Suriye'nin Nabzı

Suriye: Rejim yanlısı milisler ne olacak?

By
p
Article Summary
Savaş sırasında pek çok milis grubunu, hatta teslim olan isyancıları rejim saflarına katan Suriye hükümeti, şimdi bu grupları ne yapacağı sorusuyla karşı karşıya. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye hükümeti “azı karar çoğu zarar” misali bir sorunla karşı karşıya. Barış görüşmelerinin pürüzsüz gittiğini söylemek zor olsa da yıllardır süren iç savaş sona yaklaşmış görünüyor ve muhaliflere karşı mücadeleyi desteklemek için kurulan çok sayıda paramiliter yapı rejimi şimdi uğraştırıyor.

Hükümet kontrol altına aldığı bölgelerde güvenlik ve istikrarı sağlamaya çabalarken paramiliter grupları da devlet güçlerine entegre etmeye çalışıyor. Sayıları binleri bulan bu militanların içinde teslim olmuş eski isyancılar da var. Entegrasyon çalışmaları hâlâ ufak çapta ve yüzeysel yöntemlerle yürütülüyor. Rejimin bu konuda uzun vadeli, kurumsal bir plan oluşturması gerekiyor.

Suriye’deki ayaklanmanın ilk günlerinde Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın rejimi ciddi bir insan gücü sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. Askerler, siyasi nedenlerle veya kendi memleketlerinde savaşmak istemedikleri için ordudan firar ediyorlardı. 2011’de patlak veren savaştan önce Suriye ordusu, zorunlu askerlik yapan gençlerin ağırlıkta olduğu 300 bin dolayında askerden oluşuyordu. 2015 yılına gelindiğinde bu sayı 100 binin altına düşmüştü.

Bu sorun karşısında rejim zamanla bazı güvenlik görevlerini “taşeronlara,” yani milislere devretti, bu da erlerin yerelde görev yapmasına imkân verdi. Asker kaçakları da şimdilik aftan yararlanarak durumlarını çözüme kavuşturdu. Neticede, Ulusal Savunma Güçleri (USG), Yerel Savunma Güçleri (YSG), çeşitli istihbarat birimlerine bağlı paramiliter gruplar gibi büyük yapılar Suriye sahnesine damgasını vurdu.

USG yerel grupların birleşmesiyle oluşurken, Suriye ordusunun parçası sayılan YSG İran yönetimine girdi. YSG’nin 50 bin kişiden oluştuğu söylense de Philadelphia merkezli Orta Doğu Forumu’nda Suriye uzmanı olan Aymenn Jawad Tamimi bu sayının oldukça abartılı olduğunu düşünüyor. Her iki yapı da yaklaşık beş yıl önce kuruldu.

Güvenlik alanını nizama sokma çabaları kapsamında çeşitli gruplar 5. ve 6. taarruz kıtalarına entegre edilirken bazı gruplar da Suriye’nin seçkin birliği Cumhuriyet Muhafızları’na dâhil edildi.

Londra merkezli Chatham House ve Uluslararası Radikalleşmeyi Araştırma Merkezi’nin Suriye uzmanı Haid Haid Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Rejim iki tür entegrasyon mekanizmasına odaklanıyor. Birincisi, askerlik yapmamış olanları, bireysel düzeyde yeni yardımcı birimlerde görev yapmaya zorluyor ya da belli grupların bu güçlere katılmasını sağlıyor.”

İstanbul merkezli Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne bağlı bir Suriye uzmanı olan Navar Şaban ise paramiliter grupların konsolidasyonuna Rusya’nın yön verdiğini vurguluyor. Rus Uluslararası İlişkiler Konseyi’ne göre Moskova 2015’ten bu yana “çeşitli devlet dışı silahlı grupların ve hükümetin yanında savaşan milislerin etkinliğini asgariye indirmeye çalışıyor.”

Konseye göre 4. Taarruz Kıtası 2015’te doğrudan Suriye ordusunun komutası altında Lazkiye’de faaliyet gösteren çeşitli milis ve silahlı gruplardan oluşurken, 5. Taarruz Kıtası çeşitli USG gruplarından ve eski ordu firarilerinden oluştu. Esad Kalkanı, Maharde Güçleri, Şehadet veya Zafer Grubu, IŞİD Avcıları, Aşiret Güçleri, Baas Tugayları gibi gönüllü grupları içeren 5. Taarruz Kıtası’nın silahlarını Rus ordusu sağladı.

Haid’in verdiği bilgiye göre Ebu Fadıl Abbas grubu gibi başka bazı gruplar Cumhuriyet Muhafızları’na entegre edildi.

Carnegie Vakfı’nın Diwan isimli blogunda yayımlanan makaleye göre Kalamun Kalkanı (Dera El Kalamun) ve Sahil Kalkanı (Dera El Sahil) gibi gruplar da Cumhuriyet Muhafızları’na bağlandı. Makalede ayrıca 2017’de Halep bölgesindeki tüm yerel milisleri içeren 30. Tümen’in de Cumhuriyet Muhafızları bünyesinde kurulduğu vurgulanıyor.

Orta Doğu Enstitüsü’nün tahminine göre rejim yanlısı milislerin sayısı 2017’de 150 binin üzerindeydi.

Rejim teslim olan isyancıları da saflarına kattı. Haid’e göre daha önce muhalefet tarafında savaşmış olanların resmi güçlere katılımı zorunlu askerlik mekanizması üzerinden sağlandı. Uzmana göre muhalif savaşçıların, İran destekli USG veya Rus önderliğindeki Beşinci Tugay gibi rejim yanlısı yardımcı birimlere katılımında arabuluculuk yapan nüfuz sahibi yerel isimler etkili oldu.

Haid örnek olarak, 2017’de Şam’ın güneybatısındaki Beyt Can’da sağlanan teslimiyet anlaşmasının ardından Liva Ömer Bin El Hattab isimli yerel isyancı grubunun lideri tarafından kurulan ve Hermon Alayı’na bağlanan Beyt Can Taburu isimli USG grubunu gösterdi. Ünlü isyancı komutan Ahmed Audeh de rejim yanlısı yardımcı gruplara katıldı.

Rusya’nın rolüne dikkat çeken Şaban ise şöyle konuştu: “Dera, Humus ve Kalamun’da Moskova uzlaşı süreçlerinde, isyancıların yeni yapılara dâhil edilmesinde ısrarcı oldu. Ruslar, rejimin açığı kapatacak insan gücünden yoksun olduğunu biliyor ve İran yanlısı yapıların üstünlük kazanmasını istemiyor.”

Süreç bir dizi milis grubunun entegrasyonunu kolaylaştırmış olsa da pek çok sorun devam ediyor.

Şaban’a göre “Entegrasyon süreci eksik. Bahsi geçen yapılar, kendi etiketlerini koruyor ve entegrasyon çoğunlukla grup düzeyinde gerçekleştiği için yeni bir güvenlik şemsiyesi altına giriyorlar. Eski Ebu Fadıl Abbas güçleri ile Cumhuriyet Muhafızları örneğinde olduğu gibi bazı oluşumlar yardımcı güçlerle yan yana faaliyet gösteren paralel yapılar şeklinde devam ediyor.”

Haid ise şu değerlendirmede bulundu: “Milis savaşçıları geleceğe dönük planlar olmaksızın düzenli birliklere değil, yardımcı ve acil durum birliklerine entegre ediliyor. Benzer şekilde, hedefli olarak seçilen pek çok milis grubunun katılımı bireysel düzeyde değil grup düzeyinde oluyor ki bu da sadakatlerinin devlete geçmesini sağlamıyor. Entegrasyon hâlâ ufak çaplı ve Rusya tüm bu militanları ne yapacağını düşünüyor. YSG gibi yapıların bağımsız kalmasını isteyen İran ile Rusya arasındaki rekabet de bir başka zorluk oluşturuyor.”

Bu görüşe katılan Şaban devletin askeri teşkilatına resmen dâhil edilen YSG’nin USG’den farklı olarak üyelerine, resmi askeri kurumlarla sorunlarını halletme şartı koşmadığını, çünkü YSG’nin resmi askeri kurum sayıldığını vurguladı. Şaban sözlerini şöyle sürdürdü: “İran bunun yanı sıra özel güvenlik şirketleri gibi başka paralel yapıları da güçlendiriyor. Bu şirketlerin sayısı 2013’te sadece üç iken şimdi 18’e çıkmış durumda. Şirketler başlıca otoyolların, Şair sahası gibi petrol ve gaz sahalarının ve aralarında ünlü T2’nin de bulunduğu tesislerin güvenliğini sağlamakla görevli.”

Görünen o ki Esad’ın ülkesi savaş sonrası dönemde İran’la Rusya’nın mücadelesine sahne oluyor. Entegrasyon süreci ise kapsam ve mahiyet bakımından oldukça sınırlı. Bu durum, Suriye devletinin karşı karşıya kaldığı açmazları çözmesi için önünde uzun bir yol olduğunu gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Devlet dışı silahlı unsurlar

Fransa ve Lübnan uyruklu gazeteci Mona Alami, Atlantik Konseyi’ne bağlı Refik Hariri Orta Doğu Merkezi’nde konuk araştırmacı olarak çalışıyor. Ürdün, Mısır, Lübnan, Suriye, Sudan ve BAE başta olmak üzere Arap dünyasındaki siyasi ve ekonomik konuları izliyor.

 

NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept