Gulf Pulse

Suudi Arabistan'ın yalnızlığı

By
p
Article Summary
Suudi Veliaht Prensi G-20’de aile fotoğrafına girmeyi başardı ancak ismi etrafı için halen tehlikeli bir kimyasal niteliğinde. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman bozulan itibarını düzeltmek için dünyanın dört bir yanını turluyor. Çabaları bazı despot liderler nezdinde sonuç verse de kutuplaştırıcı bir isim olarak Suudi Krallığı’nın itibarına gölge düşürdüğüne şüphe yok. Krallığın ABD ile 75 yıllık ortaklığı büyük bir baskı altında ve hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçilerden aldığı geleneksel desteği kaybetme riski ile karşı karşıya.

Veliaht Prens Arjantin’de düzenlenen G-20 Zirvesi’nde sadece Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından sempatik bir şekilde karşılandı. En büyük velinimeti ABD Başkanı Donald Trump, Veliaht Prens ile birebir görüşmeme kararı aldı. Ancak Prens Selman istediği fotoğraf imkânını buldu ve G-20 liderleriyle birlikte aynı karede yer almayı başardı. Fotoğraf, Krallık’ta yaşayan Suudileri her şeyin yolunda olduğunu ikna etmek için kullanılıyor.

Veliaht Prens Buenos Aires’ten dönüşte Suudi Arabistan’ın tarihi müttefiklerinden Fas’a geçti. Fas medyası Kral VI. Muhammed’i prensi kabul etmediği için alkışlarken, hükümeti de Selman’a randevu verdiği için topa tuttu. Suudiler Fas’taki İslamcı hareketin 1990’larda bastırılmasını desteklemişlerdi ve İslamcılar bu nedenle halen orduya eleştirel bakıyor.

Ardından Cezayir’e geçen prens, Cumhurbaşkanı Abdelaziz Bouteflika tarafından da kabul edilmedi. Cumhurbaşkanı’nın sağlam bir bahanesi de vardı: Sağlık sorunları. Selman’ın Ürdün'e gerçekleştirdiği ziyaret ise halihazırda eleştiri oklarının hedefinde.

Beyaz Saray, Suudi’lerin Amerika’nın yaşamsal bir müttefiki olduğu konusunda ısrarcı: Silah satışları için, ucuz petrol için ve İran’ı dengelemek için yaşamsal. Öte yandan, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı katledenler ile Veliaht Prens’in Riyad’daki makamı arasında cinayet günü yapılan görüşmelere dair yeni ayrıntıların ortaya çıkması Washington yönetimi üzerindeki baskıyı artırıyor. Veliaht Prens’in gazetecinin taammüden öldürülmesinde parmağı olduğuna olduğuna ilişkin güçlü kanıtlar her geçen gün daha da güçleniyor.

Hepsinden beteri Kaşıkçı cinayeti, dünyanın en büyük insani felaketinin yaşandığı Yemen’e karşı sürdürülen yıkıcı savaştan daha çok ilgi görüyor.

Müttefik Suudi Arabistan 1973’teki petrol ambargosunun ardından Washington tarafından ilk kez bu denli mercek altına alınmış durumda. Ancak İsrail’e yönelik siyasetin neden olduğu 1973’teki gerginliğin aksine bu kez mesele tek bir kişiden ibaret: Veliaht Prens. Zira 1970’lerde kimse Kral Faysal’ın tahttan inmesinden bahsetmemişti.

Suudi Arabistan tenkitçileri Riyad’daki yönetimin değişmesi gerektiğini savunuyorlar. Ancak bunu başarmak zor, hatta imkansız. Veliaht Prens’in fevriliği ve acımasızlığı yüzünden Krallığın ABD basını ve Kongre içindeki geleneksel müttefikleri Riyad’a sırtını dönmüş durumdalar. Bu tavrın değişmesi de zor görünüyor zira Prens Muhammed’in itibarını daha da lekeleyecek yeni bir hata yapması an meselesi.

Washington’daki iki taraf da Suudi Arabistan’ın tutumunu eleştirse de Demokratlar, Cumhuriyetçilere nazaran daha yekvücut bir tavır sergiliyorlar. Geçen hafta Yemen savaşına Amerikan desteğinin kesilmesini öngören savaş yetkileri yasasının oylamasında tüm Demokrat senatörler lehte oy kullandılar.

Cumhuriyetçiler ise muhalifler ile Başkan’a sadık olanlar arasında ikiye bölünmüş durumda. Bu siyasi bölünmüşlük sürerse ilişkilere de olumsuz yansımaları olur. Suudi Arabistan Amerikan kamuoyunda hiçbir zaman itibar görmese de iki partiden başkanlar da Riyad ile güçlü bağlar kurmanın öneminin daima farkındaydı. Ancak Muhammed tahta çıkarsa bu görüş birliği bitebilir.

Öte yandan tüm bunlar içinde iyiye yorulabilecek tek haber Yemen’den geldi: Yaralı Husilerin Umman’a geçişine izin verildi ve taraflar arasında esir takası müzakereleri yapılabileceği konuşuluyor. İsveç’te yapılması planlanan bu müzakereler gerçekleşirse, savaşın ve ambargonun bitirilmesi yönünde önemli bir adım atılır. Müzakere iki yıllık savaş için bir “ilk” olur. ABD de çabalarını Veliaht Prens’in örtbaslarını savunmaya değil müzakerelere yoğunlaştırmalı.

Suudi Hanedanı’nın, İstanbul’daki cinayetin halının altına süpürülüp süpürülmediğini ölçmek için Veliaht Prens ile yabancı liderler arasındaki her görüşmeyi dikkatle izlediği muhakkak. Ancak Suudi ulusal güvenliğinin son otuz yıldır en uzak ve önemli kalesinin elden gidip gitmediğini görmek için aslen Amerikan kamuoyunun nabzını tutmak gerekiyor. Krallık bugün Washington nezdinde yetenekli ve keskin zekalı bir büyükelçiye her zamankinden daha muhtaç ama maalesef Halit Bin Selman da tıpkı erkek kardeşi kadar tehlikeli bir isim.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept