Geir Pedersen’in eşgüdümüne ihtiyacı var. Ayrıca yetkin muhalif gruplar ve yerel meclislerle olan temasın da artırılması lâzım. İkinci hedef ise en geniş sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerle, yani Türkiye, Ürdün ve Lübnan ile verimli bir iş birliğini gerektiriyor. Üçüncüsü hedef için ise çalınacak kapı muhtemelen Körfez monarşileri olacak.

Bu hedeflere ilişkin bölge dışındaki önemli aktörler Suriye’deki menfaatlerini korumak, dolayısıyla da masada yer almak isteyen Fransa, Almanya, muhtemelen İtalya ve siyasi bir aktör olarak Avrupa Birliği. Ancak Avrupalılarla iş birliği ayağının aksaması Moskova’nın girişimlerini akamete uğratmaz. Rusya Paris, Berlin, Brüksel olsun ya da olmasın süreci devam ettirecektir.

“ABD’den kalan boşluğu doldurma” konusunda İran ve Türkiye arasında süren görüşmeler, Astana formatının üç devletin aralarındaki sorunların çözümü ve kendi menfaatlerini kovalamak için en uygun mecra olduğunu kanıtladı. Moskova, Ankara ve Tahran arasındaki “mecburi aşk üçgeni”nin yılın ilerleyen günlerinde daha da kutuplaşması muhtemel. Ancak Türkiye de İran da Moskova için hem Suriye hem de diğer bölgesel konularda kilit müttefik olmayı sürdürecek. Rusya anlaşmazlıkların karşılıklı kabul edilebilir tavizlerle yumuşatılması için çalışmaya devam edecek.

2018’de Rusya’nın bölgedeki siyasi çizgisini şekillendiren iki önemli stratejik eğilim ortaya çıktı. Birincisi, Moskova Suriye’ye ilk müdahil olduğu zaman üç temel amacı vardı: Esad yönetimini güçlendirmek, terör örgütü addettiği unsurları bertaraf etmek ve Batı’nın Rusya’ya karşı o dönem yeni şekillenen yanlızlaştırma politikasını kırmak. Rusya’nın bu yaklaşımını “tehdit odaklı” diye tanımlamak mümkün. Ne var ki, üç yılı aşkın sürenin ardından Esad artık oldukça istikrarlı görünüyor hatta belki de Moskova’yı zaman zaman rahatsız edecek boyutlarda. Ne Rusya ne de Suriye için yaşamsal tehdit teşkil eden tek bir terör örgütü yok. Rusya’nın bölgesel aktörlerle ikili ilişkileri, hatta Avrupa devletleriyle temasları “yalnızlaştırma” iddiasını da açığa düşürdü.

Modern uluslararası siyasetteki akışkanlık işlerin çok hızlı bir şekilde değişebileceğini, tersine dönebileceğini gösteriyor, bilhassa da İslam Devleti birkaç yıl içinde 2.0 sürümüyle hortlarsa. Ancak Rusya en azından şu an tehdit odaklı Orta Doğu politikasını fırsat odaklı bir politikaya dönüştürmeye hazır görünüyor.

Yeni güç merkezi olma imajı Rusya’ya hem deniz aşırı bölgelerde at oynatma hem de bunu yaparken risklerden korunma olanağı sunuyor. Bu da Moskova’ya bölgedeki muhtelif alanlarda --güvenlik yönetimi, enerji, silah satışları veya tarım ihracatı gibi-- yeni kapılar açıyor.

Suriye’deki kriz ilk günlerinden bu yana üç farklı boyuta sahip: Uluslararası, bölgesel ve ulusal boyut. Krizin uluslararası boyutu Moskova’nın küresel güç olduğu iddiasını kanıtlama Washington’ın ise buna meydan okuma arayışı olarak cereyan ediyor. ABD bölgeyi terk etse de bu “süper güç” rekabeti başka mecralar ya da bölgelerde devam edecektir ama Suriye artık kayıp vaka. Rusya verilen onca emeğe rağmen ABD ile iş birliği olanağını, Washington da Moskova’nın küresel güç iddiasına meydan okuma şansını kaybetti.

Bölgesel düzeyde ise mücadele halen devam ediyor. Hatta dışarının, yani Batı’nın bölgesel aktörler üzerindeki ihtiyat etkisi azaldıkça mücadelenin belirli alanlarda daha da yoğunlaşacağı muhakkak. Nitekim odağın Suriye’den İran’a kayması Tahran yönetimini hedeflerinden saptıracak gibi görünmüyor.

Ulusal boyutta ise çetrefilli dinamikler söz konusu. Suriye’de Esad iktidarına karşı hâlen önemli bir muhalefet olsa da baştaki koşullar epey değişmiş durumda ve Esad’ın aldığı desteğin oranı muhaliflerin sahip olduğundan az değil. Bölgesel düzeyde husumetlerin artması ulusal düzeyde vekalet çatışmalarını tetikleyerek sadece cihatçı örgütlerin işine yarayacak bir ortam doğurur.

Mevcut durum, yeni rolünü ve imajını pekiştirmek isteyen Moskova’yı bölgenin diğer önemli sorunlarına da ihtiyatlı yatırımlar yapmaya sevk ediyor: Yemen konusunda sesini yükseltiyor, Libya’da birden fazla süreçte yer alıyor, Filistinliler arasındaki uzlaşı sürecine dahil oluyor ve daha da önemlisi bölgenin en uzlaşmaz anlaşmazlıklarına ilişkin yaklaşımlar geliştiriyor.

Ne var ki, Orta Doğu coğrafyası büyük bir kumarhaneye benzer. Şansınızın yaver gittiğini düşündüğünüz anda kazandığınız her şeyi yavaşça kaybedeceğiniz riskli bölgeye adım atarsınız. Moskova da kendi için yarattığı bu imkânları en iyi şekilde değerlendirebilmek için zafer sarhoşluğuna kapılmamalı. İlk imtihanı ABD’nin çekilme süreci olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye'de Rusya

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept