Rusya ve Türkiye İdlib tıkanıklığını aşmaya çalışıyor

By
p
Article Summary
Rusya ve Türkiye İdlib mutabakatına bağlılıklarını açıklasa da bölgede yaşanan askeri gelişmeler iki tarafın da taahhütlerini yerine getirmesinin ne denli zor olduğunu ortaya koyuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te düzenlenen G-20 zirvesi marjında bir araya gelerek Suriye dosyasının en hassas konusunu ele aldılar: İdlib. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ertesi gün, 2 Aralık’ta Rossiya 1 TV kanalına iki liderin, İdlib’de silahsızlandırılmış bölge oluşturma sürecinde yaşanan sıkıntıların aşılması için ek önlemler almak konusunda anlaştıklarını açıkladı.

İki lider kapsamlı İdlib mutabakatını Rusya’nın Soçi kentinde 17 Eylül’de imzalamışlardı ancak mutabakatın hayata geçirilmesi için belirlenen mühlet çoktan geçti. Rusya destekli Suriye rejimi ile Türkiye destekli muhalif grupların arasında oluşturulan tampon bölgeye rağmen rejim ile Türkiye’nin 15 Ekim’e kadar bölgeden temizleme taahhüdünde bulunduğu radikal gruplar arasındaki çatışmalar sürüyor.

Lavrov Buenos Aires’te alınan kararları şöyle açıkladı: “Tampon bölge mutabakatını yerine getirmek için atılacak ek adımlarla eş anlı olarak, tüm taraflarca memnuniyetle karşılanan bu yaşamsal mutabakatın radikal örgütler tarafından sabote edilmemesi için ilave önlemler alınması konusunda anlaştılar. Türk meslektaşlarımızın etkin ve ısrarlı çabalarına rağmen radikal unsurlar henüz 20 kilometrelik bölgeyi tümüyle terk etmiş değil.”

Lavrov atılacak adımların ayrıntılarına girmedi. Erdoğan ise Putin’e yeni bir Suriye zirvesi önerisi getirerek şöyle konuştu: “İstanbul’da bu yakınlarda İdlib konusunda düzenlenen ve ilgili dört ülkenin katıldığı zirveden bahsetmek isterim. Bu zirvede, sorunun çözümü için atılması gereken adımları ele almıştık. Bu konuda bir zirve daha düzenlemenin doğru olacağını düşünüyorum”

Rus Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Türk muhatabı Hulusi Akar da 24 ve 25 Kasım tarihlerinde yaptıkları telefon görüşmelerinde İdlib meselesini ele aldılar. Şoygu iki bakanın 20 Kasım’da Soçi’de gerçekleşen yüz yüze görüşmeleri öncesinde, “Suriye’de ortaya çıkan yeni şartlar ivedi kararlar almayı ve bekleyen sorunları hızla ele almayı gerektiriyor” diyerek Türk muhatabını Rusya’ya davet ettiğini açıklamıştı.

Rusya ile Türkiye arasında hızlanan temaslar son haftalara kadar görece sakin olan tampon bölgedeki durumun giderek kötüleşmesinden kaynaklanıyor. Türkiye kısa süre önce Hama’nın kuzeyine, İdlib yakınlarına geniş bir askeri konvoy gönderdi. Bundan sadece birkaç gün sonra ise haftalardır Suriye’nin kuzeyinde görev yapan Suriye Arap Ordusu’na bağlı 5. Birlik’in İdlib’e konuşlandığı bildirildi.

Soçi mutabakatı için ciddi tehdit teşkil eden gelişmeler, Rusya ile Türkiye’yi de doğrudan içine çekecek yeni bir çatışmaya yol açabilir. Hem Erdoğan hem de Lavrov böyle bir senaryodan kaçınmaya çalıştıklarını ve siyasi bir çözüm istediklerini ısrarla vurguluyorlar.

İdlib’deki gerginlik kasım ayı başında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ılımlı muhalifler ve radikal İslamcı örgütler arasındaki karşılıklı provokasyonlarla tırmandı. Çatışmalar 24 Kasım’da doruğa ulaştı ve Rusya iki gün sonra terörist addettiği grupların tampon bölgedeki mevzilerine hava saldırıları düzenledi. Saldırılar Türkiye’nin de bilgisi dahilindeydi. Bölgedeki kargaşa ve çatışmalar bu hafta da sürdü.

Gerginliği, Türkiye’nin Heyet Tahrir El Şam’ı (HTŞ) daha önce belirlenen tarih olan ekim ayı içerisinde tampon bölgeden çıkaramamış olması tetikledi. Moskova’nın duruma ilişkin ilk tepkisi oldukça ihtiyatlı oldu ama Rus tarafının tampon bölge ve çevresinde giderek artan şiddet olaylarını görmezden gelmesi mümkün değil. Üstelik Moskova, Türkiye ve ılımlı muhaliflerin, radikal unsurları bölgeden çıkarmak için ellerinden geleni yaptıklarından da şüpheli.

Öte yandan Türkiye’nin durumu da oldukça anlaşılır. Zira mayıs ayında Türkiye’nin yardımıyla kurulan Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC) mevcut koşullarda, bilhassa da Esad yönetiminden yönelen tehdit bu kadar aşikârken, HTŞ’ye karşı askeri operasyon düzenlemeyi tamamen kabul edilemez görüyor.

Nitekim Şam’ın İdlib’deki ateşkesin sadece stratejik bir moladan ibaret olduğunu açıkça ilan ettiğini bildiren bir dizi kaynak var. Moskova da bu kapsamda çabalarını Şam’ı, İdlib’i diplomasi yoluyla almaya ikna etmeye yoğunlaştırmış durumda. Öte yandan olası bir İdlib operasyonu ve ABD ve müttefiklerinin buna cevaben Şam’ı “cezalandırma” planlarını önlemek için rejime yeni silahlar ve S-300 füzeleri göndermeyi de sürdürüyor.

Tüm bu gelişmeler, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in muhalefetin tüm ağır ve orta menzilli silahlarını aralık ayı itibarıyla teslim etmesi talebiyle de örtüşüyor ve bu, --tıpkı yazın Suriye’nin güneyinde de yaşananlar gibi-- düpedüz silahsızlanma ve teslim olma anlamına geliyor. Şam’daki siyasiler de zamalamanın yaşamsal önem taşıdığının farkında. ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarının hayata geçtiği bir ortamda Tahran’ın Esad rejimine askeri yardımlarını sürdürüp sürdüremeyeceği net değil.

Dahası Şam yönetimi, Moskova’nın İdlib meselesini şiddet kullanmadan çözmek için Washington ve Ankara ile anlaşmasından da korkuyor. Dolayısıyla Şam İdlib’e saldırmak için sabırsızlanıyor.

Tampon bölgenin yakınlarına konuşlandırılan Türk birliklerinin Şam’ın askeri planlarını zora soktuğu muhakkak ancak muhaliflere karşı olası bir saldırıyı önleyeceği garanti değil. Nitekim Şam da Türk güçlerinin İdlib’de konuşlanmasının askeri müdahale olasılığını ortadan kaldırmadığını açıkladı. Ancak ateşkesin daha da bozulması durumda Ankara’nın bu birlikleri nasıl kullanacağı bilinmiyor.

Muhaliflere gelince, muhalifler HTŞ’ye yönelik topyekûn bir harekâtın --tüm çabaların radikal unsurlara yoğunlaştığı bir anda-- Esad’a İdlib’e kolayca saldırı olanağı tanıdığının farkındalar. Suriye Kurtuluş Cephesi’nin şubat ve mart aylarında HTŞ’ye karşı gerçekleştirdiği operasyonların başarılı olmasının sebebi rejimin büyük ölçüde Şam kırsalında bulunan doğu Guta’daki kuşatma ile meşgul olmasıydı.

Doğu Guta’daki çatışmalar sürerken rejimin İdlib’e saldırı ihtimali düşüktü. Bu da muhaliflerin, HTŞ’ye odaklanmalarına olanak sağlamıştı. Ancak şu an böylesi bir ortam söz konusu değil.

Rus ve Türk orduları artık Soçi mutabakatını hayata geçirmek için yeni bir yol haritası oluşturmak zorundalar. Rejimin olası bir İdlib operasyonu Moskova’nın çıkarına değil zira bu, Rusya ile Türkiye arasında hızla ilerleyen ilişkilere darbe vurabilir, hatta derin bir anlaşmazlığa yol açabilir. Ne var ki Rusya’nın, HTŞ ile Esad arasında olası bir topyekûn savaş ihtimaline kayıtsız kalması da mümkün değil, ki böyle bir senaryo Türkiye’den de net bir tepki gerektirir.

Ankara HTŞ üzerindeki etkinliğini kullanarak örgütün rejim güçlerine karşı büyük çaplı bir saldırı düzenlemesini önleyebilecek olsa da Esad rejimini tali provokasyonlardan koruyamaz ve mevcut şartlar altında ılımlı muhalefeti HTŞ’ye karşı bir operasyona ikna edemez.

Aynı şekilde, Rusya da Türkiye’ye rejimin provokasyonlarını durduracağı garantisini veremez. Ancak Soçi mutabakatının korunması için bazı karşılıklı garantilerin verilmesi de elzem: Rusya’nın provokasyonlar karşısında geniş çaplı bir rejim harekâtını engellemesi ve Türkiye’nin radikal örgütlerin İdlib’deki varlığına son vermek için taahhüt ettiği adımları yerine getirmesi gibi. Benzer şekilde bazı taahhütler için belirlenen mühletler de daha gerçekçi olmak açısından azami birkaç aylığına uzatılmalı.

Türk liderler ve Suriyeli muhalifler başıbozuk savaş ağalarının ortaya çıkardığı kaos ve kargaşayı bastırmaktaki yeteneklerini kanıtlamış durumdalar. Özgür Suriye Ordusu’na itaat etmeyen her türlü grup ve çeteyi ortadan kaldırmak için başarılı bir operasyon yürütülüyor.

Bu gelişmeler HTŞ’yi de zor bir zamanda yakaladı. Diğer muhalifler tarafından tamamen dışlanan örgüt ciddi mali sıkıntılardan muzdarip. Bu nedenle de aşırı “vergilendirme,” bölgeden kaçan Hristiyanların mallarına el koyma, hatta fidye için sivil kaçırma gibi tepki çeken yöntemlere başvuruyor. Ancak bu adımların toplumsal protestoları ve beraberinde yeni kısıtlamaları getireceği dolayısıyla da cihatçı örgütle halk arasında halihazırda büyüyen uçurumu daha da derinleştireceği muhakkak.

Gelinen noktada zaman HTŞ’nin aleyhine işliyor: İdlib’e karşı olası bir saldırı olmasa bile Türkiye’nin halihazırda iç çekişmelerle boğuşan cihatçı örgütü etkisiz hale getirmesi kuvvetle muhtemel.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye çatışması

Kirill Semenov is an independent analyst with a yearslong record of professional study of political and military situations in the Middle East with a strong focus on conflicts in Syria, Yemen and Libya. He is also a non-resident expert of the Russian International Affairs Council.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept