Rusya ve Orta Doğu

ABD’nin Suriye’den çekilmesi Rusya’yla çatışma riskini artırıyor mu?

By
p
Article Summary
ABD’nin Suriye’den çekilme açıklaması Moskova’da ihtiyatla karşılandı. Trump’ın kararı siyasi ve güvenlikle ilgili zorluklar yaratabilir, ayrıca ABD’yle Rusya’nın kriz bölgelerinde sergilediği görece yapıcı yaklaşımın sonunu getirebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 20 Aralık’ta düzenlediği yılsonu basın toplantısında ABD’yle Rusya’nın Suriye’deki iş birliğini överek şaşırtıcı bir açıklama yaptı ve şu ifadeleri kullandı: “Tüm anlaşmazlıklara rağmen uzmanlarımız, askeri personelimiz, güvenlik birimleri ve dışişleri bakanlıklarımız Suriye’de terörle mücadelede ciddi meseleleri ele almak üzere oldukça yapıcı bir diyalog kurdular. Genel olarak iş birliğimizden memnunuz.”

Bu sözler tuhaf gelebilir zira iki ülkenin bir dizi meseleye yaklaşımları Suriye krizi boyunca dağlar kadar farklı oldu. Taraflar savaşta karşıt güçleri desteklediler ve çatışmadan umulan sonuç açısından en hafif deyimiyle farklı görüşte oldular. Nitekim Başkan Donald Trump Amerikalı askerlerin Suriye’den çekilmesi talimatını verdiğinde çoğu Amerikalı yorumcu buna yalnızca “sıfır toplamlı oyun” merceğinden baktılar ve ABD’nin Rusya’ya teslim olduğunu öne sürdüler. Hâl böyle olunca iki ülkenin İslam Devleti’ni yok etmek gibi ortak bir hedefi olduğu ve bunu gerçekleştirmekte müşterek bir başarı sağladıkları, örgütün her iki ülkeye tehdit oluşturmuş olmasına rağmen adeta göz ardı ediliyor. Bölgedeki jeopolitik çekişme asıl “büyük oyun” olarak görülüyor.

Peki, Rusya olup bitene nasıl bakıyor? Trump’ın ani açıklaması Kremlin’de bayram havası mı estiriyor? Rusya şimdi kendine ne gibi hedefler koyuyor? 2018’de alınan temel bazı sonuçlar neydi?

Moskova 2015’te Suriye’ye askeri müdahale kararı aldığında birkaç hedef belirlemişti. Üç yılı aşkın bir sürede bu hedeflerin neredeyse tümüne ulaşılmış durumda. Radikal İslamcılar bastırıldı. Cumhurbaşkanı Beşar Esad iktidarını korudu ve güçlendirdi. Rusya’nın bölgesel nüfuzu, küresel sahnedeki askeri ve siyasi etkisiyle beraber çarpıcı şekilde arttı. Ancak hedeflerden biri gerçekleşmedi: Suriye meselesi ABD-Rusya ajandasını büyütüp güçlendirmedi. İki ülkenin orduları arasındaki gönülsüz ama yapıcı etkileşim azalıyor, hatta belki artık gereksiz addediliyor.

Suriye Rusya için bir başarı simgesi hâline geldi. Bunu, operasyonu başlatan çoğu isim bile beklemiyordu. Nihai hedef net bir şekilde Suriye rejiminin korunması olarak belirlenirken sertlik ve esnekliğin dengeli birleşimi, askeri güç kullanımı, diplomatik dirayet ve siyasi manevralar sonuç verdi. Devam eden çatışmalara, aşırı gerilimli ortama ve savaşın muhtelif tarafları arasındaki son derece karışık ilişkilere rağmen Rusya planlarını uygulamaya devam ediyor.

Rusya başarısını bir ölçüde diğer paydaşların, özellikle ABD’nin tutarsız politikalarına borçlu. Burada, Trump dönemindeki politikanın bir önceki başkanın dönemine göre daha az tutarsız olduğunu not edelim. Neticede Washington Suriye’deki hedeflerini net bir şekilde belirleyemedi. İç sorunlarla uğraşan ve güce dayalı tesir etkisi yetersiz olan Avrupa devletleri ise bağımsız aktörler olarak Suriye’yi çok önce terk ettiler. Bunların bazıları, yeniden inşa süreci için Avrupa Birliği’nden mali destek sağlamaya çalışan Rusya sayesinde bugün yeniden oyuna dönmüş durumda. Nitekim geçtiğimiz sonbaharda Rusya, Türkiye, Almanya ve Fransa arasında görüşmeler yapıldı.

Bahsi geçen koşulların Rusya’nın işini kolaylaştırdığı doğru ama Suriye’deki başarının bu sayede sağlandığı söylenemez. Moskova 2018 yılında süreci kolayca rayından çıkarabilecek ve onu geriye atacak bir dizi zorluğun üstesinden geldi. Bunların bazıları şöyle sıralanabilir: Kimyasal silah kullanımına ilişkin krizler ve bunların askeri ve siyasi yansımaları, Türkiye’nin Afrin’e yönelik askeri operasyonu, İdlib’deki gerilim – ki büyük çaplı bir çatışmaya dönüşebilirdi – ve İsrail’in Suriye’deki hava operasyonu sonucu Suriye hava savunmasının yanlışlıkla bir Rus uçağını düşürmesi. Bunun yanında, ufak çaplı da olsa ciddi çatışmalar yaşandı, siyasi çözüm süreci duraksadı, bir yandan İran-Suudi Arabistan çekişmesi, diğer yandan İran-İsrail çatışması devam etti.

Tüm bunlar Rusya’yı rota değiştirecek kadar yıldırmadı. Astana formatının korunması kendi başına bir mucize. Zira bu süreç, genelde birbirlerine güvenmeyen ve pek çok açıdan farklı menfaatleri olan devletlerin iş birliğine tanıklık ediyor. Ancak Rusya-Türkiye-İran üçgeninde farklı bir ortaklık türü sergileniyor. Tarafları bir arada tutan şey ortak bir amaca ulaşma arzusu değil. Her biri kendi amacına ulaşmaya çalışıyor ama bunun ancak diğer ikisiyle mümkün olabileceğini görüyor.

Rusya’nın Suriye’deki başarısı Orta Doğu’da ortak duruşun oluşmasında köprü oldu. Bu başarı olmasaydı Rusya, Suudi Arabistan ve OPEC’le ticari ilişkiler geliştiremez ve bu sayede dünya petrol piyasasında kilit bir oyuncu olamazdı. Sovyetler Birliği bile bu alanda bu kadarını başaramamıştı.

Dahası Rus diplomasisinin Libya’da da dikkat çekici bir ilerleme sağladığı gözlemleniyor. Libya’daki pek çok aktör Moskova’nın desteğini almaya çalışıyor. Rusya’da da Libya’daki meselelere aktif şekilde müdahil olunmasını savunanlar var. Ancak böyle bir girişime mevcut imkânların yetmediği anlaşılıyor.

Belirtmek gerekir ki Trump’ın Amerikan birliklerini Suriye’den çekme açıklaması Moskova’da herhangi bir sevinç havası yaratmış değil.

İlk olarak, Putin’in deyimiyle “çekilme açıklaması” ile “askerlerin fiilen gidişi” her zaman aynı şey değil. Pek çok politika yapıcısına göre çekilme parametrelerine süreç esnasında ayar verilebilir ve bazı birlikler sahada kalabilir. Ayrıca ABD güçlerinin Irak’taki varlığı gerektiğinde operasyon yapılabileceği anlamına geliyor.

İkincisi, ABD’nin çekilmesi Rusya için yeni sorunlar yaratıyor. Kürt kontrolündeki bölgelerde bulunan ABD birlikleri, Türkiye’nin askeri operasyonlarına engel oluşturuyordu. Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeden Amerikan basınına sızan bilgilere bakılırsa ABD Başkanı Suriye’yi fiilen Türkiye’ye “devretmiş” durumda. Ankara şimdi Kürtlere yönelik kampanyasını sürdüreceğini söylüyor. Bu durum Esad’ın yetkisindeki topraklarda Türkiye’nin yeni hamleler yapması anlamına geliyor ki bu, iki taraf arasında zaten gergin olan durumu iyice alevlendirebilir. Ayrıca hassas Astana dengesinin yeni bir dayanıklılık testinden geçmesi gerekecek.

Üçüncü ve en ilginç boyut, Rus ve Amerikan askerlerinin birbirine çok yakın konuşlanması, gerekli ve kaçınılmaz olan iletişimi en azından askeri düzeyde sağlamıştı. Bu etkileşime iş birliği demek zor olsa da taraflar sorumluluklarını gayet ciddiye aldıklarını gösterdiler. Zira hem Amerikalı hem Rus komutanlar kazayla meydana gelebilecek ve kontrolden çıkabilecek çatışmalardan kaçınmak istiyordu. Şubatta Deyrizor yakınlarında yaşanan olay – ki hakkında daha fazla bilgi açıklanmalı – bu açıdan hiç kuşkusuz tehlikeli bir örnekti. Olaya, bir Rus özel askeri şirketine bağlı paralı askerlerin karıştığı iddia edildi. Taraflar, an azından kamuoyunun önünde bu sayfayı kapatmayı tercih ettiler.

ABD-Rusya ilişkilerinin mevcut durumuna bakıldığında Suriye, nispeten yapıcı etkileşimin neredeyse tek alanı oldu. Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi askerler siyasetçilere göre daha makul, daha pratik bir yaklaşım izleyebiliyor. Çarpışma riski ne kadar yüksekse askeri yöneticiler o kadar ihtiyatlı oluyor. Suriye hikâyesinin sona ermesiyle iki büyük gücün orduları Karadeniz ve Baltık Denizi’nde etkileşime devam edebilir. Ancak buralarda askeri bir kriz olmasa da siyasi hararetin olduğu düşünülürse daha riskli durumlar söz konusu.

ABD’yle Rusya arasında Suriye ilişkilerini bugüne kadar belirlemiş olan ve “kurala dayalı düşmanlık” olarak nitelenebilecek durumun ikili ilişkilerin adeta zirve noktası olması, doğal olarak üzücü ama gelinen nokta bu. Başka alanlarda böyle bir durum gözlenmezken düşmanlık daha kaotik ve dolayısıyla çok daha tehlikeli bir noktada.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Fyodor Lukyanov, Al-Monitor’da köşe yazarıdır. Russia in Global Affairs dergisinin editörü olan Lukyanov,   Dış Politika ve Savunma Konseyi'nin başkanı ve Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin üyesidir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept