Yargıtay: Cemevleri ibadethanedir

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni kendilerine yönelik bir tehdit olarak gören Aleviler, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini laiklik mücadelesi olarak görüyor.

al-monitor .

Ara 11, 2018

Türkiye’deki Alevi toplumunun devletin Sünni çoğunluğa yönelik hizmetleri kendilerine de vermesine ilişkin taleplerinde önemli bir adım atıldı. Alevilerin devletin Sünnilerin ibadethaneleri olan camilerin elektrik parasını karşıladığı gibi kendi ibadethaneleri olan cemevlerinin elektrik paralarının ödenmesi amacıyla açtıkları dava kasım sonunda kabul edildi. Yargıtay cemevlerinin de elektrik paralarının ödenmesine karar verirken, cemevlerini de ibadethane olarak tanıdı.

Yargıtay’ın verdiği karar önemli ama yeni değil. Zira bu taleple açılan başka bir dava da 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) önüne gelmiş ve cemevlerinin giderlerinin de devlet tarafından karşılanması gerektiğini belirtilmişti. Ancak Türkiye, tarafı olduğu bu mahkemenin kararını uygulamadı.

Türkiye resmi olarak bu kararı uygulamadı ama Aleviler fiilen uyguladı. Nasıl mı? AİHM’deki dava sürecini başlatan Cem Vakfı Başkanı Prof. İzzettin Doğan Al-Monitor’a şöyle anlatıyor: “Karar üzerine Cem Vakfı olarak cemevlerine genelge gönderdik. Cem Vakfı olarak elektrik faturalarını ödemedik. Çünkü hem AİHM kararı hem de devletin yasalar gereği yurttaşlarına farklı muamele yapamayacağını söyledik. Epeyce borç birikti. Şirket elektrik borçlarını isteyince ‘Buyurun gelin cemevinin elektriğini kesin’ dedik. Onlar böyle bir şey yapacakları zaman Alevilerle karşı karşıya geleceklerini bildikleri için cesaret edemediler. Hâlâ elektrik faturalarını ödemiyoruz.”

Cemevlerindeki mevcut durum böyle. Peki cemevleri bu giderlerin ödenmesinin yasal bir zemine kavuşturulmasını neden istiyor? Çünkü Alevilere göre bu basit bir “gider-gelir” hesabı değil; talepler üzerinden başlatılan mücadele Alevilerin devlet tarafından tanınması, dahası bir laiklik mücadelesi.

İzzettin Doğan şöyle devam ediyor: “31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimlere kadar hükümet bu konuda üzerine düşenleri yapmazsa Türkiye daha ağır bir tablo ile karşılaşabilir. Yurttaşlar, kendi haklarını isteme noktasında birtakım hareketlerde bulunabilir. Hükümeti bu konuda da zaman zaman uyarıyoruz. Bu ülkede barışın hiçbir şekilde hangi nedenlerle olursa olsun bozulmasını istemiyoruz.”

Doğan’ın anlattıklarına göre Alevlerin verdiği bu mücadele, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik siyasi İslam eleştirilerine karşılık başlı başına bir laiklik mücadelesi anlamına da geliyor: “Cumhuriyet ilkelerinin yaşatılmasını istiyoruz. Aleviler kendilerini burada sorumlu hissediyor. Her tarafı camilerle dolduruyorlar. Camiler siyasi bir araç olarak kullanılmak isteniyor. Okullara dahi mescit yapılmak isteniyor. Bu çok tatsız sonuçlar doğuracak olan bir yaklaşımdır. Halkın yüzde 95’i laiklikten yanadır. Bugünkü siyasi iktidar bu tereddütleri uyandıracak faaliyetler içinde tekdüze bir İslam anlayışı ile hareket ediyor, bu da vatandaşları rahatsız ediyor.”

Böyle bir siyasi atmosfer içinde Yargıtay’ın verdiği “Cemevleri ibadethanedir” kararı, Aleviler için mutluluk verici. Doğan, “Türkiye’de hâlâ hâkimler var diyebiliyoruz bu karar sayesinde” derken kararın siyasi iktidar tarafından uygulanacağı konusunda umutsuz olduğunu vurguluyor. 

Alevilerin umutsuzluğu siyaset alanına da sirayet etmiş durumda. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Alevi Milletvekili Kemal Bülbül’ün tereddütleri de siyasi İslam temelli eleştirilerde yoğunlaşıyor.

Bülbül Al-Monitor’a şöyle diyor: “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde sadece bir ibadethane var, o da cami. Neden bir kilise, havra, cemevi bu külliye içine yapılmadı? Sadece bu görüntü bile tek dinciliğin göstergesidir.”

Aleviler giderek yükselen muhafazakâr politikalar karşısında yeni sistemi kendilerine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tezat açıklamaları da bu algıyı güçlendiriyor. 2013 yılında “tek ibadethane camidir” çıkışını yapan Erdoğan, 24 Haziran seçimleri öncesinde Alevilere, “Cemevlerine hukuki statü sağlayacağız” vaadinde bulunmuştu. Ancak aradan geçen altı ayda herhangi bir adım atılmadı.

Alevilere göre bu vaadin gerçekleştirilmesi sadece Alevilerin taleplerini karşılamakla kalmayacak, yeni yönetim sistemi de laiklik ve siyasal İslam arasındaki tercihini ortaya koymuş olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
Türk kanalları nefes alamıyor
Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
Türkiye ve Rusya Libya’da nerede çakışıyor?
Fehim Taştekin | Rus etkisi | Haz 8, 2020
Libya’nın Suriyeleşmesi senaryosu kime ne diyor?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 29, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
al-monitor
Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
al-monitor
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020