İsrail'in Nabzı

ABD’nin Suriye’den çekilmesi İsrail için ne anlama geliyor?

By
p
Article Summary
ABD’nin Suriye’den çekilme kararı Suriye’deki varlığını tahkim etmeye çalışan İran’a karşı İsrail’i tek başına bırakıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Eğer mümkün olsaydı İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu en sert, en kızgın konuşmalarından birini ABD Başkanı Donald Trump’a karşı yapardı. Netanyahu ilk kez Trump’ın selefi Barack Obama’yı özlüyor olabilir.

Netanyahu hükümetinden bir bakan kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Suriye’den çekilme kararını, önceden haber vermeden ve ABD’nin, müttefiklerinin ve tüm dünyanın menfaatlerini yok sayarak Obama açıklamış olsaydı Başbakan ona neler ederdi bir düşünün. Netanyahu Kongre’nin her iki kanadında konuşma yapar, (İsrail lehine lobicilik yapan) AIPAC’ı, (Amerikalı milyarder) Sheldon Adelson’u, (ABD’deki büyük Yahudi örgütlerinin) Başkanlar Birliği’ni, aklına gelen herkesi Başkan’a karşı kışkırtırdı. Başkan’ın doğrudan İsrail’in güvenliğini zedelediğini söylerdi. Ancak burada Obama değil Trump söz konusu. Dolayısıyla Netanyahu’nun tek yapabildiği Başkan’la kibar bir telefon görüşmesi yapmak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için Suriye’de ABD desteğiyle adım atmaya devam edeceğini duyurmak oldu.”

ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ihtimal dâhilinde olduğu ve her an gerçekleşebileceği konusunda Netanyahu son bir yıl içinde birkaç kez uyarılmıştı. Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot da istihbarat birimlerinin başkanları da Trump’ın kampanya vaadini yerine getirmek ve Orta Doğu’nun gazabından kurtulmak için bahane aradığını biliyorlardı. Bir yıl boyunca Beyaz Saray’a her türlü baskıyı uygulayan Netanyahu, o şer kararın iptal edileceğini, hiç değilse erteleneceğini umuyordu. Ancak bu hafta nihayet bu umutlarında yanıldığını anladı.

İsrail Başbakanı düne kadar Trump’ın seçim zaferinin, Beyaz Saray’a gelişinin tadını çıkarıyordu. Her şey istediği gibi gidiyordu. Kudüs’te ABD Büyükelçiliği’ne kavuşmuş, ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesini sağlamış ve her türlü platformda İsrail’in kaprisleri üzerine açılan Amerikan diplomatik şemsiyesini epey büyütmüştü. Ancak bu hafta Netanyahu, Başkan’ın dengesiz mizacının, kontrolsüz fevri yapısının, düzensiz ve mantıksız politikasının bedelinin ilk taksitini ödemiş oldu.

Üst düzey bir İsrail istihbarat kaynağı, isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle dedi: “Bu, inanılmaz bir şey. Başkan bunu tüm danışmanlarına, çalışma arkadaşlarına, üst düzey kadrosuna karşı çıkarak yaptı.”

Kaynak haklı. Zira İsrail’de çeşitli konumlardaki kıdemli isimler son aylarda Trump’la çalışan üst düzey görevlilerden tekrar tekrar çeşitli teyit ve sözler almıştı. Herkes aynı minvalde konuşmuştu: Suriye’deki Amerikan varlığı önemliydi, yakın gelecekte Suriye’den çekilme gibi bir niyet yoktu, çekilme olsa bile bu ancak ABD’nin sağlam bir diplomatik bedel kopartmasından sonra gerçekleşebilir ve bu bedel de İran’ı Suriye’den uzaklaştırmak ve İsrail’in menfaatlerini korumakla ilgili oldurdu. Tüm bu sözler Başkan’ın attığı tek tweet ile miadını doldurdu. Sözlerle birlikte bu sözleri vermiş olan bazı üst düzey isimlerin de miadı doldu. Savunma Bakanı James Mattis’in istifa etmesi, İsrail’de kimse için sürpriz olmadı. Sürpriz birkaç gün önce yapılmıştı.

Suriye’nin kuzeyi ile Suriye-Irak-Ürdün sınırındaki El Tanf üçgeni arasına dağılmış olan 2 bin Amerikalı asker görünürde İsrail’in güvenliği bakımından önemli bir operasyonel avantaj teşkil etmiyor. Ancak gerçek şu ki Trump’ın çekilme hamlesi, İsrail’in stratejisi açısından yıkıcı bir potansiyel taşıyor.

İsrailli bir askeri kaynak Al-Monitor’a yaptığı açıklamada “Çok şanslıyız ki son iki yılda Devrim Muhafızları’na, İran’ın yerleşme çabalarına karşı sağladığımız başarı bizi ABD’nin çekilmesinin sonuçlarıyla daha rahat, daha kolay baş edecek bir noktaya getirdi.” dedi.

Tespit doğru ama kısmen. ABD’nin aceleyle, hatta telaşla çekilmesinin olabilecek en kötü zamanda gerçekleştiğini İsrail’de herkes kabul ediyor. Bu kararla beraber İran’ın Suriye’de kalıcı varlık oluşturma çabalarının İsrail tarafından engellenmesi ciddi şekilde öteleniyor.

Trump çekilme kararına, İran’ın uzaklaştırılması veya başka bir kazanım şeklinde “fiyat biçmek” için Ruslarla bir anlaşma yapmayı bile denemedi. ABD Başkanı en yakın müttefiklerinin çıkarlarını hiçe sayarak, mantığı hiçe sayarak, danışmanlarının yapmış olduğu ayrıntılı planlarını hiçe sayarak bedavadan çekiliyor.

Netanyahu’nun kıdemli bir danışmanı üzüntülü bir şekilde Al-Monitor’a şöyle konuştu: “İyisiyle kötüsüyle Trump budur. Şu ana dek biz çoğunlukla iyi tarafını gördük, şimdi kötüsü geldi. Bundan sonra tek umudumuz işlerin iyice kötüye gitmemesi ve bunun bir daha tekrar etmeyen, münferit bir olay olarak kalması.”

İsrail’in rahatsızlığı büyük ölçüde ABD’nin El Tanf’taki sınır üçgeninden çekilmesiyle ilgili. Bölgedeki Amerikan üssü adeta İran, Rusya ve Suriye’nin boğazına takılmıştı. El Tanf’ta sınırların kesiştiği bölge stratejik bir noktadır ve Amerikan bayrağının burada dalgalanması, Devrim Muhafızları’nın Şam ve Beyrut’a karadan yaptığı silah sevkiyatlarını artırmasını önlüyordu. Suriye’nin resmi haber ajansı Sana’ya göre bölgeden geçirilebilen sevkiyatlar da ABD varlığını caydırıcı bir avantaj olarak kullanan İsrail hava kuvvetleri tarafından vuruluyordu. Şimdi tüm bunlar mazi oldu.

Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir İsrail güvenlik yetkilisine göre “Trump esasen Suriye’nin anahtarını Putin’e vermiş oldu. Sorun şu ki bunu tamamen bedavaya yaptı. Trump’ın deneyimli, görmüş geçirmiş bir iş adamı olduğu düşünülürse bu, oldukça tuhaf, endişe verici ve iç karartıcı bir durum.”

Ancak İsrail’in üzülme, protesto etme lüksü yok. İsrail ordusu şimdi ABD’nin çekilmesine operasyonel bir tepki geliştirmeye çalışıyor. Adının açıklanmasını istemeyen kıdemli bir subay Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Günlük operasyonel düzeyde normal hareket etmeye devam edeceğiz. Hava kuvvetleri hareket tarzını değiştirmeyecek, İran varlığına karşı mücadelemiz her zamanki gibi devam edecek.”

Asıl sorun ise stratejik, diplomatik ve küresel alanlarda. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan üst düzey bir İsrailli kaynak “Bizler yine de idare edebiliriz. Ürdün şu an çok daha ürkütücü bir durum yaşıyor. El Tanf’taki Amerikan varlığı onlar için önemli bir cankurtaran simidiydi. Buradaki çekilmeyle beraber İslam Devleti’nin yeniden kendine alan açabileceğinden korkuyorlar. Ürdün yalnız bırakılacak, bölgede faal olan güçlerin insafına kalacak.”

Bölgeden gitmesi imkânsız tek gücün İsrail olması Ürdün için şans sayılır. Artan zorluklar karşısında iki ülke arasındaki stratejik ittifakın daha da sıkılaşması gerekecek.

Neticede, hafta sonundaki İsrail hafta başındaki İsrail ile aynı değil. İsrail ilk kez Trump’ın başkanlığı için nakit olarak yüksek bir bedel ödüyor. İsrailli bir diplomatik kaynak durumu şöyle özetliyor: “Bugüne kadar Putin’in İran’a dair sözlerinin uçup gittiğini, tutar tarafı olmadığını biliyorduk. Şimdi artık Trump’a da bel bağlayamayacağımızı biliyoruz. Bundan böyle de bir tek kendimize bel bağlamamız gerekecek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Donald Trump, Suriye çatışması

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept